• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Erzurum 26 °C
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C

MONTAİGNE’DEN MESAJ VAR!

Ömer Faruk Kızılkaya

Bundan yaklaşık on dört sene önce Montaigne’in o eşsiz eseri Denemeler’i okudum. Montaigne, eserinde bütün ulusları sarabilen ufkuyla çok anlamlı mesajlar veriyor, bunları da örnek olaylarla daha görünür kılıyordu.

Geçen ay patlak veren bir olayın akabinde gelişen olayları takip edince Montaigne’den iki hikâye aklıma geldi. “Eserleriyle evrenselleşebilmeyi, kalıcılığı sağlamayı başarabilmek işte budur.” dedim kendi kendime.

Merak ettiniz değil mi, bunlar nasıl hikâye ki hoca unutmamış? Anlatayım:

Birinci hikâyemiz “Vicdan Üstüne” isimli denemesinden:

Şu masal çocukların ağzındadır. Bessus adında biri, bir serçe yuvasını hiç yüreği sızlamadan bozup yavruları öldürmüş. Bundan ötürü kendisine çatanlara: Haklıydım, demiş. Çünkü bu serçe yavruları durmadan beni, babamı öldürmekle suçluyorlardı haksız yere.

Bu baba katili o güne dek bilinmeden, kuşku uyandırmadan kalmış ama vicdanının öç alıcı cadalozları, cezayı çekecek olanın kendisine suçunu açıklatmıştır.

 

İkinci hikâye ise “Mutluluk” isimli denemesinden:

Büyük İskender'in dalkavukları onu, Zeus'un oğlu olduğuna inandırmışlar. Bir gün yaralanıp da yarasından kan aktığını görünce: “Buna ne diyeceksiniz, bakalım? Kıpkızıl, mis gibi insan kanı değil mi bu?”demiş.

 Homeros'un destanlarında tanrıların yarasından akan kan hiç de böyle değildir. Şair Hermodoros, Antigonos'u öven şiirlerinde, ona “güneşin oğlu” diyormuş. Antigonos: “Oturağımı (tuvalet/ lazımlık) döken adam benim güneşin oğlu olmadığımı çok iyi bilir, demiş. İnsan her yerde hep o insandır ve bir insanın özünde soyluluk olmadı mı, dünyanın tacını giyse yine çıplak kalır, sözleriyle bağlar hikayeyi büyük usta.

 

Diyeceksiniz ki: “Hoca bu hikayelerle son zamanlarda patlak veren olayların ne alakası var?”

Fethullah Gülen’in bir videosu geldi gündeme. Fethullah Gülen beddua ediyordu. “Bizi de onlardan ayırmıyorum. Onların içinde sayarak diyorum.” şeklinde başlayan bedduasını izleyince ben “Amin!” dedim. Çünkü gocunacak bir tarafım yoktur. Ancak Sayın Başbakan bu konuda bayağı sert çıktı. Fethullah Hoca’nın ne din alimliği kaldı ne başka bir şeyi, verdi veriştirdi, Sayın Başbakan. Bu kadar ağır sözler söylemeye değer miydi, bilmiyorum ama bu duaya amin diyemeyenin bir sıkıntısı vardır, diye düşünmeden edemiyorum. Zira başbakanın yaptığı açıklamalarla verdiği refleksleri anlamlandırmak zor.

Kendini savunmaya başlaması aklıma birinci hikâyeyi getirdi. Kimse kendisine “Çaldın, çırptın, göz yumdun vb.” söz söylemedi ama Başbakanımızın tepkileri sanki vicdanının verdiği rahatsızlıkla kendisini rahatsız etti. Bu çırpınmalar da, görevden almalar da, yüksek perdeden konuşmalar da ondan kaynaklanıyor. Davos’taki sözlerini hatırlayınız. İsrail Cumhurbaşkanına yönelik, “Bağırarak konuşuyor gördünüz. Suçlu olan bağırır.” demişti. Şimdi kendisinin sesi yüksek çıkıyor, bu da beni düşündürüyor.

İkinci hikâyenin hikmetine gelince:

Başbakan sürekli oy arttırınca yaklaşımları da kendisine yaklaşanlar da değişti. Etrafında büyük bir bilgi kirliliği olduğu kanaatindeyim. Başbakan, yol arkadaşlarına o kadar güveniyor ki onların kendisine zarar verebileceği ihtimalini kabul edemiyor.  Bu da bazı gerçekleri görmesini engelliyor. Aslında bu olaydan çıkarabileceği çok önemli notlar vardı ama çıkarabildi mi bilmiyorum.

Ben olaya insan gözüyle bakıyorum. Başbakan da insan, etrafındakiler de insan. İnsan için “Beşer, şaşar.” sözü söylenir. Başbakan nefsinin tesiriyle biraz sert çıktı, suçsuz yere polislerin ve savcıların yerlerini değiştirdi (Bu olayla hiçbir ilişkisi olmayıp da cemaate yakınlığıyla bilindiği için görevden alınanları kastediyorum.). Acele etmesi manidardı. Bu kadar ağır refleks vereceğine ismi geçenleri hemen görevden alıp mahkemenin işini yapmasına müsaade etseydi, kendisine olan güveni en az ikiye katlardı. Bence Sayın Başbakan burada İskender misali yara almıştır. Ancak İskender gibi kendiyle yüzleşip, kendisini kullanmaya çalışanlarla hesaplaşamadı.

Gelelim cemaatin bu olayı niçin gerçekleştirdiğine:

Cemaatçi değilim, aralarında da çok fazla bulunduğumu söyleyemem. Ancak  bu işin dershane olayı olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Küçük bir dershanede öğretmenlik yapıyorum ve dönüşüm için hazırlanan taslak bizim dershaneyi bile umutlandırıyor. Başbakanın ifadesine göre Türkiye’deki dershane sektörünün %25’ine hükmeden bir yapıyı neden zarara soksun ki? Bu, işin “cambaza bak” tarafı. Cemaatin canını yaktık ondan saldırdı, mesajı vermek için yapılmış bir tezgahtan başka bir şey değil.

AKP taraftarlarının en çok itiraz ettikleri şeylerden biri de operasyonun zamanlamasıydı. Oysa 12 Eylül Anayasa Referandumu öncesi Deniz Baykal’ın, genel seçimler öncesi de MHP’li yöneticilerin kasetleri servis edilmedi mi? Onların zamanlaması manidar değil miydi? Seçimler ve referandum bu şekilde halledilmedi mi? Kendilerine gelince neden zamanlama sorun oldu?

Gelinen son noktada ise operasyon unutuldu, cemaatin terör örgütü olup olmadığı tartışılmaya başlandı. Eğer cemaat, terör örgütüyse şimdiye kadar AKP terör örgütünün desteğiyle bugünlere gelmedi mi? Terör örgütünden destek alıp onlarla işbirliği yapan bir partiye nasıl güveneceğiz? Yoksa iktidar hırsı için “Milli Görüş gömleğini çıkaranlar” şimdi de başka hırslar için yeni bir gömlek mi deniyorlar? Durmadan gömlek değişen bir yönetime nasıl güveneceğiz?

Not: AKP’nin Büyükşehir belediye başkan adayı Mehmet SEKMEN, seçim piyasasına çok hızlı girdi. “Dakika bir, gol bir” dedim, bazı demeçlerini duyunca. Örneğin dedi ki:        Bine yakın projeyle geldim.

Diyorum ki: Sayın SEKMEN, biraz daha sakin gidin. Şükrüpaşa ile Yunus Emre’yi sorsam birbirine karıştırışınız o kadar projeyi hangi ara hazırladınız? Bu şekilde halkı aptal yerine koymaktansa, “Sayın Başbakanımız teveccüh buyurdu ve beni bu göreve uygun gördü, Başbakanımıza layık olmaya çalışacağım. Geçmişten gelen deneyimlerimi Erzurum’un geleceği için kullanacağım.” Deseniz daha inandırıcı olursunuz. Gerçi vatandaşın inanıp inanmasının çok da umurunuzda olduğunu sanmıyorum. Çünkü Ahmet Bey, nasıl ki Başbakanın adıyla seçildiyse siz de aynı şekilde seçileceksiniz.             Bence Sayın Başbakan Erzurum’a belediye başkanı atamaya çalışmamalıdır. Ben valimize belediye başkanlığı yetkisini de devretmesini isterim. Bu sayede Erzurum daha iyi hizmet görür. 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25