Arafat’tan Kalbe Uzanan Yol:
İbrahimî Bir Teslimiyetin Eşiğinde
Zaman, insanın avuçlarından sessizce akıp giderken, takvim yaprakları bizi yine o müstesna iklime doğru çağırıyor. Önümüzde Kurban Bayramı var… Fakat bayram, yalnızca bir takvim günü değildir. Bayram; kalbin kendi özüne döndüğü, insanın Rabbine biraz daha yaklaştığı, ruhun dünya yüklerinden silkelenip arınmaya çalıştığı ilahî bir duraktır.
Bugün, henüz bayram sabahının tekbirleri ufukta belirmemişken, ruhumuza düşen ilk ışıkları hissetme vaktidir. Çünkü kurban; sadece bir ibadetin yerine getirilmesi değil, insanın kendi nefsini sorguladığı büyük bir teslimiyet imtihanıdır.
Şu saatlerde dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca mümin, mukaddes beldelerin manevi ikliminde aynı duaya yönelmiş durumda. Dilleri ayrı, renkleri farklı, hikâyeleri başka başka olsa da hepsinin kalbi aynı nida ile çarpıyor:
“Lebbeyk Allahümme Lebbeyk…”
İhram denilen o sade ve beyaz libasların içinde insanlar; makamlarını, unvanlarını, servetlerini ve dünya gururlarını geride bırakıyor. Çünkü insan, Rabbinin huzurunda ancak kulluğu kadar vardır. Hac, belki de insana bunu yeniden hatırlatan en büyük hakikattir.
Ve sonra bütün yollar Arafat’a çıkıyor…
Arafat sadece bir tepe değildir. Orası, insanın kendi hakikatiyle yüzleştiği büyük duraktır. Kulun; günahını, acziyetini, eksikliğini ve faniliğini bütün açıklığıyla fark ettiği o derin bilinç hâlidir. Mahşerin küçük bir provası gibi, milyonlarca insanın aynı göğün altında affa sığındığı bir yakarış meydanıdır.
Kavurucu sıcağın altında semaya açılan eller aslında şunu söyler:
“Ey Rabbim… Ben geldim. Kusurlarımla, günahlarımla, kırıklıklarımla sana geldim.”
Arafat’ta vakfeye duran her insan, biraz da kendi içindeki çölleri aşmaya çalışır. Kimi pişmanlıklarının yükünü taşır, kimi yıllardır susturduğu vicdanıyla konuşur, kimi de affedilmenin umuduna tutunur.
Bizler bugün orada değilsek bile, kalbimizi bir Arafat meydanına çevirebiliriz. Kendimize şu soruları sorarak:
Ruhumuzun vakfesi neresidir?
Hangi günahın yükünü hâlâ omuzlarımızda taşıyoruz?
Hangi kırgınlık içimizi yıllardır çölleştiriyor?
Ve hangi gözyaşı bizi yeniden insan kılacak?
İşte bu iç muhasebenin ardından Kurban Bayramı’nın sabahına ulaşacağız.
Kurbanın sırrı, sadece kesmekte değil; vazgeçebilmektedir.
Hz. İbrahim’in sadakati tam da burada başlar. O, Rabbinden gelen emre teslim olurken aslında bize şunu öğretmiştir: İnsan, en çok sevdiğini bile Allah için feda edebilecek bir teslimiyet taşımalıdır.
Bugün bizim önümüzde duran asıl soru şudur:
Biz neyi kurban edebiliyoruz?
Öfkemizi…
Kibrimizi…
Dünya hırsımızı…
Bitmeyen tamahımızı…
Kalbimizi karartan hasetleri…
İçimizde büyüttüğümüz o görünmez putları…
Eğer kurban bizi paylaşmaya yaklaştırmıyorsa, komşumuzun açlığını hatırlatmıyorsa, bir yetimin başını okşamaya vesile olmuyorsa; ortada yalnızca kesilen bir et kalır, ruhu eksik bir ibadet değil.
Oysa bayram; paylaşmanın adıdır.
Bir sofranın çoğalmasıdır.
Bir kapının çalınmasıdır.
Bir gönlün alınmasıdır.
Modern çağın insanı giderek yalnızlaştırdığı, ekranların kalplerimizin yerini aldığı bu zamanda bayram; yeniden “biz” olmayı hatırlatan rahmetli bir çağrıdır.
Hele Erzurum gibi kadim şehirlerde…
Palandöken’in eteklerinde bayram sabahları bambaşka doğar. Sokaklardan yükselen tekbirler, erkenden camiye yürüyen insanların sessiz telaşı, çocukların yeni ayakkabılarındaki heyecan, büyüklerin ellerine sinmiş o eski zaman huzuru…
Bayram biraz da hatırdır.
Bir büyüğün kapısını çalmak,
Bir küslüğü eritmek,
Uzun zamandır aranmayı bekleyen bir sesi yeniden duymaktır.
Çünkü insan bazen bir bayram sabahında yeniden aile olur.
Çarşamba günü saf tuttuğumuzda, aslında yalnız olmayacağız. Arafat’ta dua eden milyonlarca yüreğin manevi iklimi bizimle olacak. Ellerimiz semaya kalktığında sadece kendimiz için değil; ülkemiz, mazlum coğrafyalar ve bütün insanlık için de dua edeceğiz.
Dilerim ki bu bayram; evlerimize huzur, sofralarımıza bereket, kalplerimize merhamet getirsin.
Haccın feyzi, Arafat’ın teslimiyeti ve kurbanın hikmeti gönüllerimizi kuşatsın.
Bayramınız şimdiden mübarek olsun.
Yolunuz hakikate, kalbiniz rahmete açık kalsın.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.