Esat Bindesen
TANPINAR’IN ERZURUM’U NEREDE, BUGÜNÜN ERZURUM’U NEREDE?
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir eserini gençlik yıllarımda okumuştum.
Aradan yıllar geçti.
Geçtiğimiz gün kütüphanemde gözüme çarpan bu güzel eserin sayfalarını yeniden karıştırmaya başladım.
Bu defa başka bir gözle, başka bir yaklaşımla…
İnsan gençliğinde okuduğu bir kitabı yıllar sonra yeniden okuyunca bazı şeyleri daha farklı değerlendiriyor.
Ben de öyle yaptım.
Ama itiraf edeyim, beni en fazla düşündüren yine Erzurum bölümü oldu.
Bir yanda Tanpınar’ın anlattığı eski Erzurum, diğer yanda bugün yaşadığımız Erzurum…
İster istemez karşılaştırmaya başladım.
Neredeydik, nereye geldik?
Neleri kazandık, neleri kaybettik?
Önemli bir yazar, önemli bir kitap, önemli tespitler…
Ve bütün bunların içerisinde bizim Erzurum’umuz.
*
Tanpınar, Erzurum’u üç farklı dönemde görmüş.
İlk gelişi 1913 yılında, henüz çocukken.
O yılların Erzurum’u canlı, hareketli, ticareti güçlü bir şehir.
Hanları, kervanları, bakırcıları, kuyumcuları, saraçları…
Çarşılarında hayat var.
İnsan ilişkileri güçlü.
Gelenekleri, camileri, medreseleri ve köklü kültürüyle Anadolu’nun önemli merkezlerinden biri.
1923 yılında öğretmen olarak yeniden geldiğinde ise karşısında eski Erzurum’u bulamamış.
Savaşlar, işgaller, göçler, hastalıklar…
Şehir büyük yaralar almış.
İnsanlar kaybedilmiş,
Evler boşalmış,
Ticaret eski gücünü yitirmiş.
Üçüncü gelişi ise 1940’lı yıllarda.
Bu defa da yaralarını sarmaya, yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir Erzurum’la karşılaşmış.
Aslında Tanpınar’ın anlattığı yalnızca bir şehrin geçmişi değil, yaşadığı acılar ve ayakta kalma mücadelesi.
Zaten Erzurum’un tarihinde böyle bir özellik var.
Bu şehir çok badireler atlatmış ama hiçbir zaman kolay kolay teslim olmamış.
*
Peki, bugün neredeyiz?
Aradan bir asrı aşkın zaman geçmiş.
Elbette çok şey değişmiş.
Üniversitelerimiz,
Hastanelerimiz,
Yeni yollarımız,
Geniş caddelerimiz,
Modern binalarımız var.
Palandöken gibi önemli bir turizm değerine sahibiz.
Şehrimiz büyümüş, gelişmiş, önemli hizmetlerle tanışmış.
Elbette bunları görmezden gelemeyiz.
Ancak bütün bunlar Erzurum’un hak ettiği noktaya geldiği anlamına mı geliyor?
İşte burada durup düşünmek gerekiyor.
Bir zamanlar bölgenin ticaret merkezi olan Erzurum bugün ekonomik bakımdan nerede?
Esnafımızın durumu ne?
Üretimimiz, sanayimiz, istihdamımız yeterli mi?
Gençlerimiz neden geleceklerini başka şehirlerde arıyor?
Yetişmiş insanımızı Erzurum’da tutabiliyor muyuz?
Bunlar öylesine sorulmuş sorular değil.
Bu şehri seven, geleceğini düşünen herkesin kendisine sorması gereken sorular.
*
Tanpınar’ın Beş Şehir kitabında üzerinde durduğu önemli bir düşünce daha var.
Geçmişle gelecek arasındaki bağın koparılmaması…
Tanpınar modernleşmeye karşı değil.
Ancak şehirler gelişirken tarihi eserlerin, geleneklerin, kültürün ve şehir kimliğinin kaybolmaması gerektiğini savunuyor.
Ona göre geçmişini anlamayan bir milletin geleceğini sağlıklı biçimde kurması mümkün değil.
Bence bugün Erzurum için de üzerinde durulması gereken mesele bu.
Elbette şehir büyüyecek,
Yeni yollar yapılacak,
Yatırımlar gerçekleştirilecek.
Ama bütün bunlar olurken mahalle kültürümüzü, komşuluk ilişkilerimizi, tarihî çarşılarımızı ve geleneklerimizi de korumalıyız.
Çünkü modernleşmek başka, kimliğini kaybetmek başka.
Bir şehrin gelişmişliğini yalnızca betonla, asfaltla, yüksek binalarla ölçemeyiz.
O şehrin insanına,
Kültürüne,
Üretimine
Ve yaşam kalitesine de bakmak gerekir.
Erzurum Kalesi, Çifte Minareli Medrese, Yakutiye Medresesi, Ulu Camii ve tarihî çarşılarımız…
Bunlar geçmişten bugüne uzanan kültür mirasımız.
Ama bu mirası yalnızca korumak değil, yaşatmak da gerekiyor.
*
Bir de geleceğimiz meselesi var.
Geçmişimizle övünmeyi seviyoruz.
Tarihimizi, kahramanlıklarımızı, kültürümüzü her fırsatta anlatıyoruz.
Elbette anlatacağız.
Ama yalnızca geçmişimizle övünmek geleceğimizi kurtarmıyor.
Bugün ihtiyacımız olan, üreten, ticaret yapan, istihdam oluşturan ve gençlerine gelecek sunan bir Erzurum.
Bunun için yerel yöneticilerimize,
Siyasetçilerimize,
Üniversitelerimize,
İş dünyamıza,
Sivil toplum kuruluşlarımıza
Ve biz basın mensuplarına önemli sorumluluklar düşüyor.
Yapılan güzel hizmetleri takdir ederken eksiklerimizi de konuşabilmeliyiz.
Çünkü Erzurum’un kaybedecek zamanı yok.
*
Kitabı yeniden okurken kendi kendime en çok şu soruyu sordum.
Acaba Ahmet Hamdi Tanpınar bugün Erzurum’a gelseydi neler yazardı?
Geniş caddelerimizi mi anlatırdı?
Yeni binalarımızı, Palandöken’i mi?
Yoksa eski Erzurum’un kaybolan güzelliklerini, çarşılarını, mahallelerini ve insan ilişkilerini mi arardı?
Belki de bugünün Erzurum’unu anlatırken bizim sorduğumuz soruları sorardı.
Neler değişti?
Neler korundu?
Neler kaybedildi?
Doğrusu bilemiyorum.
Ama şunu biliyorum.
Erzurum sıradan bir şehir değil.
Tarihiyle, kültürüyle, Millî Mücadele’deki yeriyle çok daha güçlü bir geleceği hak ediyor.
Yıllar sonra yeniden okuduğum Beş Şehir bana bir kez daha bunu düşündürdü.
Geçmişimizle övünmek güzel.
Ama geleceğimizi inşa etmek çok daha önemli.
Şehrimiz büyüsün, gelişsin, modernleşsin.
Ama kendisini Erzurum yapan değerlerini de kaybetmesin.
Çünkü bir şehri büyük yapan yalnızca inşa ettiği binalar değil, koruduğu değerler ve insanlarına sunduğu gelecektir.
Ve son olarak…
Gençlik yıllarımda okuduğum Beş Şehir ile yıllar sonra yeniden okuduğum Beş Şehir aynı kitaptı.
Değişen, belki de benim Erzurum’a bakışımdı.
Ama değişmeyen bir şey vardı.
Erzurum’a duyduğum sevgi ve bu şehrin daha iyi bir geleceği hak ettiğine olan inancım

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.