• BIST 88.125
  • Altın 336,112
  • Dolar 6,4499
  • Euro 7,1137
  • Erzurum 2 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 4 °C

BABA; SEN HANGİ ZAMANDA OLMAK İSTERDİN?

Selman Soğukpınar

Gönül yine hüzünle doluyor.

Gözlerde durmayan yaş gönülde devam eden hüzün bulutları.

Zaman; Yitik bir sevda misali akıp gidiyor.

Zaman; Fırat,

Zaman; Dicle,

Zaman; İki taş arasından bir yolunu bulup akıp giden su misali.

Zaman; Dinmeyen fırtına gibi sesiz ve sakince devam eden

Zaman; Elle tutulmayan, hızına yetişilemeyen tren gibidir.

Hayat boyu  çok kelime ve cümle yazılmış zaman üzerine.

Ancak ne yazılırsa yazılsın zamanı durduramamış kaset misali geri sarılamamıştır.

Şimdi edeptendir öyle denilir bizim Anadolu da babamın torunu, kızımın kardeşi oğlum ile zaman üzerine yaptığımız sohbeti paylaşmak istedim sizlerle.

Oğlumun bana sormuş olduğu soruda zamanla alakalı idi.;

Soru; Baba zamanı geri alabilir miyiz?

Yâda bir yerde durduramaz mıyız?

‘’Hayırdır oğlum şimdi zamanı neden geri almak yahut durdurmak istedin ki.

Sorma valla okullar açıldı.

Gene erken kalkıp ödevlere başlayacağız.

Ben bu yüzden zamanı geri almak istiyorum.

Peki, nereye almak istersin?

Baba; Ben zamanı okulların tatil olduğu güne almak istiyorum.

İyide böyle bir imkân yok.

Valla bilmiyorum benim bu zamanla sorunum var.

O yüzden hep geri alayım diyorum dedi.

Kendi sorusuna cevap almadan soruyu bana yönelterek kendince bir çıkış kapısı bulacaktı oğulcuk ama babasının yarasına bastığından habersiz bana dönerek;

Baba; Öyle bir imkân olsa sen nereye almak isterdin zamanı ve sen hangi zamanda yaşamak isterdin?

Cevap vermemi bekliyor.

Mecbur kaldık.

Onun sorusunu cevaplamadan bize sorduğu suale cevap vermeye başladık.

Ben zamanı Hz. Peygamberimiz ile beraber olmak, onu canlı görebilmek, onun hizmetkârı olabilmek, ayağını bastığı yerlere yüzümü sürebilmek için zamanı geri almak ister ve o zamanı Resulü Nebi ile yaşamak isterdim.

Onunla kol kola girerek, Bedir’e, Uhud’a ve Hendeğe’ yürümek onun bakışlarına mazhar olup okyanus misali onun dualarında bir damla olmak isterdim.

Onun soluduğu nefesi solumak, Hz. Ebubekir’i, Ömer’i, Ali’yi ve Hz. Osman’ı tanımak onlarla olmak,

 Hz. Ayşe’nin, Hz. Hatice’nin, Hz. Fatma’nın elinden bir damla su içmek,

Ammarla, Enesle arkadaş olmak, Hz. Bilal’in okuduğu ezanı dinlemek Resulü Nebinin arkasında namaz kılmak ne büyük şeref olurdu.

Kısacası oğul!!!

Anlatılmakla bitmeyecek bir zamanda yaşamak isterdim.

Oğul durur mu?

Ama baba;

O zaman arabalar, evler, yiyecek, yemekler ve bu günkü giyecekler yokmuş.

O zaman yaşasa idin sen hasta olurdun.

Cevaplamaya devam ettim sualini.

Bak oğul; Doğru yoktu o zaman bu kadar bolluk ve teknolojik araç gereçler.

Ama yalanda yoktu, riyada yoktu, Ebu Cehil ve yandaşları karşısında,  dostları ve inananları yanında idi Nebinin.

Bir yudum zemzem ile bir hurma doyururdu karınları olmasa da olurdu o zaman.

Çünkü başka ihtiyaç sahiplerine evindeki yiyeceği verip kendisi yiyecek olmadığı için karnına taş bağlayan bir Resul vardı o zaman.

Bak bu gün mal, mülk, makam, mevki, yiyecek ve giyecek her şey var.

Ama insanlarda huzur ve bereketin zerresi yoktur.

Şimdilerde imanın en zayıfı bizde var.

İslam âlemi zulüm altında inim inim inlerken biz içimizden buğz etmekten başka bir şey yapmıyoruz.

Buda imanın en zayıf olanıdır işte oğul.

Sohbet derinlere dalıp oğulcuğu sıkmış olacak ki;

Of baba yeter!!!

Bak kurban bayramı geliyor.

Kurban keseriz.

Falana, filana gideriz.

Deyip sıkıldığı ortamı dağıtmaya çalışıyordu çocuk aklı ile.

Ama ben çocuk dahi olsa gerçekleri bilmesi için birkaç cümle daha söyleme gayretinde idim.

Ve cümlelerime devam ettim.

Bak oğul bu bayramda hüzünlüyüz gözlerimiz yaşlı.

Neden baba?

Diye hemen yapıştırdı soruyu.

Bak Oğul; Müslümanların ilk Kıblesi Mescidi Aksa Yahudiler tarafından işgal altında inim inim inliyor.

Hz. İbrahim’in kabri başında çalıp oynuyorlar.

Mabedimiz kutsalımız Hz. İbrahim Camide Yahudiler dans ediyorlar.

Mısırda, Suriye’de, Filistin’de ve dünyanın dört tarafında Müslümanlar zulüm altında inim inim inliyorken biz nasıl bayram edeceğiz.

Mescid-i AKSA işgal altında inlerken bizler sıcak yatağımızda yatıyoruz.

Vallahide, Billahi de Allah da, Resulü Nebide bunun hesabını bizden soracaktır.

Deyince.

Baba ben küçüğüm onlar için ne yapabilirim ki;

İşte oğul bak; Oralarda senin gibi küçük yavrular katlediliyor.

Hemen atladı Muhammed Taha Efendi; O zaman baba biz bu bayram gezmeye gitmeyelim.

Onlara para gönderelim olmaz mı?

Deyince.

Olur, tabi dedim.

Sohbetten bayağı sıkılan Oğulcan;

Baba bak nasılda zaman geçti.

Deyince.

Sohbetimizin başında bana sorduğu ama cevap vermeme müsaade etmediği sualin cevabını ona hemen verdim.

Bak zaman bu gün sana bir şey öğretmek için yine durmadı ve ilerledi.

Şimdi sohbetimizin başında zaman için ne düşünüyordun.

Şimdi zaman sana bir şeyler öğretti ne düşünüyorsun.

Evet, Bayram yapacağız baba; Ama Mescidi Aksayı, Mısırı, Suriye’yi Filistin’i ve kardeşlerimizi unutmayacağız.’’

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25