• BIST 93.419
  • Altın 243,842
  • Dolar 6,4985
  • Euro 7,3766
  • Erzurum 15 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 14 °C

Din ve Ahlâk Bilgisi dersi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Fevzi Budak

Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi'nce; geçtiğimiz günlerde okullarımızda zorunlu olarak okutulan "Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi" dersine ilişkin ülkemizi "ikaz" edici mahiyette önemli bir karar alındı. Alınan kararda; "Dinî konularda devletin tarafsız ve yansız olma yükümlülüğü" hatırlatılarak; din dersinin zorunluluk halinin zaman geçirilmeden kaldırılmasına; istemeyen öğrencilerin din dersinden "muaf" tutulma talep ve haklarının yerine getirilmesine; "Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi" dersi müfredatında yapılan değişikliğin de "yetersiz" olduğuna kanaat getirilmek suretiyle mahkumiyetimize hükmedilmiştir. Neticede ise; mevcut uygulama ile Türkiye'nin "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin eğitimle ilgili maddelerini İhlâl ettiğine ilişkin verilen karar; oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Böylece; mevcut iç hukuk sistemimiz dahilinde öncelikle çözülmesi talep edilen ve zorunlu okutulan din dersindeki zorunluluk halinin kaldırılması gibi; yeni bir sorun daha mevcut sorunlarımıza ilâve edilmiş oldu. Zaten eğitim sistemimizde hemen herkesin üzerinde hem- fikir olduğu ve mutabakat sağladığı en önemli ve öncelikli hususların başında; sistemimizde var olan, bir türlü çözülemeyen ve çözülemediği gibi, aksine her gün giderek artan ve yenileri eklenen çok ciddi sorunların yoğunluğu ve varlığıdır. Var olan sorunların giderilmesine ve çözümüne yönelik mevcut kaynaklarımızı ve eğitim potansiyelimizi kullanabilme fırsat ve imkânlarını değerlendiremeden; maalesef  her gün gündemdeki sorun dahil olmak üzere ve daha başka  yeni sorunlarla karşı karşıya kalmaktayız.

İfade edilen ve var olan tüm bu olumsuzluklara ve sorunlara rağmen; eğitimimizin ve  eğitim uygulamalarından kaynaklı hiç bir sorunu çözülemez ve hiç bir ihtiyacı giderilemez değil...Sorunlar ve ihtiyaçlar asgariya indirilerek ve minimize edilerek mutlaka izale edilir ve neticede de çözüme kavuşturulur. Sosyolijik gelişim ve değişimler sonucu ve işin fıtratı icâbı; çözülen sorunların ve giderilen ihtiyaçların yerini, yeni sorunlar ve yeni ihtiyaçlar almakta ve hayat da böylece devam etmektedir. Kaldi ki; sorun ve ihtiyaçların kalmadığı ve sonlandırıldığı bir dünyada; insanlık ve hayat da tabiatiyla kendiliğinden nihayete erer...

Bu bakımdan eğitimimizin temel ve aslı sorunları dahil olmak üzere; temel hak ve özgürlükler bağlamında; meşru tüm toplumsal sorun ve taleplerin de toplumsal mutabakat ile mutlaka çözüme kavuşturulacağına inanıyoruz. Yeter ki; meşru hak ve talepler karşısında toplumsal mutabakat ve siyasî irade ortaya konulabilsin...Çözülemeyen hiç bir sorun ve aşılamayacak hiç bir engel yokur. Yunusun ifadesiyle "Dağ ne kadar yüce olsa, yol onun üstünden aşar."

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınan ve ülkemiz gündeminde temâdî bir biçimde tartışılan zorunlu din dersine ilişkin; Cumhuriyet dönemi eğitim sürecinde nasıl bir uygulama yapıldığının irdelenerek bilinmesinde fayda olacağı kanaatini taşımaktayım. Ülkemizde din eğitimi dahil olmak üzere; eğitim sistemimize ilişkin temel yapı ve düzenleme ğretimin birliği" olarak adlandırılan "Tevhid-i Tedrisat " denilen kanunla gerçekleştirilmiştir.Yapılan  düzenleme ile Maarif Nezaretine bağlı rüştiye, idadî, sultanî gibi ortaöğretim ve iptidadî gibi ilköğretim  kurumları ile Şer'iye ve Evkâf Vekâleti ya da özel vakıflarınca idare edilen medrese ve mektepler Milli Eğitm Bakanlığına bağlanarak; eğitim sistem ve işlerinin tek elden yürütülmesi sağlanmış ve böylece eğitimin tüm kurum ve alanlarıyla birlikte; din eğitim ve öğretiminin de örgün eğitim kurumlarında devletin gözetim ve denetimi altında verilmesi esası benimsenmiştir. Bu meyanda  belirtilmesi gerekli önemli bir husus ise; "Tevhid-i Tedrisat" esas alındığında; devletin isteğe bağlı din ögretimi talebinde bulunan kişin bu talep ve ihtiyacını yerine getirme gibi bir görev ve 00sorumluluğunun bulunduğunun gayet açık olduğu....

Cumhriyet dönemine yıllar itibariyle bakıldığında; 1924 yılı ilkokul proğramlarında Kur'an-Kerim ve din dersleri birinci sınıflar hariç; diğer sınıflarda ikişer saat olarak okutulmuştur. Belirli bir aradan sonra 1940'lı yıllara gelindiğinde ise; din dersi 4.ve 5. sınıflarda "proğram dışı ve "ihtiyarî  yani isteğe bağlı olarak okutulmaya devam edilmiştir. Demokrat Parti döneminde din dersleri konusunda önemli değişikler getirilmiş; din dersleri yine "ihtiyarî", fakat proğram içi dersler 0haline dönüştürülmüştür. "Çocuklarına din dersi aldırmak isteyenler bu hususu sene başında yazılı olarak okul daresine bildireceklerdir. Böyle bir beyada bulunmayan kimselerin çocukları için imihanlar ve dersler otomotik olarak mecburidir. " gibi bir yükümlülük getirilmiştir.

Adalet Partisi döneminde ise; yine "ihiyarî" olmak üzere ilk kez liselere din dersi konulmuştur. Cumhriyet Halk Partisi ve Milli Selâmet Partisi koalisyon Hükümeti tarafından da "ihtiyarî " din dersleri okutulmaya devam edilmiş; fakat 4.ve 5. sınıflara zorunlu "Ahlâk " dersi konulmuştur.Tarihsel sürece bakıldığında Cumhuriyetin bir kaç yılı hariç; görev yapan tüm hükümetler döneminde din dersi "ihtiyarî " olarak okutulmuş ve bilebildiğim kadarıyla da gerek dersin okutulmasında ve gerekse öğrencilerin din dersine devamlarında kayda değer hiç bir ciddi sorunda yaşanmamıştır. Bu hal ve uygulama 1982 yılına kadar devam edegelmiştir.

1980 Askerî Darbesi 'nin ardından hazırlanan 1982 Anayasası'nın 24. maddesinde yer alan ve "Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır" ibaresiyle bu tarihe kadar "ihtiyarî" olarak okutulan din dersi; ahlâk dersiyle de birleştirilerek "Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi" adı altında okutulması zorunlu dersler kapsamına alınmıştır. Zaten itirazlar da bu tarih ve uygulamadan sonra hız kazanmış ve uluslararası alana taşınmıştır. Bu vesileyle Askerî müdahaleye ilişkin bir hususu hassaten vurgulamak istiyorum. Ne yazık ki;  itiraz edilen ve referanduma sunulan anayasa % 91.3 gibi rekor bir katılım ve % 92 gibi yüksek bir oyla kabul edilmiştir. Nice yıl sonra 1982 Anayasası'na herkes ve özellikle de bazı siyasîler ile aydınlar tarafından inandırıcı olmayan ve tamamen konjöktürel saldırı ve itiraz sesleri yükselmekte...Kendilerine sormak gerekir; Anayasa refarunduma götürülürken, acaba nerdeydiniz?

Böylesine yüksek oy oranına ulaşılan ve şikâyet sebebi bu ant-i demokratik denilen anayasaya acaba kimler ve ahkâm kesen ve aydın geçinenler ile hangi cemaatlar  destek vererek oy verdi? Samimi bir itirafla bu anayasaya " evet" demediğimi ifade etmek istiyorum. Zaten içinde bulunduğum şartların oluşurduğu duygularım ve tepkilerim itibariyle de "evet" diyemezdim. Zira; suç teşkil edecek hiç bir siyasî eylemim olmadığı halde; sırf benisediğim milliyetçi düşüncelerimden ve aktif yöneticilik anlayışımdan olacak ki haksız bir biçimde; 1980 Askerî Darbesi sonrası Erzurum'da görevden alınan iki kişiden biri olarak; gerçekten mağdur edilmiş birisiyim.. Erzurum Milli Eğitim Müdür Yardımcısı iken; Sıkıyönetim Komutanlığının talebiyle görevden alınarak Erzincan'ın bir köy ortaokuluna sürgün edildim. Yurt dışı sınavlarını kazandığım ve Türk-Alman Kültür Merkezi'nde  dört aylık lisân eğitiminde geçtiğim halde; hakkım gasbedilerek yurt dışına gidişim ve çıkışım engellendi. Haksız yargılamalara muhatap oldum.Nihayet Milli Eğitim Müdürlüğüne asaleten atanmama ilişkin kararnamem Kenan Evren tarafından üç kez imzalanmayarak iade edidi. O günün şartlarını yaşamamış bazı sahte kahraman ve sözde aydınların serzenişlerine ve bu sahte kahramanların sırıtan feryâd ü figânlarına şaşmamak elde değil...Neyse asıl konmuza avdet edelim...

Din dersinin "ihtiyarî " olmaktan çıkarılarak "Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi" dersi adı altında zorunlu hale getirilmiş olması bazı kesimler ve özellikle de alevi vatandaşlarımızca kendi inanç ve değerleri açısından hak ihlâlı olarak görülmüş; uygulama "Avrupa İnsan Haklari Mahkemesi' ne taşınmış ve neticede zorunlu din dersi uygulaması; mahkemece de hak ihlâlı olarak karara bağlanmıştır.

Devletimize, cumhuriyetimize ve üniter yapımıza sadakatla bağlı ve milletimizin aslı ve tamamlayıcı unsuru alevi vatandaşlarımızın; inançlarından ve kimliklerinden oluşan temel insanî hak ve özgürlüklerine yönelik haklı talepleriyle birlikte; zorunlu din dersi sorununun da başta siyasî irade ve muhalefet olmak üzere toplumsal mutabakatla ve "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi " nin ikaz ve yaptırımlarına gerek kalmadan hukuk temelinde çözüleceği inacındayım.

Uzun yıllar eğitimin ve uygulamaların her kademesinde öğretmen ve yönetici olarak bulunmuş bir kişi olarak; din dersinin "zorunlu veya ihtiyarî "olarak okutulması derse olan talebi fazla etkileyeceğini düşünmüyorum. "Din Kültürü ve Ahlâk Bilgis" dersinin zorunluluk halinin kaldırılarak "ihtiyarî" uygulamaya dönülmesi durumunda dahi; şayet mevcut din dersi proğramı yeniden revize ve reforme edilererek makul endişelerin giderilmesi halinde; geçmiş uygulamalara dayanarak söylüyorum alevi vatandaşlarımızın da ciddi itiazlarının olacağını sanmıyorum.

Bu hususta; "Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi" uygulamalarına örnek olacak bir hatıramı nakletmek istiyorum. 12 Eylül Askerî Darbe sonrası görevden alınarak dağıtım yapılmak üzere Erzincan Milli Eğitim emrine, ardından da Erzincan'nın hemen çıkışında olduça büyük bir yerleşim birimi olan ve alevi vatandaşlarımızca meskün "Ulalar Köyü Orta Okulu "na verildim. Aslında başka bir ķöyde göev yapmak yerine; Erzurum'a gidiş-gelişi kolay bu köye verilmiş olmam ve vesilesiyle de alevi vatandaşlarımızı köy ortamında daha yakından tanıma imkân ve fırsatını elde etmiş olmaktan da ayrıca memnun olduğumu söyleyebilirim.

Her hafta pazartesi günü okula gidiyor, perşembe günü ise; Erzurum'a yani evime dönüyordum. Branşım itibariyle Türkçe derslerine giriyordum. Türkçe ders saatının az olması ve yeterli vaktimin de olması nedeniyle, din dersi öğretmeni olmadığım halde; boş geçen din dersinin  okutulması görevinin bana verilmesini okul müdüründen talep ettim. Din dersi zorunlu olmamasına rağmen; velilerinin muvafakatiyle, her üç sınıftaki öğrencilerin tamamı  din dersine seve seve ve arzulu bir şekilde devam ediyorlardı. Böylece; ders müfredatı temelinde ve mevcut dini bilgilerimle, tamamen not baskısından uzak, sadece dersin sevdirilmesine yönelik bir anlayışla ve öğrencilerin de istekli katılımlarıyla uygulamaya ışık tutacak güzel bir tecrübe yaşadığıma inanıyorum.

Din dersinin zorunlu veya isteğe bağlı okutulma tartışılmalarının yapıldığı günümüzde bir eğitimci olarak; "Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi " ögretmenlerinin öğretim programı ile çizilen sınırlar aşılmadan; dersin sevdirilme ve okutulma tarz ve anlayışlarının da çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Yaşadığım küçük bir örnekle nereden din dersi tartışmalarında nereye gelindiğini görmek lâzım...Sonuçta; meşru hak ve taleplerin yerine getirildiği, hiç bir kimsenin ve inancın dışlanarak ötekileştirilmediği, sorunların çözüldüğü, millî birlik ve bütünlüğümüzün korunduğu ve insanımızın geleceğinden emin ve huzur içinde yaşadığı bir ülke arzusu hepimizin hakkı ve isteğidir.

Cahit Sıtkı' nın " Memleket isterim.Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikâyet ölümden olsun " ifadesinde dile getirilen duygu ve inançla; yarınlarının daha da güzel olduğu Türkiye dileklerimle..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25