• BIST 116.892
  • Altın 162,294
  • Dolar 3,7748
  • Euro 4,6335
  • Erzurum 1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C

Modern Çağın Haricileri: IŞİD

Cemalettin Taşken

Ortadoğu’daki keşmekeşlik devam ederken kendini “İslam Devleti” (İD) olarak tanımlayan IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) terör örgütü, 2014 yılının Haziran ayında Musul başta olmak üzere birçok Sünni yerleşim yerini ele geçirmiştir. IŞİD’in bu ilerleyişi, sadece Ortadoğu’daki bölgesel güçlerin değil, küresel güçlerin de dikkatlerini yeniden bu bölgeye çevirmesine neden olmuştur. İsmini 2014 yılının ortalarında duyurmaya başlasa da Nisan 2013'te ilan edilen IŞİD'in örgütsel kökenlerini, 1999'a kadar götürmek mümkün.

Örgütün zihniyetini ve tarihsel birikimini besleyen en önemli husus ise ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesiyle başlayan süreç ve bölgedeki kaos ortamıdır. Bu nedenle, IŞİD'i stratejik ve taktik hedef belirleyemeyecek; başka örgüt ya da devletlerin kuklası olmanın ötesine geçemeyecek bir yapı olarak nitelemek yetersiz/yanlış bir değerlendirme olacaktır. IŞİD’in, niteliği itibarıyla devlet dışı bir aktör olsa da ‘devletleşme’ çabası içinde olduğunu vurgulamak elzemdir. Örgüt bu çabasını gerçekleştirmek için konvansiyonel savaş, terör eylemleri, devlet kurumları inşası, ittifak kurma ve sınır aşırı kitle propagandası yapabilmek gibi karmaşık davranışlar sergilemektedir.

Örgütün yapısı işleyişi ve emelleri ile ilgili analizciler ve uzmanlar tarafından birçok farklı yorum yapılıyor. Bu yorumlardan en dikkat çekeni ise başlıkta da kullanılan “modern çağın haricileri” yorumu. IŞİD’in geldiği noktayı anlamak ve Haricileri kısaca hatırlamak adına hem yakın geçmişe hem de kadim tarihin tozlu sayfalarına yolculuk etmek gerek.

IŞİD’in Doğuşu

IŞİD’in bölgede kök salışının, ABD’nin 2003’teki Irak işgaline kadar dayandığını söylemek yanlış bir değerlendirme olmaz. Zira örgütün temelinde Ürdünlü Ebu Zer Mus’ab Zerkavi’nin ABD’nin Irak’ın işgali sırasında kurduğu direniş topluluğu yer almaktadır. Zerkavi’nin önce “Tevhid ve Cihad Cemaati” adını verdiği grup, Ekim 2004 tarihinde Usame Bin Ladin’in başında bulunduğu El Kaide’ye biat ettikten sonra “Irak El Kaide’si” olarak adını duyurmaya başlamıştır. Kurulduğu günden bu yana, Irak’ın işgalinde yer alan yabancı askerleri ve onlarla işbirliği içinde olan Şii grupları hedef alan örgüt, genellikle intihar saldırılarının kullanıldığı silahlı bir mücadeleye girişmiştir.

ABD, artan intihar eylemlerine karşılık olarak örgüte yönelik geniş çaplı bir operasyon başlatmış ve bu operasyonlarda 2006 yılında örgütün bir numaralı ismi Zerkavi öldürülmüştür. Zerkavi’nin ölümünden sonra, Ömer El Bağdadi örgütün liderliğine getirilmiş ancak, örgütte bazı ideolojik kırılmalar yaşanmıştır. Bunun sonucunda örgüt yenilenmeye giderek, ismini “Irak İslam Devleti” şeklinde değiştirmiştir. 2010 yılında Ömer El Bağdadi’nin ABD operasyonlarıyla öldürülmesinin ardından yerine Ebubekir El Bağdadi geçmiştir.

El Kaide Bağlamında El-Nusra ve IŞİD Gerginliği

IŞİD, kuruluşundan itibaren, bölgedeki Anbar, Ninova, Kerkük, Selahaddin, Babil ve Diyala kentlerinde faaliyet göstermiş ve 2011’de ABD’nin Irak’tan çekilmesinden  bölgedeki etki alanını giderek yaygınlaştırmıştır. Bağdadi 2011’den sonra Muhammed Colani’ni Irak’tan Suriye’ye göndererek yeni bir cephe açmıştır. Suriye’ye geldikten sonra Esed rejimine karşı direnme amacıyla El Nusra örgütünü kuran Colani, Bağdadi’nin stratejisi doğrultusunda El Kaide’yle ilişkili bir örgüt olmadıklarını ve tamamen bağımsız olduklarını duyurmuştur. Colani’nin kontrolündeki El Nusra bu söylemini 2013 yılına kadar devam ettirmiştir. 2013 yılının Nisan ayına gelindiğinde Bağdadi, yayınladığı bir ses kaydıyla El Nusra’nın Irak İslam Devleti vasıtasıyla kurulduğunun ve örgütün bundan sonra Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) adı altında faaliyet göstereceğini duyurmuştur. Bağdadi’nin bu açıklamasına karşı çıkan Colani kararın kendisine danışılmadan alındığını ileri sürerek El Nusra’yı dağıtma fikrini reddetse de grubun büyük bir kısmı Bağdadi’nin direktiflerine uyarak IŞİD’e katılmıştır.[1] El Nusra’yı dağıtma fikrini kabul etmeyen Colani ise Bağdadi ile arasındaki ihtilafı çözmesi için El Kaide lideri Zevahiri’ye başvurmuştur.

El Kaide lideri Zevahiri ise bölünme sürecindeki fikrini El Nusra komutanı Muhammed Colani’den lehine olarak beyan etmiştir. El Kaide, 2013 yılının Haziran ayında IŞİD’in Suriye kanadının sona erdiğini ve bundan sonra Suriye’de kendilerini Muhammed Colani’nin liderliğindeki El Nusra’nın temsil ettiğini açıklamıştır. Bu açıklama üzerine IŞİD lideri Bağdadi bu açıklamaya sert bir tepki göstermiş ve daha önce biat ettiği El Kaide lideri Zevahiri’ye başkaldırarak bu noktadan sonra El Kaide’den bağımsız hareket etmeye başlamıştır. Genel kanaate göre fikir örgüsüne değerlendirildiğinde IŞİD’in yüzeysel bir bakışta radikal Selefi çizgide yer alan bir örgüt olduğu görülür. Ancak bu hem yanlış hem yanıltıcı olabilir; zira Selefiler, dini yorum noktasında homojen görünseler de, siyasi meselelerde farklı görüşlere sahip gruplardır. Bu bağlamda IŞİD’in tarihi/siyasi ve dini yorum hususlarında değerlendirilmesiyle beraber, örgütün Haricilere bazı noktalarda yakın bir konumda yer aldığı görülecektir. Bugün birçok araştırmacı, IŞİD terör örgütü üyelerini, sık sık İslam tarihinin ilk dönemlerinde hükümran güçlere başkaldıran Müslümanlara atfen modern çağın Haricileri olarak değerlendirmektedir. Bu tür değerlendirmeler arasında Suudi yetkilileri ve diğer aşırı grupların IŞİD’le ilgili değerlendirmelerine de dikkat çekmekte fayda var. Bu bağlamda Suudi Müftüsü Şeyh Abdül Aziz Al El Şeyh, ağustos 2014’te yaptığı açıklamada IŞİD’i “Müslüman katletmeyi suç saymayan” Haricilerin devamı olarak tanımlamış ve “Bizler her ikisini de Müslüman görmüyoruz.” açıklamasında bulunmuştur.[2] Yakın zamana dek dünyanın en tehlikeli Selefi cihatçı hareketi olan El Kaide dahi IŞİD’i Harici olarak tanımlayarak kınamıştır. Nusra Cephesi de Aralık 2014’te İD’i kastederek “Haricileri” ortadan kaldırma savaşı verdiğini söylemiştir. Nusra Cephesi’nin dini önderi Sami El Aridi, yayımlanan ses kaydında: “Allah’ın bize kullanma emri verdiği pek çok kılıç vardır. Bunlardan biri Haricilere doğrultulan kılıçtır.[3] Bu grup da (IŞİD) Harici olduğuna dair sağlam kanıtlar ortaya koymuştur. Dolayısıyla bunların öldürülmesi dini bir görevdir ve bu konuda hiçbir kuşku yoktur. Bu kişilerin öldürülmesini önemsemeyenler Sünnilerin kanını önemsememiş olur” vb. değerlendirmeler yer almıştır. Diğer örgütlerin de IŞİD’e yaklaşımına değindikten sonra yazının başında da ifade edildiği üzere örgütle ilgili yapılan “modern çağın haricileri” benzetmesini bir bütünlük içerisinde kavramak adına tarihsel hafızayı daha da geriye götürmekte fayda vardır.

Hariciler ve IŞİD

“Harici” kelimesi dilsel açıdan “bir gruptan ayrılanlar” anlamında kullanılmaktadır. Tarihsel açıdan ise, 644 yılından başlayarak üçüncü ve dördüncü halifeler Hz. Osman ve Hz.Ali’ye, sonrasında da Emevi ve Abbasi hükümdarlarına karşı ayaklanan Müslüman gruplara işaret etmektedir. Bu gruplar Hz.Osman, Hz.Ali ve Muaviye’ye karşı olan isyanlarda başı çekerken, onlara karşı duranlar da halifelerin gerçek İslam’ı temsil ettiği düşüncesinden hareketle, isyancıları İslam’a sırt çevirmekle suçlayıp “Harici” olarak adlandırmıştır.

644-656 yılları arasındaki Hz. Osman döneminde ortaya çıkan Hariciler, hem hükümeti teşkil eden hem de mali kaynakları kontrol eden Kureyş kavminin liderlerine başkaldırmıştır. Söz konusu dönemde Hariciler, hükümdarla halk arasında ayrımın kalkmasını isteyip eşitlik talep etmişlerdir. Onlara göre köleler dâhil herkes halifeliğin başına geçme hakkına sahiptir. İsyancılar, hükümdarlara karşı bir dizi ayaklanmaya öncülük etmiş, amaçlarına ulaşmak için kadın ve çocukları da hedef alarak şiddet kullanmışlardır. Harici topluluklardan bugün geriye kalanlar sadece Umman’daki İbadiler ve Cezayir başta olmak üzere Kuzey Afrika’daki küçük gruplardır. Bu topluluklar şiddet ve isyancılıkla anılmayan ılımlı Haricilerin devamı niteliğindedirler.

2014 yılının Haziran ayından beri yaşanan gelişmelerde, IŞİD’in kullandığı söylem ve eylemlerinin Haricilerle bazı benzerlikler ihtiva etmesi, iki grubun kıyaslanmasına yol açmaktadır. IŞİD’in başka Müslümanları lanetlemesi, kadın ve çocukları katletmesi, tüm gücü kendi elinde toplamak uğruna başka Selefi cihatçı gruplarla çatışması, Haricilere benzeyen yönlerini oluşturuyor. Suriye rejimine karşıtlıkları ortak olsa da El Nusra ve Özgür Suriye Ordusu ile savaşmak IŞİD için önemli bir strateji.

Ancak IŞİD bazı uygulamalar itibariyle Haricilerden tamamen ayrılmakta. Hariciler, IŞİD’den farklı olarak gayri Müslimlere düşmanlık etmemiş, azınlıklara zulmetmemişlerdir. Ayrıca Haricilerin Selefi eğilimleri yoktu. Aksine ilk Müslümanların ve sahabenin üstünlüğünü reddetmişlerdir. Hariciler, ilk Müslümanlara kutsiyet atfetmiyor, İslam’ı yorumlayıp uygularken onların görüşlerini üstün tutmuyordu. Eşitlik çağrısı yapıyorlardı ve ilk Müslümanlarla sonradan İslamiyet’i kabul edenler arasında ayrım yapılmamasını istiyorlardı.[4]

Geniş toprakları ve önemli mali kaynakları ele geçiren IŞİD, uluslararası Selefi hareketin başlıca destekçisi sayılan Suudi Arabistan’ı doğrudan tehdit eden bir konuma gelmiştir.[5] IŞİD gibi radikal Selefi hareketler ile arasına mesafe koymak, bu durumda Suudi rejimi için acil bir gereksinim hâline gelmiş bulunuyor. Aynı zamanda “modern çağın Haricileri” tabirinin hem Suudi Arabistan hem de Selefi gruplar tarafından iki farklı şekilde kullanıldığını görmek mümkün. Resmi Suudi söyleminde bu tabir, El Kaide ve IŞİD dâhil Suudi rejimine muhalif olan tüm Selefi cihatçı hareketleri kapsıyor. El Kaide ve onunla bağlantılı grupların ise bu tabiri, IŞİD’i Selefi cihatçılar nezdinde karalamak için kullandığı düşünülüyor.

Ancak gerçek şu ki IŞİD, yıllar önce, bilhassa da 1978-1989 yıllarında Afganistan ve Sovyetler Birliği arasındaki savaşta Suudi himayesinde doğup serpilmiş olan terörize-cihatçı (Jihadist)[6]Selefi anlayışın tam anlamıyla vücut bulmuş hâlinden başka bir şey değildir.[7] İki büyük İslami akım olarak Selefi Suudi hareketi ve uluslararası Müslüman Kardeşler hareketi tüm “şiddetli yönleriyle” sosyolojik bir gerçeklik olarak bugün IŞİD’de kendilerini göstermiş durumda.  Bu anlamda, Selefi Vahhabi aşırıcılığının, Müslüman Kardeşler’in siyasal İslamcılığı ile birleşmesiyle beraber ortaya şiddet unsurları kullanmaktan çekinmeyen El Kaide ve IŞİD gibi grupların çıktığını söylemek mümkündür.

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25