AYAKKABI AYAĞA, KÜLAH BAŞA
Eski yazılarımda, hemşehri sermayenin yatırım amacıyla şehre davet edilmesi konusunu sık sık işlediğimi bu köşenin kıdemli okurları hatırlayacaklardır.
Hatta "Onların gelmesini beklemeyelim; hatırlı kişilerden davet ve ikna heyetleri oluşturalım, kendilerine sağlayacağımız avantajları anlatalım, bir nevi 'hemşehri diplomasi ağları' kuralım" diye çağrıda bulunduğumu da hatırlıyorum.
Hâlâ aynı görüşteyim ve bu tür faaliyetlerin, şehrin ihtiyaç duyduğu dış kaynağın temin edilmesinde yararlı olacağına dair inancımı koruyorum.
Bunu yaparken; gerçek yatırımcılar ile teşviklerden veya kalkınmada öncelikli illere tanınan ayrıcalıklardan yararlanmak için şehir yöneticilerinin kapısına üşüşen sahtekârları ayırt etmenin önemini vurgulamak istiyorum.
Bal dolu tabağa üşüşen sinekler gibi, yerel yöneticilerin kapısını aşındıran tipleri çok gördük.
Böylelerinin fırsat buldukça muhtelif kanallardan yöneticilere ulaşmasını bir dereceye kadar olağan sayabiliriz. Ancak kötü niyetleri sahtekârlık cilası çekilmiş yüzlerinden ve velfecri okuyan gözlerinden belli olan çakma yatırımcıları gerçeğinden ayırt edememe ferasetsizliğini yöneticilerimize yakıştıramıyoruz.
Bu konuda sohbet ettiğimiz bir dostum; devlet kapılarında cirit atan, en üst düzey yöneticiler tarafından kapılarda karşılanan ve hatta onlarla aynı fotoğraf karesinde yer almakta sakınca görmeyen idarecileri kastederek şöyle dedi:
"Bu beyefendiler hadi diyelim 'ilm-i siyaset'i ihmal etmişler, 'ilm-i kıyafet'ten de mi bihaberler? Senin münevver okurlarının yüzde doksan dokuzu bilir ilm-i kıyafeti, ben yine unutanlara hatırlatmış olayım: İlm-i kıyafet; insanın dış görünüşüne, yüz hatlarına ve beden yapısına bakarak onun ahlakını, karakterini ve iç dünyasını anlamaya çalışan kadim bir bilgi alanıdır. Yanlış hatırlamıyorsam, Osmanlı Devleti'nde Yeniçeri Ocağı için aday neferler tespit edilirken turnacıbaşı veya devşirme ağalarının yanında fizyonomi / ililm-i sima disiplinine hâkim kişiler görevlendirilir ya da memurlar bizzat bu alanda eğitilirdi.
Diyorum ki, yerel yöneticilerin yakın çalışma arkadaşları arasında; kişinin hâl ve hareketlerinden, simasından, oturup kalkmasından nasıl biri olduğunu analiz edebilecek uzmanların bulundurulması çok mu zordur?"
Elbette böyle bir uygulama yararlı ve mümkündür, dedim ve şöyle sürdürdüm sözlerimi:
"Ama kanaatimce bunun çok daha pratik bir yolu var: Kamunun malını tasarruf edecek, beytülmalin parasını harcayacak iş insanlarıyla kamuyu bağlayacak sözleşmeler imzalanmadan önce nitelikli bir ön soruşturma yapılabilir. Yani bir nevi 'yatırımcı GBT'si'... Böylece kişinin cemaziyelevveli, mali portresi, iş bitirme sicili ve yeteneği gün gibi ortaya çıkar.
Hatta, üst yöneticiler toplu etkinliklerde mümkün olmasa bile, makamlarında kimlerle samimi pozlar verdiklerine çok dikkat etmeli."
Devlet kapısına yönelen her vatandaş içten hürmete layıktır. Ancak muhataplar kamu imkânlarının tahsis edileceği kişiler olunca, o zaman dikkat filtrelerimizin son derece hassas bir süzme yapması gerekir.
Ne demiş şair:
"Yakışır her nesne kendi yerinde,
Ayakkabı ayağa, külah başa yakışır."
Lütfen ayakkabıyı başa giymeyelim, çamurlu ayaklarla omuzlarımızı kirletmeyelim.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.