• BIST 104.830
  • Altın 271,174
  • Dolar 5,7544
  • Euro 6,3397
  • Erzurum 9 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 13 °C

TABYAYA VE TARİHİMİZE İHANET EDİLİYOR!

Ömer Faruk Kızılkaya

Üniversitede okuduğum yıllardı. Günlerdir yağmur yağıyordu ve sınavlardan da yorulmuş, sıkılmıştım. Biraz kafamı dağıtmak istiyordum. Bunun için can dostum Hakan’ı aradım. Üniversitede buluştuk, bir yerlerde dolaşmak, konuşup dertleşmek istiyorduk. Üniversiteden çıktık Yenişehir’e doğru yürümeye başladık. Elektrikçiler’e doğru yola çıkmıştık ki birden yolun solundaki tepeye çıkmadığımız aklımıza geldi. Amacımız da zaten gezmekti. Oraya doğru tırmanalım dedik ve harekete geçtik.

Yağmurun ıslattığı çam ağaçlarının kokusu toprak kokusuyla birleşip eşsiz bir koku sunuyordu. Çiçekler daha yeni başlarını topraktan çıkarıyorlardı. Etraf yeşermeye başlamıştı. Bu güzellikleri geze geze tepeye ulaşmıştık. Bir çukur dikkatimizi çekti. Ne olduğunu anlayamamıştık ve dolaşmaya devam ettik. Biraz sonra gidebileceğimiz yerin bittiğini, sağa doğru gidersek küçük bir yamaçtan inebileceğimizi ama sola doğru gidersek aşağıya düşeceğimizi gördük. Mecburen sağa doğru döndük, aşağı inip biraz ileri gittik  ve karşımızda dev bir yapı gördük.

Meğer orada bir tabya varmış ve Palandöken tarafından bakınca sadece tepe görülüyormuş. Oradan ovaya taraf bakılırsa da Aziziye ve Mecidiye Tabyaları başta olmak üzere bütün ova görülüyormuş. II. Abdulhamit zamanında yapıldığı rivayet edilen tabyalardan biri buymuş demek. Tabyalar iyi saklanmış ve hakim noktalar şeçilmiş. Tabyalar birbirinden rahatlıkla haberdar olabiliyormuş bu vesile ile. Bu tarihi binaya, onu düşünüp yapana, şahane biçimde saklayana hayran olduk.

Yalnız burayı biraz gezmek gerekiyordu, bir de içini görmeliydik. İçine girdik ve hayretimiz ve hayranlığımız daha da arttı. Toprağın altında resmen bir tarih saklıymış. Eşsiz bir mimari, uzun bir bina bize yorgun argın “merhaba” diyordu.

Yorulmuştu, çünkü tarihte bir sürü çatışmaya tanık olmuştu, yorulmamıştı ama orada şehid olan insanların torunları dedelerinin savaştıkları yere içki içmeye, alem yapmaya, hatta çevredekilerden öğrendiğimiz kadarıyla zina etmeye gelmekteydiler. İşte bu rezillikler bu tarihi binayı yormuştu. Tarihe şahitlik eden tabya bir milletin ahlaken çöküşüne de şahitlik ediyordu.

Bu bahsettiğim tabya tahmin ettiğiniz üzere Kiremitliktepe Tabyası’ydı.

Aradan yıllar geçmişti ve şehrimiz büyük bir organizasyona ev sahipliği yapacaktı: 2011Universiade Kış Oyunları.

Bu dev organizasyonda kayakla atlama branşı için bir çift atlama kulesi yapılacaktı ve yeri belli olmuştu: Kiramitliktepe.

Acaba o tarihi bina da biraz restore edilerek turizmimize kazandırılır mıydı? Öyle ya tabyanın az ilerisinde dünya medyasından bir sürü gazeteci olacaktı. “Belki tarihi eserimizi de o vesile ile restore edip şehir turizmine kazandırırlar.” diye düşündüm ama hevesim kursağımda kaldı. Oysa bu mekan Ermeni meselesi ile ilgili çalışmların sergilendiği bir müze olabilirdi. Hem Ermeni meselesi gündeme getirilmiş olunurdu hem de tarihi eserimiz tanıtılmış olurdu. Ermeni meselesi diyince aklıma bir de başka ihanetimiz geldi. Aslında bu bahsedeceğim olay bizim yöneticilerimizin olaylara bakışlarını göstermesi açısından önemliydi. Olay şu:

O dönemde üniversite yönetiminde sözü geçen hocalarıma sordum: “Hocam, hazır dünyanın birçok ülkesinden öğrenci ve gazeteci gelecekken Ermeni Meselesi ile ilgili bir sergi veya küçük bir müze açtınız mı? Ya da açmayı düşünüyor musunuz?” hocalarım bana hayret ettiler. Neymiş, yakışık almazmış. Bize yakışmazmış. Ben nasıl böyle bir şey düşünürmüşüm?

Geçenlerde muhalefetten bir milletvekili Kültür ve Turizm Bakanı’nın ne iş yaptığını sordu. Onun da Ermeni meselesinden ötürü isyan ettiğini gördüm.  Her sene 24 Nisan geldiğinde dünyada ne gibi bir eylem yapılacak, ABD başkanı o olayla ilgili ne diyecek… gibi sorular yüzünden sıkıntı yaşarız ama işi çözmek için ciddi hiçbir şey yapmayız.

 Geçenlerde bir gün yine Kiremitliktepe’ye gittim ve tabyada hiçbir düzenleme yapılmadığını gördüm. Hatta bırakın bir şeyler yapmayı ellerinden gelse onu yok edeceklerine şahit oldum. Boş bally tüpleri, içki şişelerinin parçaları, yakılmış bir çekyat (çekyat oraya neden gelmişse artık siz düşünün) vardı her tarafta. Bir de ilgisizlik vardı oralarda dolaşan. Çifte Minareli Medrese, Kale, Üç Kümbetler şehir merkezinde oldukları için çeşitli nimetlerden geç de olsa faydalanıyor, peki bu tarihi eserimizin günahı ne? Neden kimse ilgilenmiyor? Elin gavuruna yalakalık olsun diye mi? Neden Alaca Şehitiği, Yanıkdere gibi şehitliklerimiz gün yüzüne çıkartılmıyor? Neden kültürümüze, tarihimize yatırım yapılmıyor?

Bugün çocuklarımızı korkutmak için kullandığımız “Kokor gelir!” ifadesinin anlamını düşündünüz mü? Kokor, 1890’larda ve daha sonrasında yaşamış olan bir Ermeni çetecinin ismidir. Öyle rezilliklere imza atmış ki bu Ermeni, halen daha uyumayan, yaramazlık yapan çocukları onun ismini söyleyerek korkutma geleneğimiz devam ediyor. Bu milletin bilinçaltına yerleşen bu kadar acı varken ve bu acıları yaşatan bir düşman varken neden biz milli meselelerde bu kadar karaktersiz kalıyoruz?

Ermeni zulmünü yaşayan şehir ne Ermeni meselesine, ne tarihine, ne de kültürüne sahip çıkabiliyor. Halk şuursuz, ruhsuz; yönetenler ilgisiz. Bu şehirde Kültür ve Turizm il müdürü var ve en azından onun kurumunun bu meselelerde ve tarihi eserlerin korunmasında bir şeyler yapması gerekmez mi? Gerekirse şehrin belediye başkanını, valisini bilgilendirmesi, onlara projeler sunup onlardan destek istemesi gerekmez mi? Yoksa koltuk işgal etmenin anlamı ne? Benim kültürümü araştırmayan, korumayan, savunmayan kurum da yöneticileri de başka neye yararlar? Bu önemli konuları dile getirmeyen medya neye yarar? 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erzurum Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 414 82 11 0 538 776 25 25