• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Erzurum 20 °C
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 24 °C

BALYOZ; KİME NİYET, KİME KISMET!

Vahdet Nafiz Aksu

BALYOZ; KİME NİYET, KİME KISMET!

Geçen haftaki yazımın son cümlesi şuydu:
Menderes'in idam fotoğrafı, 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın kafa kâğıdıdır. Nüfus hüviyet cüzdanıdır!
27 Mayıs darbesi, halk hafızasına ordunun kurumsal bir eylemi olarak yerleşti. O günleri tartıştığımızda ‘ordu darbe yaptı’ deyip geçiyoruz.
Hâlbuki o darbe, ordu içinde yuvalanmış bir çetenin eseredir.
Siyasi iktidarla birlikte kendi genelkurmay başkanını da demir parmaklıkların arkasına göndermiş, Yassıada’da idamla yargılamıştır.
Cumhuriyet tarihinin en büyük general ve subay tasviyesi o dönemde gerçekleştirilmiştir.
***
Şu anda onlarca general, bir o kadar da çeşitli rütbedeki subay ‘özel yetkili mahkemeler’ de yargılanıyor.
Bunlara bakıp ‘Türk Ordusu yargı karşısında’ diyebilir miyiz?
Diyemeyiz.
Yargılanan kurum olarak ordu değil çünkü.
Ordu içinde ‘darbeci gelenekten’ gelen bir kısım subaylardır mahkeme önüne çıkarılanlar.
Bunlara bakıp tüm orduyu itham etmek büyük haksızlık olur.
Peygamber ocağına bühtan, hatta iftira olur.
Ne yazık ki, mensuplarının yargı önüne çıkarılması nedeniyle ordumuz iki cepheden böyle bir bühtan ve iftira sağanağına maruz bırakılıyor.
***
İki cephe dedik ya…
Bunlardan birincisi ‘ordunun içinden’
Diğeri dışarıdan icra-i faaliyet gösteriyor.
***
Önce içeriden olanın fotoğrafını çekelim.
Ak Parti’nin kuruluş günleri, 28 Şubat ruhunun dört bir yanı kuşattığı günlere tekabül ediyor.
O havanın da etkisiyle, tüm zinde güçler ‘irtica’ meselesinde son derece hassaslar.
‘Kırmızı kitapta’ bölücü tehdidi birinci tehlike olmaktan çıkartıp, yerine irticayı koyacak kadar, hem de…
İşte, kendilerince darbeye müsait o ortamdan yararlanan bazı üst rütbeli subaylar; ciddi şekilde işe koyulmuşlar, durumdan vazife çıkarma adetlerini sürdürmüşler.
Ordunun general sayısı ne kadar, hemen hesaplayın.
Albayı, yarbayı, diğer rütbelerdeki subaylarının sayısı ne kadar, aklınıza getirin.
Göreceksiniz ki, kurumsal olarak ordu bu işlerin dışındadır, darbecilerin toplamı yüzde iki bile değildir.
Buna rağmen, bu yüzde birlik, ikilik darbeci kişiler; iş ve eylemleri ortaya çıkıp, mahkeme kapılarına düşünce hemen şu savunmanın arkasına sığındılar:
“Yargılanan biz değiliz, Türk Ordusu’dur!”
Böyle diyerek, aslında kendi işiyle, gücüyle meşgul geniş komuta kitlesini ‘suç ortağı’ ilan etmiş oluyorlar.
Silah arkadaşlarına bühtan ediyorlar.
Suçlarını kurumsallaştırıp, kendileri kabahatlerinden sıyrılmak uyanıklığını gösteriyorlar.
Halkımız, bunlara itibar etmesin.
Yargı karşısında terleyen ‘sanıklara’ bakıp, kurumsal olarak ordumuzu ‘şüpheli’ addetmesin, her vesile ile ordu düşmanlığı yapanların ekmeğine yağ sürmesin.
***
Bu içerden ‘bühtan alaylarına’ ek olarak…
Bir de işleri güçleri ‘devlete, orduya’ düşmanlık olan güçlü bir cephe var.
Eski Marksistler, pervane liboşlar, köşe başlarını kesmiş gafil kalem erbabı…
Özel yetkili mahkemelerde yargılanan ordu mensuplarını gördükçe…
Derin bir oh çekiyorlar.
Yüreklerinin yağı eriyor.
Darbeci azınlığı bahane ederek, askerin tamamına yüklenip duruyorlar.
Kinlerini en bayağı üsluplarla kusuyorlar.
Kusmuklarını milletin yüzüne bulaştırmak için olağanüstü çaba gösteriyorlar.
***
Milletin kahir ekseriyeti bu içerden ve dışarıdan pompalanan ‘ darbeci şefkat soslu ordu düşmanlığı’ oyununa gelmiyor.
Ayakkabıyı ayağa, külahı başa koyuyor.
Darbeci paşalara bakıp, peygamber ocağına husumet beslemiyor.
Darbecilerin ‘bize dökülen çehre, orduya asılan yüzdür’ uyanıklığını da yemiyor.
Kendi iradesine cuntacı kelepçeler takmaya çabalayanla, milli iradeye muti evlatlarını aynı kefeye koymuyor.
***
Millet, balyoz davasına da aynı pencereden baktı.
Birinci ordudaki plan seminerleri, plan toplantılarındaki konuşmalardan,
Amacını aşan senaryolardan ürktü.
Ses kayıtlarını şaşkınlıkla dinledi.
Üzüldü, sarsıldı, hayretlere düştü.
Nihayet mahkeme kararını verdi.
Bakalım Yargıtay nasıl bir hükme varacak?
Dileriz adalet milim şaşmadan tecelli etsin.
Karar kesinleşmeden, hukuki anlamda fazla söz düşmez bize…
***
Bu aşamada söyleyeceğimiz şu;
Millet, darbe yüzlü generalleri sevmiyor; Peygamber ocağının darbeyle marbeyle alakası olmayan tek pırpırlı başçavuşuna bile paşa muamelesi yapıyor, evladı gibi seviyor.
Kılına halel gelse, karalar bağlıyor. Her şehide, kendi evladı gibi ağlıyor.
Balyoz kararlarını haber bültenlerinden dinlediğimde bunları düşündüm.
Rütbelerin sökülmesine ilişkin karar ise bende ‘sanki mareşalmişim de rütbemi sökmüşler’ etkisi yaptı.
Plan seminerlerinde tartışılanlar eğer tahakkuk etseydi, balyoz kimlerin başına inecekti, şimdi kimlere indi?
Ava gidenin avlanması gibi bir şey…
Keşke balyoz hiç olmasaydı. Hiçbir başa inmeseydi. Bir ömrün vakfedildiği rütbeler, bir ‘gereği düşünüldü’ cümlesiyle sökülmeseydi… Keşke!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25