• BIST 1.557
  • Altın 443,296
  • Dolar 7,4740
  • Euro 9,0282
  • Erzurum -9 °C
  • İstanbul -1 °C
  • Ankara -9 °C

PİR ALİ BABA’YI BİR DE BENDEN DİNLEYİN

Ömer Faruk Kızılkaya

Son zamanların favori mekânlarından biri oldu Pir Ali Baba Türbesi. İnsanlar orada ziyarette bulunuyorlar, fotoğraf çekiliyorlar, çeşitli etkinliklere imza atıyorlar, ilginç geleneklerden bahsediyorlar…

Peki, Pir Ali Baba Türbesi neden son zamanlarda gündeme geldi de öncesi yok? Mesela Abdurrahman Gazi Türbesi gibi neden değil?

2015 yılında Kardelen TV ile Erzurum’u tanıtmaya yönelik programlar çekmeye başlamıştık. Ramazan ayı gelince yönetmenimiz Sayın Yunus BUĞTEKİN, bana Erzurum’daki türbeleri ve manevi şahsiyetleri tanıtmaya yönelik bir program tasarladıklarını ve kabul edersem birlikte bu çalışmayı yapmak istediklerini söyledi. Zaten Köşe Bucak ERZURUM programını çekiyorduk ve formatı benzer olduğu için kabul ettim. İlk başta kolay gibi görünüyordu ama işin içine girince bazı zorluklar olduğunu gördük: Ramazana 2-3 gün vardı, belli bir ön hazırlık yapmamıştık, her gün çekim yapmamız gerekiyordu…

İlk dört günün çekimlerini yaptık; Habib Baba, Abdurrahman Gazi gibi önemli isimleri tanıttık ama aklımda “Bin Bir Hatimler”i şehrimize kazandıran Pir Ali Baba’yı tanıtmak vardı. Tanıtmak kolaydı, asıl sorun ise onun kabrinin nerede olduğuydu. Biraz araştırınca Çat yolu üzerinde olduğu bilgisine ulaştım ama nerede olduğunu yine de bilmiyordum. Yola çıkınca Tepeköy’e varmadan bir tepenin üzerinde bir çatının parladığını gördük. Tepeköy Mahallesi’ne varmadan önce tepeye doğru yeni yapılmış asfalt bir yol vardı ama tabela yoktu, şansımızı deneyerek gittik. Oraya vardığımızda 2013 yılında Erzurum Büyükşehir Belediyesi tarafından tesis yapıldığını gördük. Şanslıydık, aradığımız türbe buraymış.

Bölgeyi incelediğimizde çatının bulunduğu yerin mescid olarak yapıldığını fark ettik. Mescidin kapısı açıktı, tuvaletler yapılmıştı ve kapısı açık, camları kırıktı. Tesisin bakımsızlığı her halinden belli oluyordu. Peki, türbe neredeydi? Mescidi arkamıza alıp ovaya bakınca karşımızdaki tepede olduğunu gördük.

Programımız ramazanın beşinci günü yayınlanmıştı. Ramazandan sonra oraya gittiğimde Sayın Mehmet SEKMEN’in programdan hemen sonra oraya çekidüzen verdirdiğini, Tepeköylü bir vatandaşımızı da oraya görevli olarak atadığını öğrendim. Programdan sonra türbenin yerini soran çok oldu.*

 Yeni bir piknik yerimiz olmuştu. Eşimi, dostumu, öğrencilerimi götürdüm. Maksadım oranın bilinmesini sağlamak, bu sayede de oraya gelen yanlış insanların (Oraya içki içmek ve fuhuş yapmak için gidenlere şahit oldum.) ayaklarını oradan kesmekti. Ne kadar çok insan bilirse o kadar çok insana anlatılırdı, o kadar aile de oraya giderdi. Ailelerin ziyaretleri arttıkça orası da maneviyatına uygun kullanılmış olurdu.

Gün batımının en güzel izlendiği yerlerden biridir Pir Ali Baba Türbesi. Karanlık çökünce de ışıklar içindeki şehri aynı güzellikte izlersiniz. Karanlık zamanlarında yıldızları da izleme şansı veriyordu ziyaretçilerine. Geçen yıl yapılan güneş enerjisi panelleri sayesinde ışığa yeni kavuştu. Elektrik sorunu çözüldü, birkaç küçük dokunuş kaldı: Kamelyalara masa koymak, su deposu yapmak* ve etrafını ağaçlandırmak gibi.

Ağaçlandırma demişken,

O zamanlar ERVAK içerisinde yer aldığım için bir proje düşündüm: 1001 HATİME 1001 FİDAN

Erdal Başkan’a açtım fikrimi, beğendi. Hatta bir akşam alıp kendisini türbeye götürdüm ve yerinde gösterdim nasıl bir şey düşündüğümü. Kelimeleri benimleydi ama erkini kullanmayı istemediğini bugünkü aklımla anlayabiliyorum. Çünkü o isteseydi, şimdi o ağaçlar boylanmıştı.

Kızılay Bölge Kan Merkezi Müdürü Sayın Dr. Abdullah ÜZER ile sohbet ederken projemden ona bahsetmiştim. Proje ortağı olarak kendilerini de alabileceğimizi, Kızılay’ın yaklaşık 54 bin fidanı olduğunu söyledi. Malumunuz kan bağışı karşılığında bir fidan dikiliyor. Bu kapsamda projeye ortak olabilme durumlarını söyleyince iyice umutlandım.

Büyükşehir Belediyesine gidip Mevlüt DOĞAN’ın kapısını çaldım. ERVAK’ın mütevelli toplantısında tanışmıştık ve kartvizitini vererek çay içmeye davet etmişti. Gittiğimde beni AB Dış İlişkiler Şube Müdürü Sayın Gülgün ÖZDEMİR’e yönlendirdi. Kendisiyle görüşmeye birkaç kere gittim. İlk başta 1001 fidan bulmak sorun oldu. Oradaki bir çalışan bunu söyleyince “Ben bulacağım. İsterseniz daha fazlasını da bulurum.” dedim. İşe başlayacağımızı umarken aynı adam bana “kim olduğumu ve bu gücü nereden bulduğumu” sordu. Bir vatandaş olduğumu ve işe başlayıp başlamayacağımızı sordum. Bu sefer işi devlete ya da Avrupa Birliği’ne sunulacak projeye dökmeye çalıştılar. Buna gerek olmadığını, halka yapılacak bir duyuru ve belediyenin tahsis edeceği 2 otobüsle şenlik havasında bir organizasyon yapılabileceğini söyledim. ERVAK Gençlik Komisyonu olarak biz de vardık. Yeni bir sorun ortaya atıldı:

Türbenin bulunduğu tepenin arkeolojik sit alanı olduğunu, bunun için Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü ile görüşmem gerektiğini söylediler. Lokman KEMALOĞLU o dönemde müdürlük görevindeydi. Hemen kendisine gittim ve durumu anlattım. Tepeye dokunulmadan tesisin etrafında çalışma yapabileceğimizi söyledi. Hatta Müze Müdürlüğü tarafından tepede bir kazı yapılabileceğini, kalenin ortaya çıkarılabileceğini, bu vesile ile de türbenin yeniden ihyasının yapılabileceğini, baldaken tarzda bir türbe ile orayı daha da cazip hale getirebileceğimizi söyledi.** Tekrar belediyenin kapısını çaldığımda yeni sorunlar önüme sürülünce “Sizin de, sizin yapacağınız işin de canı cehenneme!” diyerek vazgeçtim.

Şimdilerde 1001 Hatimler’in seramonisi orada toplanılarak yapılıyor, buna itirazım yok. Ancak bir durum var ki ona isyan ediyorum:

En ufak bir olayda bir grup gidiyor, türbenin etrafına -kurda kuşa yem olarak- 1001 ekmek koyuyor. Onunla da kalmayıp beyanat veriyorlar “Biz bunu uzun zamandır yapıyoruz.” diye. Daha da acısı Erzurum medyası bu oltaya geliyor ve bunu haber yaparken sormuyor: Madem siz bunu yıllardır yapıyorsunuz, biz nerede yaşıyoruz? Şimdi medyaya ulaştınız da önceden ulaşamıyor muydunuz?

Ekmeğin varsa vatandaşımıza ver, “Askıda Ekmek Kampanyası”nın yapıldığı bir yerde dağa taşa ekmek atmak nedir?  “Hayvanlara sahip çıkmak geldi aklınıza, anladık.” diyelim. Bir köyün üstüne neden yığıyorsunuz? Böyle bir gelenek var mıydı, elbette hayır! Farklı farklı yerlere ve yeterli miktarlarda, sürekli koysanız anlarım da bu yapılanın mantığı nedir?  Köyün üst başında bir merkeze o kadar ekmeği yığmak show’dan başka bir şey değildir. Efendiler biraz dürüst olun! Allah hepimizi biliyor.

“Erzurum Çöl Olmasın” isimli bir proje başlattık. Bunun pilot noktası Tortum olacak. Ancak bahar aylarında başlayacağımız bu projemize destek verirlerse bir etabını da Erzurum’da Pir Ali Baba Türbesi’nde hayata geçirmek istiyoruz. Sayın SEKMEN başta olmak üzere yöneticilere çağrımdır. Erzurum İli Tanıtma Derneği başkan yardımcısı olarak yönetimimiz ve proje ortaklarım adına sesleniyorum: Gelin bu projeyi birlikte başaralım.

* Tesis ile tuvaletlerin arasında sürekli boşa akan içilebilir bir su bulunmaktadır. Çeşitli amaçlar için kullanılabilir.

** Soranların yanında Erzurum’un yazarçizer grubundan birçok kişiye de türbenin yerini tarif ettim.

*** Lokman Bey, bunları söyledi söylemesine de o dönemde Erzurum’da kazı yapacak bir müze müdür yoktu.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25