AMERİKA’DAN HUKUK SÖYLEMİ(!), GÜÇ PRATİĞİ..
152 dakikada bir ülkenin başkentinden, sarayından bir cumhurbaşkanının kaçırılması;
Ne sıradan bir güvenlik operasyonudur ne de münferit bir hukuki süreç.
Bu, küresel güç düzeninin kimin elinde olduğunu hatırlatan stratejik bir gözdağıdır.
Dünya kınadı, konuştu, tartıştı.
Ancak asıl mesele bilinçli biçimde ıskalandı:
Bu yaşanan, uluslararası hukukun değil, hegemonik gücün işleyişidir.
Bir devlet başkanını kelepçeyle, sandaletle New York sokaklarında teşhir etmek;
Demokrasi anlatısı değil, çıplak tahakküm pratiğidir.
ABD, kurallara uyan bir aktör değil;
Kuralları koyan, ihlal eden ve gerektiğinde yeniden yazan küresel bir hegemon olarak hareket etmektedir.
Global Firepower 2025 verilerine göre Amerikan ordusu Dünyanın en güçlü ordusudur.
ABD, yalnızca dünyanın en güçlü ordusuna değil;
Aynı zamanda en geniş küresel erişim ve müdahale kapasitesine sahiptir.
Ancak Amerikan gücünü tehlikeli kılan unsur tanklar ya da uçaklar değil;
Zihinler üzerinde kurduğu hakimiyettir.
“Yumuşak güç” kavramı,
ABD pratiğinde sert güçle birlikte ve eş zamanlı işletilmektedir.
Bu sayede ülkeler işgal edilmeden yönlendirilir,
Toplumlar mermi atmadan parçalanır..
Bu noktada “etki ajanları” meselesi hayati önem taşır.
Medya, akademi, finans ve siyaset üzerinden konumlandırılan aktörlerle
Devletler içeriden zayıflatılır, kamuoyu yönlendirilir ve yönetimler şekillendirilir.
Bu, istihbarat faaliyetinin ötesinde stratejik toplum mühendisliğidir.
Bu nedenle ABD’de başkanlarının kim olduğu sadece küçük bir ayrıntıdır.
Trump gider, bir başkası gelir;
Ancak kurumsallaşmış emperyal akıl yerinde durur.
Süreklilik gösteren dış politika refleksi,
ABD’de kişilere değil, sisteme dayalı bir güç mimarisi olduğunu göstermektedir.
Türkiye’nin yakın geçmişte yaşadığı kalkışma girişimi,
Bu küresel düzenin bize biçtiği felaketi açık biçimde ortaya koymuştur.
Ancak hesaba katılmayan bir unsur vardır:
Millet iradesi.
Tankların karşısına çıkan bir toplum gerçeği,
Hegemonik planların en zayıf noktasıdır.
Buradan çıkarılacak sonuç:
Uluslararası sistemde ayakta kalmak;
Yalnızca askerî güçle değil,
Toplumsal bütünlük, ekonomik bağımsızlık, stratejik özerklik ve milli bilinçle mümkündür.
Amerika güçlüdür(!)
Örgütlüdür.
Acımasızdır..
Ama tarih göstermiştir ki,
Kendine sahip çıkan milletlerin karşısında hiçbir hegemon kalıcı değildir.
Demem o ki:
Bu çağda ayakta kalmak isteyen milletler, iyi niyetle değil güçle, temenniyle değil hazırlıkla var olur.
Hukuk söylemleriyle örtülen bu tahakküm düzenine karşı savunmasız kalanlar, önce yönlendirilir, sonra yönetilir, en sonunda tüketilir.
Bu nedenle ideolojik ayrışmaları bir kenara bırakmak, Millet–Devlet bağını tartışma konusu olmaktan çıkarmak zorundayız.
Çünkü küresel düzen, zayıfları korumaz; zayıfları ezer.
Ve bu dünyada yalnızca hazırlıklı olanlar, birlik olanlar ve gücünü inşa edenler söz sahibi olur.
Bu çağda var olmak istiyorsak,
İdeolojik ayrışmaları aşmak,
Millet–Devlet bağını diri tutmak
Ve gücü yalnızca eleştirmekle değil, inşa etmekle yükümlüyüz.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.