• BIST 1.319
  • Altın 466,215
  • Dolar 7,9446
  • Euro 9,4417
  • Erzurum 2 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 5 °C

YİNE AYLARDAN KASIM

Ömer Faruk Kızılkaya

Hatırlar mısınız, bundan birkaç yıl önce bir müzik grubu çıkmıştı ve güzel şarkılar söylemişlerdi. Sonradan da sessiz sedasız kayboldular, unutuldular… Sevdiğim bir şarkıları vardı, adı da “Yine Aylardan Kasım”dı.

Kasım ayı bizim Erzurum için malumunuz çok önemlidir. 93 Harbi olarak bildiğimiz 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı gelir aklımıza.

Değerli hemşehrimiz Mehmet Arif Bey’in eşsiz eseri “Başımıza Gelenler”i okuyunca derinden sarsılmış ve ibret almamız gereken ne kadar çok şey olduğunu görmüştüm.

Bu eserle ilgili büyüklerimle konuştuğumda 70’lerde liselerde bu kitabın öğrencilere okutturulduğunu öğrenmiştim. Şimdi adını duyana hayranlıkla bakıyorum. Gerçi bundan birkaç yıl önce Tabya Yürüyüşü esnasında bedava dağıtılmıştı bu kitap. Şimdi Allah bilir kimlerin kütüphanesinde bir süs olarak duruyor? Acaba o kitabı kaç kişi okudu ve kaç kişi gerçek anlamda bu kitaptan bir şeyler aldı?

O kitapta 93 Harbi’nin Doğu Cephesi’ndeki yaşananlar gün gün anlatılmıştı. 4 Kasım’daki Deveboynu Savaşı, orada yaşadığımız hezimet, sonra da 8 Kasım’ı 9 Kasım’a bağlayan gece yaşanan Aziziye Tabyası baskını ve akabinde yaşanan şanlı direniş… Tarihe damgasını vuran şanlı bir kadın: Nene Hatun.

Kasım ayı gelince hava bir başkalaşır, sonbaharın hüznü daha bir artar, kasvet basar Erzurum'u. Öyle ya, o kadar kanlı çatışma yaşanmış, binlerce can düşmüş toprağa…

2013 yılında dönemin valisi Ahmet Altıparmak'a Tabyalarda rehberlik eden Abdurrahman Zeynal Hoca 9 Kasım sabahı o ruhu gerçekleştirmek için yürüyüş düzenlenmesi fikrini açar, Vali Bey'in hoşuna giden bu teklif şehrin gündemine alınır ve 9 Kasım sabahı yaklaşık 15 bin kişi ile tabyaya yürüyüş düzenlenir. Sonra da her sene aynı coşkuyla olmasa da tabya yürüyüşü gerçekleşir.

Geçen yılki yürüyüş dışında hepsine katılmış biri olarak orada neler görmedim ki: İhlaslı, imanlı vatan evlatlarını gördüm, beli bükülmüş nineleri ve ak sakallı dedeleri, 5- 6 yaşlarından başlayan çocukları gördüm… Aynı imanla yürüyorlardı ecdadın yadigarlarına. Top sesleri ve Kuran ziyafetiyle karşılıyordu tabyalar bizi. O Kuran ziyafeti ile tabyanın üzerindeki karanlık kalkıyordu, güneş biz oraya çıkınca sanki diğer günlerden daha güzel parlıyordu. Yüreklerimiz dadaşlığın gururuyla doluyor, bu güzel sahne karşısında duygu dolu anlar yaşanıyor, gözlerimizden mutluluğun yaşları akıyordu. Nasıl olmasın ki… Ellerimizde bayraklarımız, yüreğimizde imanımızla ecdadımıza yürüyorduk. Tarih boyunca Dede Korkut ile kültürünü yaşatan bir milletin artık bir de Nene Hatun'u vardı. 1 Numaralı Tabya'nın duvarında "Evlatlarım, hoş geldiniz." yazısı ile Hatun Nene'mizin fotoğrafının bulunduğu dev pankart, yolun yorgunluğunu üzerimizden alıyordu. Bağıra bağıra İstiklal Marşı'mızı okuyorduk.

Derken geçen sene, sözüm ona, oranın güvenlik altında olduğunu gösteren nizamiyesinden geçen birkaç kanıbozuk gidip ecdat yadigarında ahlaka uymayan fotoğraflar çekip/çekilip sosyal medyada servis etti. Can evimden vuruldum. İlk olarak 14 Mart 2005 tarihinde değerli kardeşim Mahmut Ergül ile Atatürk Üniversitesi Öğrenci Derneği olarak 6 otobüs öğrenciyi çıkarmak suretiyle başlayan tabya mücadelemi daha sonra (2011 yılından beri) çeşitli vesile ve vasıtalarla devam ettirmiştim. Bireysel anlamda verdiğim mücademi kendi imkanlarımla bir yere kadar götürebiliyordum.

Benim yanımda veya basında bu konuyla ilgili kocaman kocaman laflar eden insanların ne kadar küçük olduklarını gördüm geçen sene. Meğer o yürüyüşte poz kesmek için bulunan münafıklar da varmış aramızda. Maddi manevi kar için orada boy gösteriyorlarmış bu insancıklar.

Öyle ya, işin içinde bir münafklık olmasa o kadar proje yapıldı, organizasyon yapıldı, kitaplar basıldı, platformlar oluşturuldu ya göl maya tutmaz mıydı? Tutardı elbet ama münafıklık olmasaydı.

Küstüm geçen sene ve "Bu şekilde maneviyatını zedeleyeceksek, bir gün boy gösterip diğer günlerde kaderine veya yanlış insanların insafına terk edeceksek tabyaları yıkalım gitsin." dedim, yazımı yazdım ve protesto ederek yürüyüşe gitmedim.

Oysa 2013 yılında kurup yönettiğim "Köşe Bucak Erzurum" isimli facebook sayfama yine o sene yüklediğim fotoğraflarla Tafta Tabyası'nda askerlik yapmış olan ağabeyilerimi bulmuş, İbrahim Çağlar isimli ağabeyimle Ankara'da buluşmuştum. Tabyalar konusunun gündeme geldiği her yerde "Tabyaları hüzün turizmi bünyesinde değerlendirmeliyiz. Hatta tadilatını yapıp Tafta Tabyası'nda Harp Tarihi Müzesi açmalıyız, orada askerlik yapmış olan ağabeyilerimizi de davet ederek onları onure etmeliyiz."demiştim. Hatta bir detay daha vereyim: Bu teklifi yaptığım yerlerdekiler bana Mecidye Tabyası'nda bu müzenin yapılacağını söylüyorlardı. Sanki ben bunu bilmiyordum.

2014 yılında Kanal 25'te Naci Ergen'in hazırlayıp sunduğu "Biz Bize Erzurum" isimli programda (İsteyenler youtube'de arattırabilirler, videolar orada kayıtlı.) tabyaları konuşurken Naci ağabeyi "Hocam, tabyaların tadilatı için (Aziziye ve Mecidiye için) 5 milyon liralık ödenek çıktı, oralar ihya edilip Harp Tarihi Müzesi yapılacak." demişti. Sonradan o para ne oldu, ne yapıldı… gibi sorular soruldu. Duyduğum kadarıyla para kullanılmayıp geri gönderilmiş. Oysa o dönemde Kars'taki Kanlı Tabya için de aynı çalışma yapılmıştı ve onlar bunu başarmıştı.

Temmuz ayında Tafta Tabyası'nda askerlik yapan ağabeyilerimizden M. Zeki Artan beni aramış ve eylül ayında Tafta'da askerlik yapan ağabeyilerimizin toplanıp gelmeyi planladıklarını söylemişti. Çeşitli hazırlıklara girişmiştim ancak eylül ayı gelince pandemiden ötürü organizasyonun bahara ertelendiğini söylediklerinde üzülmüştüm.

İki hafta önce Zeki ağabeyi yine aradı ve iki arkadaşlarının Erzurum'a geldiğini, tabyalara gittiklerini söyledi. Telefon numaralarını isteyerek gidip kendileriyle tanıştım. Süleyman ağabeyi uluslararası taşımacılık yapıyormuş. Bosna'dan Erzurum'a kırmızı et getirmiş (Herkes bir rakam açıklıyor, kuyruklu yalanlar söylüyor ama gerçeğin de bir gün ortaya çıkmak gibi bir kötü huyu var. Bir zamanlar Türkiye'ye hatta çevremizdeki ülkelere et gönderen Erzurum, Bosna'dan gelen etle karnını doyuracak duruma gelmiş. Emeği geçenlerin hesabını Allah iki cihanda da en ağırından sorsun.), bu vesileyle de Mennan ağabeyiyi de alarak askerlik yaptıkları şehre gelmişler. Mennan ağabeyi "Babamın cenazesinde bu kadar ağlamadım."derken de gözleri dolu doluydu. Süleyman ağabeyi anılarını anlatırken gözlerinden yaşlar akıyordu. Fotoğraflarını bana gösterdiklerinde benim de gözlerim dolmuştu. Onlar anılarına, askerlik yaptıkları yerlerdeki manzaraya ağlıyordu; ben ise emanetlerine sahip çıkamamanın yaşattığı utanca ağlıyordum.

Orada anladım ki Erzurum bir kuraklık yaşıyor: Toprağımız bozulmuş. Tarımımız gerilemiş, hayvancılığımız gerilemiş, insanlığımız, dadaşlığımız gerilemiş… Toprağımız verimini kaybetmiş, eskisi gibi ADAM çıkmaz olmuş. Murat Balkuş, şiirinde diyordu ki "Eskiden kar yağardı Erzurum'a, adam boyu" ben de diyorum ki "Yine kar yağıyor Erzurum'a ama adamına göre…"

Yine Aylardan Kasım, demiştim yazımın başında. Tıpkı o şarkı gibi bir süre iyi parladı, sonra unutuldu tabyalar. Bu sene tabya yürüyüşü pandemi sebebiyle yapılmayacak herhalde. Son yıllarda duyurusu yapılmaz olmuştu yürüyüşün, şimdi mazereti (!) de çıktı, ortadan kalktı yürüyüş. Kimse o ruhu canlı tutmayı akıl etmedi, kimse halka bir açıklama yapmadı, kimse "Bu sene yürüyemiyoruz ama ecdadımızı da unutmadık."demedi. Ben sözümü ortaya dedim; hissesi olan alsın, yarası olan gocunsun.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
      Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25