BAKANLARIN BİRİ GİDİYOR, BİRİ GELİYOR; BU ÇOK HOŞUMA GİDİYOR!
"İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bayram namazını Erzurum Ulu Cami’de kıldı. Vatandaşlarla bayramlaşan bakanlar, cami çıkışı da bayram mesajı verdi."
Yerel basında bu haberi okuyunca hafızamı maziye ışınlayıp; her seçim sonrasında Erzurum'un bakanlık beklentilerini, bakansız kalınca da o boynu bükük hallerini hatırladım.
Daha parlamenter sistemin yürürlükte olduğu günlerdeyiz... Seçim sonuçları YSK tarafından onaylanır, iktidar adayı partinin genel başkanı, kabine listesini sunmak üzere köşkün yolunu tutar. Erzurum ahalisinde bir beklenti, iktidar partisinin yerel teşkilatlarında heyecan ve umut dolu bir bekleyiş… Şehrin kıdemli vekilleri, vuslata hazırlanan taze damat coşkusuyla çaktırmadan lacivertleri ütületirler.
Yerel basının manşeti hazırdır: “Erzurum Bakansız Kalmasın…” (Bu tür manşetleri bu fakir de çok atmıştır.) Sivil toplum kuruluşları ve parti yöneticilerinin heyetler oluşturup genel merkeze çıkarma yaptıkları da vakidir. Bazen netice alırlar, bazen gittikleriyle kalırlar. Lider; "Sizin bakanınız benim" der, hazretlerin hayret bakışları arasında sözü kestirip atar! Diyemezler ki: "Efendim, siz de bakın, o da baksın; bakandan, bakanın fazlasından zarar mı gelir!"
Özellikle kalkınma yolundaki yürüyüşünü koşuya çevirmek isteyen Erzurum gibi şehirler için kabinede bir bakanla temsil edilmek dün de önemliydi, bugün de önemlidir. Dünü dünde bırakıp bugünkü ahvale bir göz atalım.
Hemşehrimiz Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’i şahsen tanımıyorum ama icraatlarını ve Erzurum seyahatlerini yakından takip ediyorum. Sevgili dostum Mehmet Şener'in bu haftaki yazısından öğrendiğime göre; ana-babası Uzundere’de yaşayan Sayın Bakan, her fırsatta Erzurum’a gelerek “sıla-i rahim” yapar, ebeveyninin hayır duasını alırmış.
Bu asil davranış beni ziyadesiyle mütehassıs etti. Biliyorum ki ana-babasına vefa gösteren hayırlı evlatlar, şehirleri için de samimi birer hizmetkâr olma potansiyeline sahiptirler.
Bu dönemde Erzurum’un hem kabinede bir bakanla temsil edilmesinden hem de muhtelif bakanların şehri adeta “su yolu” yapmasından son derece hoşnudum. Bu ziyaretlerin, iktidar partisi teşkilatlarını sürekli müteyakkız, diri ve hareketli tuttuğuna şüphe yok. Bu trafik, bir yandan da siyasi iletişim kanallarını canlı tutarak; teşkilatın, yerel yönetimin ve vatandaşın taleplerinin doğrudan "üst makama" iletilmesini mümkün kılıyor.
Şöyle düşünelim: Herhangi bir kuruluş, yürürlükteki işlerin hızlanması veya yeni taleplerin yatırım programına alınması için dosyalarını koltuğuna vurup Ankara yollarına düşse; ya da bir vatandaşın acil bir talebi olsa... Ankara’nın o yoğun mesai trafiğinde randevu almak, meram anlatmak hiç de kolay işler değil. İşte bu ziyaretler, iletişim ve yönetim çarkını hızlandırıyor ki bu bile başlı başına olumlu bir tablodur.
Geçen ay Erzurum’dayken sayın iki bakanın gezi ve incelemelerini müşahede imkânı bulmuştum. Kanaatlerimi sizlerle paylaşmak isterim: Bu tür gezi ve incelemelerin verimli geçmesi, yerel teşkilatların organizasyon gücüyle doğrudan orantılıdır. Misafirlerin karşılanmasından uğurlanmasına kadar sergilenen ev sahipliği, o dizi programlardan elde edilecek yararın sınırlarını tayin eder.
Bu noktada; AK Parti’nin genç ve başarılı İl Başkanı Avukat İbrahim Küçükoğlu ve teşkilat mensuplarının gayretlerini takdire şayan buluyorum. Sayın Küçükoğlu’nun şehir meselelerine olan vukufiyetinin ve takip maharetinin, orta ve uzun vadede kalkınma davamıza önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.
Köşemde sıklıkla dile getirdiğim “şehrin zenginleşme devrimi” ve “yeni kalkınma paradigmaları”nın hayata geçirilmesi için siyasi iradenin iş bitirici soluğuna ihtiyacımız var. Şehri sık sık ziyaret eden sayın bakanlar nezdinde, günlük ihtiyaçların yanı sıra bu büyük projelerin de masaya yatırıldığından şüphe duymuyorum.
Bu gidiş-gelişleri, yerel kalkınma seferberliğinin ivme kazanmasına vesile olacak hayırlı işaretler olarak görüyorum.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.