RAMAZAN: İÇİMİZE DOĞAN AY
Her yıl hilâl göğe ince bir sır gibi asıldığında, zamanın akışı değişir. Günler kısalmaz belki ama kalbin içindeki mesafe daralır. Ramazan, takvimde duran bir ay olmaktan çıkar; insanın içine doğan bir mevsime dönüşür. Gürültünün arasından süzülen bir sükût gibi gelir. İnsana kendini hatırlatır.
Bu ayın en büyük daveti açlığa değil, fark edişedir. Mide susarken, kalp konuşmaya başlar. Gün boyu çekilen susuzluk, insanın içindeki gölgeleri yüzeye çıkarır. Sabır, bir kavram olmaktan çıkar; tenin ve zamanın içinden geçen bir tecrübeye dönüşür. Oruç, dışarıdan bakıldığında bir mahrumiyet gibi görünür; oysa iç dünyada bir arınma, bir hafifleme başlar. Azalan lokma değil, artan dikkattir.
Ramazan geceleri ayrı bir sır taşır. Sokaklar kalabalık olabilir; sofralar kurulabilir; sesler yükselebilir. Fakat bütün bunların içinde yine de bir sükût vardır. Çünkü bu ay, insanın kendisiyle baş başa kalabildiği nadir zamanlardandır. Gecenin bir vaktinde edilen bir dua, kimse görmeden uzatılan bir yardım eli, kimse bilmeden affedilen bir kırgınlık… Ramazan’ın ruhu çoğu zaman en görünmeyen yerde tecelli eder.
Tasavvuf ehlinin söylediği gibi, insanın en büyük yolculuğu dışarıya değil, içeriye doğrudur. Ramazan bu yolculuğun hatırlatmasıdır. Nefsi susturmak, dünyadan el çekmek değildir; dünyayla kurduğumuz bağı yeniden tartmaktır. Sahip olduklarımızla değil, ihtiyaçlarımızla yüzleşmektir. Aç kalan beden, kalbin açlığını da fark eder. Ve insan anlar ki asıl eksik olan ekmek değil, huzurdur; su değil, merhamettir.
Bu ayda iyilik daha görünür olur; fakat iyiliğin hakikati görünmezliğinde saklıdır. Bir sofrayı paylaşmak kadar, bir kalbi incitmemek de ibadettir. Bazen bir sözden vazgeçmek, uzun bir duadan daha ağır gelir insana. Ramazan, işte bu inceliği öğretir: Her şey yapılabilir ama her şey söylenmez; her hakikat dile gelmez, bazıları yaşanır.
Ramazan’ı anlamak için büyük cümlelere gerek yoktur. Belki de en sahici Ramazan, gösterişten uzak, sessizce yaşananıdır. İnsan, bu ayda kendine biraz daha yaklaşabiliyorsa; kırgınlıklarını hafifletebiliyorsa; elindekini paylaşırken gönlünü de açabiliyorsa, ay yerini bulmuş demektir.
Hilâl yine incelerek kaybolacak. Bayram sabahı gelecek. Fakat asıl soru o zaman başlayacak: İçimizde ne değişti? Hangi yük hafifledi, hangi bağ güçlendi? Ramazan, gelip geçen bir zaman dilimi değil; insanda iz bırakmak isteyen bir misafirdir.
Belki de mesele, Ramazan’ı yaşamak değil; Ramazan’la yaşanabilmektir. Açlıkla değil, farkındalıkla; kalabalıkla değil, derinlikle; sözle değil, hâlle…
Ve insan, içinden usulca şunu geçirir:
Bu ay göğe değil, kalbime doğdu.
Duası kalpte, izi hayatta kalan; sevabı ise gönlü vuslata erdiren bir Ramazan yaşayabilmek dileğiyle…



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.