İnsanın Altıncı Duyusu:
Bir Şeyle Uğraşmak
İnsanın beş duyusu var.
Görmek, duymak, koklamak, tatmak ve dokunmak… Dünyayı tanımamızı, çevremizi anlamlandırmamızı ve hayatla temas etmemizi sağlayan beş ayrı pencere.
Peki ya insanın bunların dışında, kendisiyle temas etmesini sağlayan başka bir duyusu daha varsa?
Belki de vardır.
Ben buna “uğraşma duyusu” diyorum.
Çünkü insanın yalnızca görmek, duymak ya da dokunmakla değil; bir şeyle meşgul olmakla da hayata bağlandığına inanıyorum.
Kimi tuvalin karşısına geçer, kimi koşu ayakkabılarını giyip yola çıkar. Kimi bir defterin başında saatlerce yazar, kimi toprağa tohum eker. Kimi müzikle uğraşır, kimi yemek yapar, kimi ahşaba şekil verir. Bir başkası ise hiçbir iddiası olmadan balkonundaki çiçeklerle ilgilenir.
Bunların hepsi dışarıdan bakıldığında birer hobi olabilir.
Ama insanın iç dünyasında çok daha büyük bir karşılığı vardır.
Çünkü insan bir şeyle uğraşırken yalnızca zamanını doldurmaz; kendine bir alan açar.
Günün telaşından, bitmek bilmeyen bildirimlerden, yetişilmesi gereken işlerden ve zihnin hiç susmayan sesinden bir süreliğine uzaklaşır. Bir şey üretirken dünya biraz yavaşlar. İnsan, yaptığı işe odaklandıkça kendisini daha yakından duymaya başlar.
Belki de bu yüzden sanatın iyileştirici bir tarafı vardır. Spor yalnızca bedeni çalıştırmaz. Yazmak yalnızca kelimeleri bir araya getirmek değildir. Bahçeyle ilgilenmek yalnızca toprağı sulamak değildir.
Bütün bunlar, insanın kendisiyle kurduğu sessiz konuşmalardır.
Bazen söyleyemediğimiz bir duyguyu bir resim anlatır. Bazen içimizde birikenleri birkaç sayfalık bir yazıya bırakırız. Bazen uzun bir yürüyüş, zihnimizde haftalardır çözemediğimiz bir düğümü sessizce çözer.
Üstelik bunun için yetenekli olmak da gerekmez.
Herkes sanatçı, sporcu, yazar ya da müzisyen olmak zorunda değil. Bir şey üretmenin değeri, ortaya çıkan şeyin ne kadar başarılı olduğuyla ölçülmez.
Çünkü asıl mesele sonuç değil, süreçtir.
Bir şeye emek vermek, ona zaman ayırmak ve onunla sabırla ilgilenmek… Bütün bunlar insana kendi varlığını yeniden hatırlatır.
Belki modern hayatın en büyük sorunlarından biri de burada başlıyor. Günlerimizi dolduruyoruz ama kendimizi dolduramıyoruz. Sürekli bir yerlere yetişiyoruz ama kendimize yetişemiyoruz.
Oysa insanın bazen hiçbir yere yetişmesi gerekmez.
Sadece bir şeyle uğraşması yeter.
Bir sayfa, bir tuval, bir koşu yolu, bir bahçe, bir enstrüman, bir mutfak masası… İnsan kendisine ait küçük bir uğraş bulduğunda, hayatın içinde kendisine de küçük bir yer açmış olur.
Belki de bu yüzden insanın beş duyusunun yanında bir altıncı duyusu daha vardır:
Bir şey üretirken kendini hissetmek.
Çünkü insan dünyayı beş duyusuyla algılar; ama kendisiyle en derin temasını, emek verdiği şeyin içinde kurar.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.