• BIST 99.639
  • Altın 139,791
  • Dolar 3,5032
  • Euro 3,9191
  • Erzurum 27 °C
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 29 °C

İran ve ABD Arasındaki Gerilim Ne Anlama Geliyor?

Cemalettin Taşken

ABD’deki başkanlık yarışının cumhuriyetçi adayı Donald Trump, Kasım 2016’daki seçimleri kazanarak ABD’nin 45. Başkanı olmuştu. 20 Ocak 2017 tarihinde beyaz sarayın yeni sakini olarak göreve gelmesini ardından sıra seçim kampanyası sırasında verdiği vaatlere gelmişti. Trump, artık ABD’nin yeni başkanı. Göreve gelişinin henüz ikinci haftası olmasına rağmen beklenen çıkışlarıyla dünya siyasetinin en çok konuşulan ismi şüphesiz.

Seçim kampanyası sırasında Trump’ın en dikkat çekici çıkışlarının başında İran’la iligili söylemleri geliyor. Trump, kampanya sırasında gittiği her eyalette nükleer anlaşmayı, “ABD tarihinin en kötü anlaşması” olarak nitelemiş seçilmesi durumunda İran’la ilgili savaş dahil her türlü ihtimalin masada olacağını söylemişti. İranlı siyasiler de Trump’ın bu uzlaşmasız tavrını dikkatle takip edip net bir yorumda bulunmak için seçim sonuçlarını beklediler.

Gelinen noktada beklendiği gibi Trump, İran’la ilgili politikalarında gerilimli bir söylemi benimsedi ve İran da buna aynı sertlikte karşılık verdi. Şimdilerde iki ülke arasında karşılıklı tehditkar söylemler ve olası savaş senaryoları konuşuluyor. ABD, İran’ı anlaşmayı bozmakla tehdit ederken İran balistik füze denemeleriyle yetinmeyip nükleer reaktörlerde yakıt olarak kullanılan “sarı kek” miktarını arttıracağını duyurdu.

Ancak İran ve ABD arasındaki gerilimi daha sağlıklı yorumlamak için öncelikle İran siyasetinin iç dinamiklerine odaklanmak gerekiyor. Gerilimi tırmandıran girişimlerden biri olan balistik füze denemelerini  İran neden fırlattı sorusundan ziyade bunları hangi İran fırlattı sorusunu sormak daha doğru bir yaklaşım olabilir. Zira İran iç siyasetindeki vesayet kavgası derinleşerek devam ediyor. Füze denemelerinin Ruhani’nin onayı olamadan muhafazakar kanadın baskıları sonucu yapıldığının altını çizmek gerek. Önümüzdeki Mayıs ayında İran’da cumhurbaşkanlığı seçimleri var ve Hasan Ruhani’nin yeniden cumhurbaşkanı seçilmek kadar önem verdiği bir diğer konu ise “nükleer anlaşmayı korumak”. Ordusundan, yargısına, dini lider üzerindeki etkisinden, kurumlarına İran siyasetinde tartışmasız bir ağırlığı olan aşırı muhafazakar grubun, İran ve Batı arasındaki nükleer anlaşmadan son derece rahatsız olduğu bir gerçek. Anlaşmanın İran Devrimi ilkeleriyle ters düştüğünü ve İran’ın Batı’ya peşkeş çekildiğini iddia ederek Hasan Ruhani’yi ihanetle suçlayan muhafazakar siyasetçi sayısı hiçte az değildi.  Hatta İranlı aşırı muhafazakarların, Trump, ABD başkanı seçilince Trump taraftarları kadar sevindiklerini söylemek abartı olmaz. ABD’de yaşayan İranlı muhaliflerin ise seçimlerde -tıpkı Obama’da olduğu gibi- Hillary Clinton’ı desteklediklerini de söylemek gerek. Peki ABD’de yaşayan ve bünyesinde önemli bir muhalefeti barındıran İranlılar, neden savaş dahil bütün seçeneklerin masada tutan Trump’a oy vermedi? Mevcut İran yönetiminin tehdit eden bir başkan ABD’de yaşayan İranlıların istediği bir şey değil mi? Cevabı istisnasız “hayır”. Başta ABD olmak üzere yurtdışında yaşayan İranlılar, savaş taraftarı değil. İran Diasporası da savaş senaryolarının önüne geçmek için var gücüyle çalışıyor.  Az önce bahsettiğim “hayır” cevabının iki önemli sebebi var. Birincisi İran Milliyetçiliği. İkincisi ise olası bir savaş durumunda İran’da diriltilmeye çalışılan muhalefetin yok olma ihtimali. Zira olası savaş durumunda sesi cılız da olsa var olan muhalefetin ortadan kalkacak olması İranlı muhalifler için kötü bir senaryo. Hem Trump, hem de İranlı aşırı muhafazakarlar, gerilimin kendi siyasi çıkarlarına hizmet ettiğinin farkında ve muhafazakarlar, Hasan Ruhani yüzünden kaybetme tehlikesi yaşadıkları siyasi ağırlıklarını geri kazanmak istiyor. Bunun için en önemli fırsat Trump’ın başkan seçilmesiydi ve o da oldu. İki tarafın da gerilimden beslenen grubu kazanmış gibi duruyor şimdilik.

Ocak ayının başlarında vefat eden İran siyasetinin en önemli denge unsurlarından biri olan Rafsancani’nin yokluğu, Reformistlerin işini daha da zorlaştırdı. Ruhani ve ekibi, hem Trump’la hem de muhafazakarlarla mücadele etmek zorunda kalacağı günlere doğru yol alıyor. Aşırı muhafazakar grup ise Trump gibi bir başkanı bulmuşken ABD ile restleşerek hem nükleer anlaşmayı sonlandırmak hem de İran siyasetini yeniden konsolide etmek istiyor. Anlaşmanın bozulup herşeyin başa dönmesi durumunda dış siyasetteki radikal duruşlarını yeniden etkin hale getirecek olan İranlı muhafazakarların, bölgedeki terör yapılanmalarına daha yoğun bir destek vereceği ve insan hakları ihlallerinin artarak devam edeceği gerçeği de cabası.

 

Trump Tek Başına Nükleer Anlaşmayı Bozabilir mi?

Bu sorunun cevabı için öncelikle yaptırımlar rejiminin mantığına bakmak gerek. İran’a yönelik ABD’nin, BM Güvenlik Konseyi’nin ve AB’nin yani üç farklı aktörün ayrı ayrı uyguladığı yaptırımlar vardı. Bu yaptırımların ise üç tane ana sac ayağı bulunuyor. Birincisi nükleer silah yapımının önüne geçmek, İnsan hakları ihlalleri ve İran’ın terörü finanse ettiği iddiasıyla uygulanan yaptırımlar. Bu noktada sadece nükleer meseleyle ilgili yaptırımlar askıya alınıyor diğerleri ile ilgili olanlar devam edecek gibi. Trump’ın çıkışlarıyla birlikte ABD sadece kendi adına uyguladığı yaptırımları lağv edebilir. ABD’nin de İran’a uyguladığı yaptırımlar kendi içinde ikiye ayrılıyor. Bunlardan ilki ‘executive order’ dediğimiz, Başkanın doğrudan yaptırım kararı alması iken diğeri ise Kongre’nin kanun çıkararak gerçekleştirdiği yaptırımlar. Bu ayrım, yaptırımların nasıl askıya alınacağı bakımından önemli. Önümüzdeki dönemde iş bu noktaya kadar varırsa ABD senatosunda da Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında yeni tartışmaların yaşanacağı bir sürece doğru gidiyoruz demektir.

Sonuç itibariyle ABD kendi adına uyguladığı yaptırımları tekrar devreye sokabilir. BM Güvenlik Konseyi’nin ve AB’nin uyguladığı yaptırımlardan vazgeçip Ruhani’nin arkasında durması halinde ABD’nin Avrupa ile de “İran” başlıklı yeni bir nükleer gerilim yaşayabileceğini söyleyebiliriz.

Savaş senaryolarının konuşulmaması, bölgesel ve küresel meselelerin müzakere ve diplomasiyle çözüme kavuşması ümidiyle...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25