• BIST 1.331
  • Altın 462,298
  • Dolar 7,7608
  • Euro 9,4277
  • Erzurum -2 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 3 °C

ERZURUM’UN BİLİNMEYEN KAPLICALARI

Ömer Faruk Kızılkaya

Kurban Bayramından önce Niğde Üniversitesi, Fen- Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışan kıymetli kardeşim Hüseyin BAYRAM  gelmişti. Oturup hoş beş ettikten sonra tez çalışması için Erzurum’un sıcak su kaynaklarını araştırdığını söyledi. Kendisi Ilıcalıydı; Pasinler, Köprüköy ve Horasan tarafındaki kaplıcaları gezdiğini ve Çat tarafındaki kaplıcaları görmesi gerektiğini belirtti. Çatlı olan arkadaşımız Fevzi YAŞA’ya kendisini gezdirip gezdiremeyeceğini sordu, o da memnuniyetle kabul etti. İşin içinde gezmek varsa Ömer Hoca’nın olmaması düşünülemez. Sağ olsunlar bana da teklif ettiler bu güzel geziyi ben de kabul ettim. Planlarımızı yaptık, bayramın üçüncü günü gidecektik.

Bayramın üçüncü günü geldiğinde heyecanla telefon beklemeye başladım. Hastaydım, dört gündür doğru düzgün canlanamıyordum ama bu geziye katılmalıydım. Nihayet beklediğim telefon geldi ve dershanenin altındaki çay ocağında buluştuk. Yola çıkmaya hazırdık. Fevzi Bey de gelince arabaya binip yolculuk için “Bismillah” dedik.

İlk olarak Çat’ın merkezinde bir ufak mola verdik, sonra Hölenk köyüne doğru yola çıktık. Heyecanlıydık, mutluyduk, yeni yerler görecek, şehrimizin gizli güzelliklerini ortaya çıkaracaktık. Bu duygular içerisinde ilerlerken bir köye geldik. Kaplıcayı sorduk, bir yol tarif ettiler ve o yolu takip ettik. Farklı bir yapıya sahip olan kayalıklar gördük. Durup fotoğraflarını çekmek istedik ama hevesimizi dönüşe saklamamızı söyledi Fevzi Bey.

Biraz ileri gidince yol kenarında köylüler gördük, onlara sorduk kaplıcaları. Geçtiğimizi söylediler. İçlerinden biri bizi götürebileceğini söyledi ve yola çıktık. Biraz önceki kayalıkların olduğu yere geldik. Kayalıklara yaklaşınca bizi bir güzellik karşıladı. Kayalık, bir köprü biçimindeydi, altından su geçiyordu ve görüntü tamamen doğaldı. Doğal köprümüzün üstünden geçip sola dönünce karşımıza bir merdiven çıktı. Yavaş yavaş aşağıya indik ki ne görelim: Kayalığın dibinde bir havuz, havuzun içinde kaynayan bir su, havuzun yanından geçen derenin ortasında kaynayan bir başka su. Dereyi aşağıdan gözlemleme şansı buluyoruz ve su az önce üstünden geçtiğimiz kayanın altından akıp gidiyor uzaklara.

Kayalığa bakıyoruz, hayretimiz daha da artıyor. Hep televizyonlarda gördüğümüz, sonra da görmek için peşine düştüğümüz mağaralara benziyor. O mağaralar sanki karşımızda duruyor. Aynı eriyikler, aynı sarkıtlar burada da varmış meğer. Fotoğraflar, videolar çekiyoruz peş peşe. Hızımı alamıyor, yukarıdaki kurumuş, duvarı maviyle boyalı olan kaplıcaya gidiyorum fotoğraf çekmeye. Orada ufak bir kaza geçiriyorum ve sırt üstü düşüyorum kuru kaplıcanın ortasına. Bereket versin ki ağrıyan sırtımda yeni bir ağrı yok. Tam ucuz atlattım, derken omzumda bir ağrı hissettim. Önemsemedim, fotoğraf çekmeye devam ettim. Kayalığın diğer tarafına geçtim ve derenin nereye aktığını görmek istedim. Aşağıdan bakınca kayalığın altı daha da ilginç görünüyordu. Videoya çekmek için kaplıcanın altına girdim ve kayalığın altında oda büyüklüğünde bir boşluk beni bekliyordu. Kameramı yukarıya kaldırdığımda kayalıkların ilginç şekilleri bana bakıyordu.

Orada fotoğraf çekerken köylüler geçiyordu yakınımızdan. Onlarla konuştuk ayaküstü. Kaplıcanın şifa olma özelliğinin olup olmadığını sorduğumuzda bir kadın evlendikten sonra ilk yedi yıl çocuğunun olmadığını, kaplıcaya girdikten sonra da yedi çocuğunun olduğunu söyledi. Şaşkınlık içinde gideceğimiz yeni adresi merak ederek arabaya bindik.

Fevzi Bey orada bir dağ gösterdi bize ve o dağdaki kayaların farklı figürlere benzediğini, bunun da bir efsanesi olduğunu söyledi. Sonra da anlattı efsaneyi.

Yolumuz Karlıova tarafına döndü, bir süre gittikten sonra sola döndük ve Çimenözü (Hamzan)köyünün yolunu tuttuk. Dağın yamacında kurulmuş köyün karşısından gidip bir köprü geçtik. Orada yemyeşil suyuyla bizi bir gölcük karşıladı. Bu gölcüğün tam karşısında yeşil boyalı bir bina duruyordu. Binanın az ilerisinde de bir araba vardı ve iki kişi bizi karşıladı. İleride bayanların girdiği bir kaplıca olduğunu ve o anda kadınların da orada olduğunu söyledi. İleriye gitmedik adamlarla konuşmaya başladık.

Su sıcaklığının 56⁰C olduğunu öğreniyoruz elimizdeki kaynaklardan. Fotoğraflarını çekiyoruz oradaki kaynakların. Gölcüğün yanındaki kayalıkta bir yarık dikkatimi çekiyor, fotoğraflarını çekmeye gidiyorum ve suyun oradan içerilere gittiğini görüyorum.  Az ileri gidince iki tane büyük delik görüyoruz toprakta, içerilere doğru giden ve bir yerden sonra kapkara olan. Kazayla düşülse sonu ne olur bilmiyorum düşenin. Yukarılara çıkıyoruz, kiremit rengi bir toprak dikkatimizi çekiyor. Su kaynağı olduğunu fark ediyoruz ve elimizi suya sokunca suyun gerçekten o kadar sıcak olabileceğini görüyoruz.

Oradaki adamlara binayı soruyoruz ve oranın kaplıca yapıldığını ve yeterli su olmadığı için hizmete açılmadığını söylüyorlar. İçeri bir giriyoruz, havuzları mermerlerle; tuvaleti, soyunma odaları fayanslarla yapılmış binanın hiç kullanılmamış olduğunu görüyoruz ve üzülüyoruz bu binanın faaliyete geçirilememiş olmasına. Bu mazeret bize hiç inandırıcı gelmiyor. Geri dönerken taşlarla çevrilmiş bir yer görüyoruz. Durup inceliyoruz ki ne görelim: Az önce bizimle sohbet eden adamlar oradalar ve suyun içindeler. Meğer  orası bir kaplıcaymış ve erkekler orada suya giriyorlarmış.

İşimizi bitirince bir başka adrese doğru yola çıkıyoruz: Yiğitler (Meman) köyü.

Meman’a gelince köyün girişindeki okulun önünde duruyoruz. Oradaki köylüler hemen yanımıza gelip hoş geldin ediyorlar bize. Köye geliş sebebimizi söyleyince köyün birinci azası olduğunu öğrendiğimiz Mahmut DOĞAN hemen yardımımıza koşuyor. Bize köyü gezdiriyor, kaplıcaları tek tek gösteriyor. Köyün içinde iki tane kaplıca var. Birinin üstü açık, çevresi duvarlarla çevrili. Ona erkekler ve çocuklar giriyormuş. Diğeri ise erkekler ve kadınlar için yapılmış özel bölmeleri, tuvaletleriyle bildiğimiz bir kaplıca durumunda. Bu kaplıcayı gezerken köyün gençlerinden biri, köyün yukarısında bir tane daha su kaynağı olduğunu ve deprem olacağı zaman bu suyun bulandığını, köylünün ona göre tedbirli davrandığını anlatıyor. Oradaki çekimlerimizi de bitirince tekrar kaplıcaya geliyoruz. Oradakilerle konuşurken bu sıcak suların tedavi edici bir özelliklerinin olup olmadığını soruyoruz ve romatizmaya iyi geldiğini öğreniyoruz köylülerden.

Mahmut DOĞAN evinde bize güzel bir sofra kurduruyor. Yemeklerimizi yerken köy hakkında sohbet ediyoruz. Köy halkının hayvancılıkla geçindiğini ve köyde yaklaşık üç bin büyükbaş hayvan beslendiğini öğreniyoruz. Köyün aynı zamanda okuma yazma oranının da yüksek olduğunu söylüyor Mahmut Ağabey. Çocuklarından birinin Kara Harp Okulunda, birinin de Hukuk fakültesinde olduğunu anlatırken bir babanın evlatlarıyla nasıl gurur duyduğunu da bir kere daha görmüş oluyoruz Mahmut Ağabey’in yüzünde.

O geziden memnun ve mutlu bir şekilde dönüyoruz. Mutluyum, çünkü memleketimin bilinmeyen güzelliklerini keşfettik. Üzgünüm, çünkü memleketimin bu güzelliklerini bilmiyoruz ve bilmediğimiz için değerlendiremiyoruz. Oysa o bölgelerde kaplıcalar yapılsa, olan da faaliyete geçirilse, pansiyonlar ve çeşitli işletmeler vasıtasıyla o bölgede iş sektörü oluşturmuş olmaz mıyız? Bolu’da, Kızılcahamam’da, Kütahya’da ve bir sürü yerde olduğu gibi termal işletmeler açılsa fena mı olur?

Ama pardon, burası Erzurum ve Erzurum insanı her şeyin en iyisini (!) bilir. Ovadaki kaplıcalarımız neye benziyor ki yenilerini açalım. Onlardan randıman alınamadı ki  yenilere umut olsun. 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25