• BIST 95.544
  • Altın 261,149
  • Dolar 5,7666
  • Euro 6,5500
  • Erzurum 27 °C
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C

KREŞTEN TRAJEDİ ÇIKTI

Ömer Faruk Kızılkaya

Eşim de ben de öğretmenlik yaparak ekmeğini kazanmaya çalışan insanlarız. İki tane de dünya tatlısı kızımız var. Sizlere bu hafta başımızdan geçen bir olayı anlatacağım:

Büyük kızıma ilk sene kayınvalidem baktı, ertesi sene komşum baktı, sonra da tavsiye üzerine bir hanımefendiye verdik.

Kızım, dört yaşına gelince onu kreşe vermeyi uygun gördük. Bu kararı almamızda bakıcımızın katkısı büyüktü. Kendini yetiştirmiş, kültürlü, samimi bir insandı bakıcımız. Kendisinin artık eğitim için yeterli olamayacağını, bir kurumdan destek almamızın daha doğru olacağını söyledi bize. Kendisinden son derece memnun olmamıza rağmen sözünü dinledik ve kreş aramaya başladık.

Çok farklı kurumlarla konuştuk. Kararımız, resmiyette başkasına ait olan ama işleyişte üniversiteden hocam olan bir akademisyenin kurumu olmuştu. Kişisel gelişim üzerine de çalışmalar yapan, zeka oyunları üzerine ciddi araştırmalar ve çalışmalar yapan, her şeyden önce de eğitim fakültesinde görev yapan hocamın kontrolünde daha profesyonel bir eğitim alacağına inanmıştım kızımın.

Hocamla konuştum, sağ olsun, ücrette de yardımcı oldu ve çocuğumun kaydını yaptırdım. Buraya kadar sorun yok.

Çocuğuma yarım gün eğitim verilecekti, bu yarım gün içinde kahvaltısını yapacak, İngilizce dersi alacak, zeka oyunları oynayacaktı. Öğle yemeğini yedikten sonra da kızımı kreşten alıp eşimin okuluna bırakacaktım.

Eğitim sezonu açılınca kızım da kreşe gitmeye başladı. İlk gün ihtiyaç listesi hazırlayıp bir kırtasiyenin ismi verdi, malzemelerin oradan alınması istediler. Bazı malzemeler evde olmasına rağmen her şeyin oradan hazırlanmasını istedim ve verilen markalar hazırlanınca o zamanın parası ile 340 TL malzeme parası verdim. Kızım okula başlamış; isterse 3000 olsun, gözüme görünür mü?

Başlarda her şey güzel gidiyordu. Sonradan zekâ oyunu oynamadıklarını ama Kuran-ı Kerim dersleri verilmeye başlandığını gördük. Elhamdülillah Müslüman’ız ya; hoşumuza gitti, sesimizi çıkarmadık.

Servis, onların kendi anlaştıkları bir şirkete aitti. Biz, servisten ısrarla bayan görevli bulundurmalarını istedik. Çok ısrarcı olduğumuz için kreşteki öğretmenlerden biri sabahları bizim yüzümüzden (Bunu onun yerine kendimi koyarak yazıyorum.) serviste gitmek zorunda kalıyordu.

Ara ara müdüre hanıma zeka oyunlarını soruyordum ve eğitim verildiğini fakat kızımın öğleden sonra orada olmaması yüzünden derslere katılamadığını söylüyordu. Artık sabrım taşmıştı ve görüşmeye gittiğim günlerden birinde “Benim çocuğum 4 yaşında, harfleri bile doğru telaffuz edemiyor. Kuran okutuyorsunuz ama bu eğitim kalıcı olmuyor. Hem din eğitimi aldırmak istesem çocuğumu sübyan mektebine verdirirdim. Din eğitimini zamanı gelince kendim vereceğim ve eminim ki buradakinden de daha güzel veririm. Ben İngilizce ve zeka oyunları istiyorum.” şeklinde talebimi dile getirdim, sonuç değişmedi.

Kızım evde öğretmeninden bahsederken “Masum Melek” ifadesini kullanıyordu. Kızıma neden öyle söylediğini sorduğumuzda kreşte Melek isminde iki öğretmen olduğunu, birinin kendi öğretmenleri olan ve bizim de tanıdığımız Melek Hanım, diğerinin ise Kızgın Melek ismini verdiği diğer Melek isimli öğretmen olduğunu (Aslında öğretmen demem doğru olmaz, zira üniversite mezunu değildiler ama pozisyon itibariyle bu yakıştırmayı yapıyorum.) söyledi. Bu ismi neden verdiğini sorduğumuzda ise onun çok kızdığını, çok kötü bağırdığını vb. söyledi. Bu durumu idareyle paylaşmıştım ama sonuç yine değişmedi. Bir görüşmemizde de kızımın orada çirkin ördek yavrusu muamelesi gördüğünü müdüre hanıma söylemiştim. İdareciler gerçekten bizi iyi idare ettiler.

İkinci dönem çocuğum Kuran’a çıktı, tören yapıldı, törende çocuğum sözde Kuran okumayı öğrenmişti ama Kuran okuyamıyordu. Öğretmeni kulağına okuyor, kızım da tekrar ediyordu. Bu durumu gördüm ama sürekli eleştiren veli olmak istemediğimden sustum. Numarayı yemedim ama yemiş gibi göründüm. Din ticareti doludizgin gidiyordu.

Yılsonuna doğru önce kızımın ciddi bir paraya aldırılan zeka oyunlarını eve gönderdiler, oyuncakların kutusu bile açılmamıştı. Bir yılsonu etkinliği yapıldı, iki veli konuşmacı olarak çıkarılıp konuşturulduğunda bütün veliler “Ya burada çifte standart uygulandı ya da biz farklı yerlerden bahsediyoruz.” yorumunu yaptılar. Biz de memnun değildik çünkü birkaç öğrenci dışında diğer çocukların hepsi dibe sokulmaya çalışılıyordu.

Birkaç gün sonra sezon bitti ve çocuğumuzu aldığımızda malzemelerinin de artanlarını verdiler. Bütün malzemeler en pahalılarından alınmıştı ama parmak boyaları hiç kullanılmamıştı. Kuru boyalar, pastel boyalar ve sulu boya biraz kullanılmıştı. Yapıştırıcılardan biri biraz kullanılmış, diğer 3 tanesi açılmamıştı. Oyun hamurları da açılmadan eve gönderilmişti. Bir de panduf denen, içeride kullanılan patikvari giyecek vardı, altları delinmiş vaziyetteydi. Onları görünce ağladığımı hatırlıyorum. Hemen o akademisyen olan hocamı aradım ve kendisine sitemde bulundum. “Hocam, öğretmeni bana bu durumu söyleseydi yenisini alsaydım. Yazık günah değil mi, çocuğum neden arkadaşlarının yanında o giyeceklerle dolaşsın? Bu, eğitimciliğe sığar mı?..” gibi bir sürü sitemde bulundum ve malzemelerin fotoğraflarını da kendisine gönderdim. Anaokulunda her ay panduflar gönderilerek yıkatılıyordu. Meğer asıl uygulama buymuş, bilemedik.

Ertesi sene anaokulu için devlete ait olan Ziyaettin Fahri FINDIKOĞLU Anaokulunu seçtik. Endişelerimizi ve yaşadıklarımızı anlatınca müdüre hanım kurumu nokta atışıyla tahmin etti. Benzer şikâyetleri çok dinlediklerini söyleyerek endişelerimizle ilgili açıklamalarda ve vaatlerde bulundu. Kendilerine sonsuz şükranlarda bulunuyorum sayelerinde çocuğumun okula karşı geliştirdiği olumsuz düşünceleri bu dönemde ortadan kaldırdık.

Şimdi diyeceksiniz ki: Hoca, madem sıkıntın vardı, neden bunları o zaman değil de şimdi yazıyorsun?

Kızımın okulda ve diğer sosyal ortamlarda kendini ifade etmede bazı sorunlar yaşadığını gözlemliyor ama sebebini bir türlü çözemiyorduk. Evde şiddet görmediği gibi benzer durumların yaşandığı ortamlara dahi sokulmadı, şahit bile olmadı. Bakıcılarını araştırdık, hiçbirinden bu konularda şikâyetimiz olmadı. Bir yerlerde sorun vardı ama çözemiyorduk.

Geçen haftalarda kardeşi için kreşe gönderme fikri ortaya atılınca büyük kızım şiddetle itiraz etti. İlk başta kıskançlık yapıyor zannettik ama o konu her açıldığında kızım rahatsız oluyor ve tepki gösteriyordu.

Pazar akşamı eve gittiğimde eşim konuşmak istediğini söyledi. Konuyu açtı ve çocuğun kreşte yaşadıklarını anlattı. Meğer Kızgın Melek kızımızın öğretmeni olmamasına rağmen kızımızın üstünde ciddi bir baskı kurmuş, sürekli azarlamış, bir kere boğazını sıkmış, etkinliklere katılmasına izin vermemiş… Kızıma, niçin bunu bize anlatmadığını sorduğumuzda ise idareyle konuştuğumuz günlerde daha fazla bu durumların gerçekleştiğini, bu sebeple daha fazla baskı uygulamasın diye bizden sakladığını söyledi. Bu durum size bir şeyler anlatıyor ya da hatırlatıyor mu? Tacize uğrayan çocuklar da aynı korkularla susmuyor mu? Başıma gelmez, demeyin; ben diyordum ve başıma geldi. Bununla kurtardığıma şükrediyorum.  Meğer koca yürekli kızım kardeşini kıskanmıyor, bilakis korumaya çalışıyormuş.

Bu satırları şehrimi yönettiğini söyleyen sağır sultanlar ve çaresizlik içinde çocuğunu benzer yerlere gönderen veliler için yazıyorum. Veliler, lütfen çocuğunuzu verdiğiniz yerleri iyi araştırın ve her şeyini sıkı takip edin.

Yöneticilere gelince: Allah rızası için kreşleri düzgün denetleyin. Sizden, ondan; falanın oğlu, filanın gelini gibi bağlantılarla idare edilen yerlere de dokunun. Sizin parti, ötekinin derneği, berikinin vakfı vb. demeden herkesi mercek altına alın. Geleceğin büyüklerinin yetiştirildiği bu kurumlar tahmininizden daha da ciddiye alınmalı. Zira en ufak bir psikolojik sorunda çocukluğa iniliyor. Yetki belgesinden tutun, öğretici eğitim durumlarına kadar her şeyi daha ciddi denetleyin. Seçme ve seçilme yaşına gelmiş insanların eğitim gördüğü kurumların peşine düşeceğinize temel ihtiyaçlarını bile yardımsız göremeyen çocukların eğitildiği kurumların peşine düşün. Bir annenin çocuğunu kreşe gönderirken yaşadığı acıyı ben eşimden biliyorum. Bu annelerin seslerine kulak verin. Yoksa bu sorunlar ya da bu sorunlarla büyümüş çocuklar ileride sizi bulacaktır.

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
      Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25