• BIST 104.001
  • Altın 145,495
  • Dolar 3,5083
  • Euro 4,1894
  • Erzurum 16 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 28 °C

Körfez’de Kılıç Dansı

Cemalettin Taşken

ABD’nin 45. Başkanı Donald Trump, ilk yurt dışı gezisini Suudi Arabistan’a yaptı. İlk ziyaretin, Trump’ın başkanlık kampanyası sırasında “köktendinci” akımları desteklemekle itham ettiği Riyad’a gerçekleşmiş olması, ziyareti ilginç ve anlamlı hale getirdi. Kamuoyu bu ziyaretin nelere gebe olabileceğini tartışırken Suudi Arabistan'dan başlayıp İsrail'de noktalanan Ortadoğu gezisinin etkileri, Haziran ayının başlarında hissedildi. Haziran’ın ilk haftası, Arap Yarımadası’nda olağanüstü bir hareketlilik söz konusuydu.

Ortadoğu’nun küçük devi Katar’ın komşuları, 5 Haziran 2017 tarihinde Doha yönetimine karşı bir ambargo kararı aldı. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Mısır, Libya, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, Katar’la tüm siyasi ve ticari ilişkilerini kestiklerini açıkladı. Bu açıklamalarla bölgede bir süredir tırmanan gerilim, sürpriz bir şekilde son yılların en büyük krizine dönüşmüş oldu. Körfez Ülkeleri, Katar’a yönelik ambargoyu arttırma hususunda kararlıydı. Katar’ın karadan sınırı olan tek komşusu Suudi Arabistan, sınırlarını tamamen kapattığını duyurdu. Bunun yanı sıra bazı Mısırlı bankalar, Katarlı bankalarla yaptıkları anlaşmalarını iptal etti. Bu gelişmelerin ardından başkent Doha’da halkın marketlere akın ettiği ve yiyecek stokları yaptığına dair iddialar ortaya atıldı. İlerleyen saatlerde Maldivler de Katar’la bağını koparan ülkeler safına katıldı. Bu gelişmelerin ardından Katar borsası günü %7,2’lik bir düşüşle kapattı. Krizin sebeplerini irdeleyen herkesin aklında Trump’ın bölgeye yaptığı ziyaret vardı. Gelişmelerin takip eden herkesin zihnindeki soru aynıydı. Ne oldu da bütün komşuları Katar’a sırtını dönmeye başladı? Krizin tek sebebi Trump’ın bölgeye yaptığı gezi miydi?

Arap Yarımadası’ndaki görülmemiş krizin ortak gerekçesi Katar’ın, Ortadoğu’da terörü desteklediği iddiasıydı. Başta Suudiler olmak üzere Körfez Ülkeleri, Katar’ın başta IŞİD olmak üzere bölgedeki diğer terör örgütlerine hem siyasi hem de ekonomik anlamda desteklediğine inanıyor. Özellikle Mısır, Katar’ın Müslüman Kardeşlere arka çıkmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Katar hükumeti ise bu iddiaların tamamını reddederek gerçek dışı olduğunu açıkladı.

İlginç olan şu ki 1966 yılında idam edilen Müslüman Kardeşler’in sembol ismi Seyyid Kutup için gıyabi cenaze namazı kılan Suudiler’in, 2017 yılında Müslüman Kardeşler konusunda Mısır’ı desteklemesiydi. Katar, Müslüman Kardeşler’e sahip çıkmasıyla da diğer Körfez Ülkeleriyle “dünya görüşü” kavgası veren bir görüntü çizmekte. Bu da krizin, enerjisini geçmişten alan farklı alanlardan beslendiğini gösteriyor. Bu enerji de her iki tarafı farklı kutuplara itiyor. Bir tarafta ABD’deki gelişmeler ışığında Trump’la beraber yürümek isteyen bir Mısır ve Suudi Arabistan cephesi varken diğer tarafta kendi siyasi ve iktisadi potansiyeline güvenen bir Doha diplomasisi bulunuyor. Dikkat çekilmesi gereken diğer bir nokta ise Katar’ın, Müslüman Kardeşler ve Hamas gibi örgütleri siyasi ve kültürel açıdan revize edip sosyal hayata dahil etme politikası. Katar bunu diplomasi kanallarını kullanarak uygulamanın peşinde. Katar’ın son yıllarda uluslararası bir bölge olması ve birçok örgütün muhataplarıyla Katar’da rahatça görüşebilmesi, Doha’yı, bölgedeki güncel krizlerin analiz edildiği merkez konumuna getiriyor. Bu da Körfez ülkelerini rahatsız eden bir durum olarak krizin sebepleri arasında gösteriliyor. Ayrıca Mısır'daki darbe esnasında Suudi Arabistan’ı karşısına alarak diplomatik çözümden yana olması, Katar krizinin perde arkasındaki nedenleri arasında sayılabilir.

Trump’ın Elindeki Suud Kılıcı

Mevcut krizi ele alan analizlerde Trump’ın Mayıs ayında gerçekleştirdiği Ortadoğu gezisinin zamanlamasına ve söz konusu gezide yapılan açıklamalardaki vurgulara dikkat çekildi. Zira, Trump ziyareti sırasında terörle etkin bir mücadele için Arap ülkelerinin, Katar’la ilişkilerinin gözden geçirmeleri gerektiğini belirtmişti. Buna paralel olarak ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın Haziran ayı başında yaşanan krizle ilgili “Bölgede var olan ve giderek artan birtakım huzursuzluklara şahidiz, sorunun büyümesi sonucu Arap ülkeleri adım atma gereği duydu” sözleri, Trump’ın bu isteğini destekler nitelikteydi. Kriz sonrası Trump’ın Twitter Diplomasisi de devredeydi. Ayrıca, Twitter diplomasisini etkin bir şekilde kullanmasıyla öne çıkan ABD Başkanı, krizle ilgili kişisel hesabından attığı twit’le adeta “ben demiştim” yorumunda bulundu.

Bunların yanında, Donald Trump’ın ziyareti sırasında Suudi Arabistan Kralı Selman ve Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah el-Sisi ile birlikte objektiflere yansıdığı bir kare ziyarete damgasını vurdu. Ziyaret esnasında önemli konuları görüşen liderler, Washington ve Riyad arasında tarihin en büyük silah anlaşmalarından birini gerçekleştirmişti. Basra Körfezi’nde yaşanan ambargo krizi ile birlikte, söz konusu fotoğrafın liderlerin aslında Müslüman Kardeşler gibi grupları destekleyen Katar gibi ülkelere karşı birleşmiş olduğunu simgelediği yönünde yorumlar yapıldı.

Körfez’in küçük devi Katar

Katar, nüfus ve yüzölçümü bakımından küçük, ancak nüfuz, söylem ve eylem bakımından Körfez’in önemli ülkelerinden. Arap Baharı rüzgârına doğru zamanda ve yönde değerlendiren Katar, bölgeyi kuşatan etkili medyasıyla Ortadoğu’nun yeni aktörü olma siyasetini güdüyor. Arap Yarımadası’nın doğusundaki Katar, Basra Körfezi ile çevrilmiş vaziyette. Suudi Arabistan, ülkenin Batı ve Güney komşusu. Karadan sınırı olan tek ülke de Suudi Arabistan. Doğusunda Birleşik Arap Emirlikleri, kuzeyinde ise İran var. Toplam nüfusu 2.7 milyon olan Katar 1.5 milyon civarında yabancı işçi bulunuyor. 250 bin civarında Katarlı’nın yaşadığı ülke 11.500 kilometrekarelik yüz ölçümüyle Körfez’in en küçük kara parçası konumunda. Petrol ve doğalgaz zengini olan ülkedeki kişi başına düşen milli gelir 140 bin dolar civarında. Ülke bu gelirin % 60’a yakınını petrol ve doğalgazdan elde ediyor. Ülke yöneticileri, bu zenginliği değerlendirmek için 2000’li yılların başından beri dünyanın her köşesinde Katar Yatırım Ajansı aracılığı ile önemli miktarda dış yatırım yapmakta.

Kriz, İran ve Türkiye        

Körfez ülkelerinin hava sahalarını dahi Katar’a kapatmaları, krizin ciddiyetini özetler nitelikteydi. Bu duruma ilk tepki gösteren ülkeler Türkiye ve İran oldu. Bu günlerde diğer Arap devletleri tarafından dışlanmış olsa da Türkiye ve İran, Katar’ın hâlâ bölgedeki en yakın müttefiklerinden. Ankara’nın da yurt dışında ilk askeri üssünü kurmayı planladığı ülke Katar. Bu nedenle krizin gidişatı, iki ülke ilişkilerinin geleceği açısından mühim.

Türk yetkililer, krizin başlarında Katar’a yöneltilen suçlamalara karşı çıkmış Katar’ın terörle mücadelede gösterdiği gayrete yakından şahit olduklarını dile getirmişlerdir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar’ın bu şekilde izole edilmesine karşı çıkarak bu yaklaşımın, bölgedeki sorunların çözümüne katkı sağlamayacağının altını çizmiştir. Yapılan bu ilk yorumlar, Ankara’nın kriz esnasında denge politikası izleyeceği yönünde. Doha yönetiminin de ilk yardım istediği ülke Türkiye olmuş, Katar makamları, gıda ve diğer günlük ihtiyaç maddelerinin tedariği için Türk makamlarıyla irtibat halinde olduklarını açıkladılar. Kriz haftasının ilerleyen günlerinde ise 2015 yılından beri TBMM’de bekleyen ve Katar’a asker göndermeyi içeren tezkere hızla öne çekilerek onaylandı. Bu gelişme Ankara’nın krizde tercihini Katar’dan yana kullandığının bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Tezkere Doha’daki Türk üssüne Türk Silahlı Kuvvetlerinin konuşlanmasını ve Kara Jandarma Gücü’nün Türk askeri tarafından eğitilmesini içeriyor.

Ankara gibi Tahran da krizin başlarında her iki tarafa sükunet çağrısı yaptıktan sonra Katar’dan yana tavır koydu. Bu durum Katar-İran ilişkileri açısından mühim zira Katar için İran’la ilişkilerin iyi olması çok önemli. Körfez’de gaz üretimi yaptıkları ortak bir havzaları var. Suriye krizi ve bölgede artan mezhepsel gerilime rağmen her iki taraf da ekonomi eksenli bir dış politika anlayışı benimsiyor. Nihayetinde Katar açısından İran, uyanık olunması gereken komşu ülke pozisyonunda. İran Yönetimi’nin krize yaklaşımı belirtilen ortak çıkarlar çerçevesinde oldu. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin yardımcılarından Hamit Ebu Talibi, Körfez ülkelerindeki diplomatik krizin suçlusunun ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirterek, “Olanlar kılıç dansının bir sonucu” değerlendirmesinde bulundu.

Sonuç Yerine

Katar’ın yurt dışında önemli yatırımları olduğunu belirtmiştik. Bu yatırımlar arasında Türkiye de önemli pay sahibi. Dolayısıyla Ankara’yı yakından ilgilendiren bu ambargonun sebepleri ve nasıl etkileyeceği, önümüzdeki günlerin en çok konuşulan konularından birisi olmaya devam edecek öneme sahip.

Ankara, Suudi Arabistan, Mısır ve BAE gibi ülkelerin Katar’a karşı taraf olduğu krizde daha çok hakemlik yapma eğiliminde olmalıdır. Zira, Ankara’nın, Mısır ve BAE ile olan gerilimine rağmen krizin ana aktörlerinden olan Suudi Arabistan'la dengede yürüyen bir ilişkisi var. Türk diplomasisinin, bir taraftan, Riyad’la bağlarını koparmadan Katar’a uygulanan bu izolasyonu aşması diğer taraftan da uluslararası dengeleri de göz önünde bulunduran bir pozisyon benimsemesi gerekiyor. İran ise Katar’la sahip olduğu ortak enerji alanlarını korumak ve Suudi Arabistan bloğunu bölmek amacıyla Katar’a olan desteğini devam ettirecektir. Nihayetinde Katar krizi, bölgede yeni bir düzen anlayışının dizayn edildiğini gösteriyor. Esas konu ise önümüzdeki süreçte Ankara ve Tahran’ın, Katar krizini nasıl okuyacağı.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25