Mustafa Çiftçi hayatındaki kırılma noktasını ve en büyük pişmanlığını anlattı
Babasına hayattayken sevgisini söyleyemediğini dile getiren Çiftçi, gençlere “Bazı şeyleri yarına bırakmasınlar, belki yarın hiç gelmeyebilir” mesajını verdi. Çiftçi, Terörsüz Türkiye süreci, sokak hayvanlarıyla mücadele ve uyuşturucuyla ilgili çalışmalar hakkında da açıklamalarda bulundu.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, İhlas Holding Dijital Varlıklar Genel Müdürü Volkan Ormanlı’ya meslek hayatındaki dönüm noktalarını, kendisini etkileyen tecrübeleri ve içinde kalan pişmanlıkları anlattı. Hayatının yönünü değiştiren deneyimlerini paylaşan Çiftçi, babasına duyduğu özlemi dile getirirken gençlere anne ve babalarına sevgilerini göstermeleri tavsiyesinde bulundu.
Batman ziyareti dönüşünde gerçekleştirilen röportajda Çiftçi; kamu görevlilerinin vatandaşlara yaklaşımından Terörsüz Türkiye sürecine, sokak hayvanlarıyla mücadeleden uyuşturucuyla mücadelede planlanan Şefkat Kalkanı Projesi’ne kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.
“Sorumluluğun ağırlığını derin bir şekilde hissediyorum”
Görev size tebliğ edildiğinde Erzurum’dan tarifeli uçakla Ankara’ya gittiniz. O an uçağa binerken aklınızdan neler geçiyordu?
Her görev değişiminde omuzlarıma yüklenen sorumluluğu hissettim. İlk kaymakam olduğumda da böyleydi. Hatta bir ara kaymakamlığı bırakıp mülkiye müfettişi olmayı düşündüm ancak babam buna razı olmadı.
Kaymakamlıktan sonra vali oldum ve sorumluluğum daha da arttı. Çünkü artık bir ilin mülki amiriydim. İlçe ölçeğinden il ölçeğine geçmiştik. Bakanlık göreviyle birlikte sorumluluk alanı daha da büyüdü ve bütün Türkiye’ye yayıldı.
Omuzlarıma daha büyük bir sorumluluk yüklendiğini hissediyorum. Mesleğe kaymakam olarak başladığım ilk gün hangi çizgideysem bugün de aynı çizgideyim. Tevazumdan bir şey kaybettiğimi düşünmüyorum ancak omuzlarımdaki sorumluluğun ağırlığını bugün çok daha fazla hissediyorum.
Bir dönem kaymakamlığı bırakıp Personel Daire Başkanı olduğumda kuş gibi hafiflediğimi hissetmiştim. Çünkü üzerimdeki sorumluluğun bir kısmı kalkmıştı. Bakanlık merkezinde daire başkanı olduğum dönemde üstümde genel müdür yardımcısı, genel müdür, müsteşar yardımcısı, müsteşar ve bakan vardı. Sorumluluk farklı kademeler arasında dağılıyordu.
Şimdi ise özellikle güvenlik alanında Bakanlığın en üst düzeyde sorumluluk taşıyan kişisiyim. Bu sorumluluğu dağıtabileceğim başka bir makam yok. Dolayısıyla sorumluluğun ağırlığını bugün çok daha derinden hissediyorum.
İsmail Kahraman’ın yanında hayatına bakışı değişti
Uzun yıllar mülki idarede görev yaptınız. Hayatınızda sizi tamamen değiştiren bir kırılma noktası oldu mu?
Türkiye’nin farklı yerlerinde 15 yıl kaymakamlık yaptım. Ardından Personel Daire Başkanı oldum. Daha sonra İsmail Kahraman Başkanımızın özel kalem müdürlüğüne geldim ve Mecliste görev yapmaya başladım. İşte o dönemde hayatımın yönü de akışı da değişti.
Önceden yalnızca bir bürokrattım. Mevzuat çerçevesinde hareket ediyordum. Mecliste görev yapmaya başlayınca siyaset kurumunu da tanıdım. İsmail Kahraman Başkanımız, hayatının 60 yılını siyasette geçirmiş bir devlet ve millet adamıydı. Onun uygulamalarından çok etkilendim.
Örneğin İsmail Kahraman Başkanımız sabah Meclise geldiğinde arabadan iner inmez kendisini karşılayanlara selam verirdi. Genel Sekreterle birlikte makamına doğru ilerlerken karşılaştığı koruma polislerine, odasına girmeden önce de servis görevlilerine selam verirdi.
Ben de kendi kendime, “15 yıl kaymakamlık yaptım, hiç böyle bir uygulamam olmadı. Bu ne güzel bir uygulamaymış” diye düşündüm.
Çünkü selam verdiğiniz polis memuru veya servis görevlisi kendisinin fark edildiğini görüyor. Bu da insanı motive ediyor, işine daha büyük bir heyecanla ve aşkla sarılmasını sağlıyor.
İsmail Kahraman Başkanımızla geçirdiğim 2,5-3 yıllık dönem hayatımda bir kırılma noktası oldu. Önceden bir bürokrat olarak bakıyordum. Siyaset kurumunu tanıyınca işin tek bir boyutunun olmadığını, masanın diğer tarafında da farklı bir bakış açısı bulunduğunu gördüm. Daha sonra valiliğe gitmem ve bugün bulunduğum göreve gelmem de hayata bakışımı etkiledi.
“Kendi ailenize nasıl hizmet edilmesini istiyorsanız vatandaşa da öyle davranın”
Sade bir vatandaş gözüyle bugün Türkiye’nin her yerinde görev yapan polis ve askerlerimize ne söylemek istersiniz?
Kamu görevinde bulunanlar, başkasının annesi, babası veya evladıyla muhatap olduklarını unutmamalı. Kendi ailenize nasıl hizmet edilmesini istiyorsanız vatandaşa da öyle davranın.
Polisimiz ve jandarmamız da halkımızı korurken bir başkasının annesini, babasını veya evladını koruduğunun bilinciyle, aynı özen ve hassasiyetle görev yapmalıdır.
“Sabırlı olmayı ve insanları daha çok dinlemeyi tavsiye ederdim”
Çocukluğunuza dönseniz kendinize nasıl bir tavsiyede bulunurdunuz?
İnsan çocukluk ve gençlik dönemlerinde daha heyecanlı, daha atak ve daha idealist oluyor. Gençlikte bir adım sonrasını hesap etmeden hareket etmek, anlık yaşamak ve tepkisel davranmak gibi özellikler görülebiliyor.
Şimdi gençliğime baktığımda benim de kanımın deli aktığı dönemlerde fevri davranışlarım olduğunu görüyorum. Belki yapmamam gereken davranışlarda bulunmuşum. Ancak bugünkü olgunluğumla geriye dönüp değerlendirme yapabiliyorum. O günlerde yaptıklarım bana göre doğru davranışlar da olabilir.
Bizde 40 yaş olgunluk yaşıdır. İnsan 40 yaşına geldiğinde daha ağırbaşlı, daha sakin ve hayatı daha dingin değerlendirebilecek bir noktaya ulaşabiliyor.
Bu nedenle kendime öncelikle sabırlı olmayı tavsiye ederdim. İnsanları daha fazla dinlemeyi önerirdim. Gençken insan, dünyanın kendi etrafında şekillendiğini düşünüyor ve olaylara daha çok kendi merkezinden bakıyor.
Bugün yaptığımız görev itibarıyla vatandaş odaklı düşünüyoruz. İnsanları dinlemeye daha fazla özen gösteriyoruz. Onlara ihtimam gösterdiğinizde çözüm de aslında kendiliğinden geliyor.
Bakan Çiftçi’nin en büyük pişmanlığı: “Babama sevdiğimi hiç söyleyemedim”
Keşkeleriniz var mı Sayın Bakanım?
Keşkelerim var. Her insanın hayatında olduğu gibi benim hayatımda da var.
Babamı çok seviyordum. Benim için hayattaki en büyük insanlardan, rol model aldığım kişilerden biriydi. Onu kaybetmekten de korkuyordum. Bunu dışarıya söyleyemiyordum ancak kendi kendime, “Bir gün babamı kaybedersem ne yaparım?” diye soruyordum.
Bu nedenle babama hayattayken onu sevdiğimi hiç söyleyemedim.
Gençlere tavsiyem, bazı şeyleri yarına bırakmasınlar. Belki yarın hiç gelmeyebilir. Annelerimiz ve babalarımız bizim için son derece kıymetli; hayatımızdaki en güzel varlıklar. Zaman zaman annemize ve babamıza onları sevdiğimizi, kendilerine değer verdiğimizi söylemeli ve onlara sarılmalıyız.
Belki yarın çok geç olabilir.
“Terörsüz Türkiye süreci bitmeye çok yakın”
Bir vatandaş size “Sayın Bakanım, artık bitti mi? Terör konusunu artık konuşmayacağız değil mi?” diye sorsa ne dersiniz?
Terörsüz Türkiye süreci başarılı bir şekilde yürüyor. Böyle bir soru sorulsa, bitmeye çok yakın olduğumuzu söyleyebilirim.
Cumhurbaşkanımız, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclisimiz, Dışişleri Bakanlığımız, Millî Savunma Bakanlığımız ve MİT başta olmak üzere devletin bütün organları görevlerini yapıyor.
Doğu ve Güneydoğu’daki sokaklarımız, caddelerimiz ve şehirlerimiz geçmişe göre daha güvenli. İnsanlar artık korkmadan bir yerden başka bir yere gidebiliyor.
Geçmişte görev yaptığım Doğu ve Güneydoğu illerinden örnek verebilirim. Erzurum’dan gündüz vakti ayrılır, yine gündüz vakti dönerdik. Akşam olduğunda geri dönmezdik. Bugün ise istediğiniz yere, istediğiniz vakitte rahatlıkla gidebilirsiniz.
Bu güvenlik ortamının sonucunda İçişleri Bakanlığı olarak 2 bin 63 kontrol noktasını kaldırdık.
“Terör olmasaydı Batman bugün bir Batman daha olabilirdi”
Terör olayları yaşanmasaydı Batman bugün hangi noktada olurdu? Bu süreçte Batman ne kaybetti?
Batman en başta yatırımını ve geleceğini kaybetti. Gençler umudunu kaybetti. Güvenin ve huzurun olmadığı bir yerde yatırım olabilir mi? Sermaye güven arar. Güvenin olmadığı yerde yatırımcı yatırım yapmaz.
Devletimiz, istihdam ve işsizlikle mücadeleye ya da altyapı çalışmalarına ayırabileceği kaynakları terörle mücadeleye harcamak zorunda kaldı. Bütün Doğu ve Güneydoğu illerimiz bundan etkilendi.
Bugün yapılan altyapı yatırımları ve istihdamı artırmaya yönelik harcamalar geçmişte yapılabilseydi Batman belki de bugün bir Batman daha olabilecek ölçüde gelişmiş olurdu.
“Gençler iş ve güvenli bir gelecek talep ediyor”
Batman’da uyuşturucu sorununu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İşi ve meşgalesi olan bir insanın yanlış yollara sapması beklenmez. Ancak işi olmayan, gidecek bir yeri bulunmayan bir insanın yanlış yollara sürüklenme ihtimali daha yüksektir.
Batman’da gündemin değiştiğini gördüm. Gençler artık bizden çalışabilecekleri işler, huzurlu ve güvenli bir gelecek talep ediyor. Terörün sona ermesiyle birlikte insanların talep etmesi gereken doğal hususlar bunlardır.
Terörsüz Türkiye sürecini sabote etmek isteyenlere karşı tedbirler alınıyor
Terörsüz Türkiye sürecini sabote etmek isteyen kişilerle ilgili beklentiniz nedir? Sürece yönelik risklere karşı nasıl önlemler alıyorsunuz?
Terörsüz Türkiye süreci yaklaşık iki yıldır başarılı bir şekilde devam ediyor. İl ziyaretlerimizde de bunu görüyoruz. Batman’ın yanı sıra Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri, Van, Bitlis ve Ağrı gibi Doğu illerimizin büyük bir bölümünü ziyaret ettim. Ziyaretlerime devam ediyorum.
Sürecin başarılı olmasını isteyenler olduğu gibi içeride ve dışarıda başarısız olmasını isteyenler de var. Biz süreci onların isteğine bırakamayız. İçişleri Bakanlığı olarak gelişmeleri son derece dikkatli takip ediyoruz.
Millî İstihbarat Teşkilatımız, Millî Savunma Bakanlığımız, Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımız ile devletin diğer kurumları da süreci yakından izliyor.
Son şansımız demeyelim ancak boşa harcayacak zamanımız ve enerjimiz yok. Bu sürecin mutlaka başarıya ulaşması gerekiyor. Devletimizin ve milletimizin buna ihtiyacı var. Bu nedenle sürecin sekteye uğramaması için gereken tedbirleri alıyoruz.
“En büyük risk provokasyonlar ve sabotaj girişimleri”
Sürecin başarıya ulaşmasının önündeki en büyük risk nedir?
Geçmişte de yaşadık. En büyük risk provokasyonlar ve sabotaj girişimleridir. Terörden rant sağlayan kesimler ve Türkiye’nin istikrara kavuşmasını istemeyen dış güçler, bu sürecin tamamlanmasından memnun olmayabilir.
Türkiye’yi karıştırmak isteyenlerin, ülkemizin millî birlik ve beraberliğini güçlendirmesini istemeyeceği açıktır. Onlar kendi politikalarını sürdürecektir. Biz de onlara fırsat vermemek adına üzerimize düşeni yapacağız.
“Yeni şehitlerin gelmesini isteyen bir şehit annesi olabilir mi?”
Bir şehit annesine Terörsüz Türkiye sürecini nasıl anlatırdınız?
Devletimiz ve milletimiz 40-50 yıldır bayrağımız inmesin, vatanımız bölünmesin diye on binlerce şehit verdi. O şehitlerimiz, başka evlatlar şehit olmasın ve yeni ocaklara ateş düşmesin diye canlarını feda ettiler.
Şehit annelerimiz de “Benim yüreğim yandı, başkasının yüreği yanmasın” diyorlar. Biz de bu sürece tam olarak bu anlayışla yaklaşıyoruz.
Yeni şehitlerin gelmesini isteyen bir şehit annesi olabilir mi? Başka bir annenin yüreğine kor düşmesini isteyen bir anne olabilir mi?
İnsanlar bize, “Benim yüreğim yandı, benim evladım şehit oldu ama başkaları aynı ateşe düşmesin, başkalarının yüreğine kor düşmesin” diyor. Biz de meseleye bu açıdan yaklaşıyoruz.
Uyuşturucuyla mücadelede Şefkat Kalkanı Projesi
Yakın zamanda duyurduğunuz Şefkat Kalkanı Projesi hakkında bilgi verebilir misiniz?
Şefkat Kalkanı Projesi, Bakanlığımızın üzerinde çalıştığı projelerden biri. Geçmişte “En İyi Narkotik Polisi Anne” adıyla bir projemiz vardı ve bunu uzun süre uyguladık.
Projenin temel yaklaşımı şuydu: Narkotik suçlarla mücadelede annenin ve ailenin desteğini almadan yalnızca polisiye tedbirlerle başarılı olamayız. Sadece polisiye tedbirler yeterli olsaydı bugüne kadar bu sorunu tamamen ortadan kaldırmış olurduk.
Annelerin, babaların, ailelerin, devletin diğer kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının desteğine ihtiyacımız var. Okul güvenliği konusunda da aynı durum geçerli. Annenin şefkatini ve merhametini devreye sokmadan, anneyle evladını bu noktada buluşturmadan başarılı olmamız mümkün değil.
Bu nedenle annelerin yardımına ihtiyaç duyuyoruz. Önümüzdeki günlerde projeyi daha somut bir çerçeveye kavuşturarak kamuoyuna açıklayacağız.
“Devlet ile millet arasındaki makas kapandı”
Göreve geleli yaklaşık sekiz ay oldu. Bu süreçte İçişleri Bakanlığında değiştirdiğinizi veya ezber bozduğunuzu düşündüğünüz uygulamalar neler?
Devlet olarak, İçişleri Bakanlığı olarak her zaman vatandaşımızın yanında olmak istiyoruz. Vatandaşımızın devlete ihtiyaç duyduğu anda yanında olalım ve sorununu çözelim istiyoruz.
İnancımızda, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” anlayışı vardır. Bir kamu görevlisinin amacı da devletine ve milletine hizmet etmektir.
Eskiden İngiltere’de devlet memurlarının maaşları bankadan değil, zarflar içinde veya mutemetler aracılığıyla elden ödenirdi. Anlatıldığına göre maaş zarflarının üzerine, bu paranın milletin hizmeti karşılığında verildiğini hatırlatan ifadeler yazılırdı. Mesaj şuydu: Memur, millete güzel hizmet ederse hizmet borcunu ödemiş olur; iyi hizmet veremezse millet kendisinden alacaklı duruma gelir.
Biz de özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 2002’den bu yana böyle bir anlayışı yerleştirdik. Eskiden devletle millet arasındaki mesafe çok açıktı. Sayın Cumhurbaşkanımızın başbakan ve ardından cumhurbaşkanı olmasıyla bu mesafe kapandı.
Devlet, millete hizmet eden bir kurumdur. Meşruiyetini de buradan alır. AK Parti hükümetlerinin yaptığı önemli işlerden biri, devletle millet arasındaki mesafeyi kapatmak oldu. Sessiz bir devrim yaşandı. Bugün vatandaş, vatandaş olduğunun farkında.
Sokak hayvanlarıyla mücadelede yüzde 99,9 seviyesine ulaşıldı
Sokak köpekleri konusunda Türkiye genelinde çalışmalar hangi aşamada? Bundan sonraki süreçte neler yapılacak?
Erzurum’dayken 2025 yılının ekim sonu ve kasım başı itibarıyla oradaki sokak hayvanlarını toplayarak barınaklara ve doğal yaşam alanlarına almıştık. Bizden önce bu uygulamayı yalnızca Mardin gerçekleştirmişti. Erzurum, bu konuda ikinci il oldu.
Erzurum’da bir çocuğumuzun köpeklerin saldırısına uğradığını görmüştüm. Çocuğu hastanede ziyaret ettiğimde başına atılan dikişleri de bizzat gördüm. Bu sorunu ciddiye alarak Erzurum’daki çalışmaları hızlandırdık.
Yaşlıların camiye, çocukların okula gitmekte zorlandığı, kadınların sokağa çıkamadığı ve köpek sürülerinin sorun oluşturduğu bir tabloyla karşı karşıyaydık. Bu, toplum açısından önemli bir sorundu.
Bakanlık görevine geldikten sonra önceki bakanımız döneminde başlatılan çalışmaları hızlandırdık. Bugün itibarıyla Türkiye genelinde ilk tespit sayılarına göre yüzde 99,9 seviyesine ulaştık. Çalışmaların tamamlanmasına çok yakınız. Şu anda Diyarbakır’da çalışmalar sürüyor. Önümüzdeki hafta oradaki çalışmalar da tamamlandığında yüzde 100 seviyesine ulaşmış olacağız.
Hayvanların doğum yapması veya sahipliyken sahipsiz kalması nedeniyle çalışmaların devam etmesi gerekiyor. Bu nedenle süreci takip etmeyi sürdürüyoruz.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.