DOSTLUK, DEMİRDEN LEBLEBİ..
Arkadaşımız çok, peki ya dostumuz?
Çağımızın en büyük yanılgılarından biri, insan çokluğunu yakınlık; yakınlığı da dostluk sanmak. Telefon rehberlerimiz yüzlerce isimle, sosyal medya hesaplarımız binlerce insanla dolu. Aynı masalara oturuyor, aynı sofraları paylaşıyor, aynı fotoğraflara giriyoruz. Birbirimize “dostum” demekte hiç zorlanmıyoruz.
Oysa kalabalık, yakınlığın; yakınlık da dostluğun ölçüsü değildir.
Çünkü arkadaşlık çoğu zaman beraberliktir; dostluk ise yoldaşlık.
Arkadaş iyi günün sohbetine ortak olur; dost kötü günün sessizliğine de oturur.
Arkadaş seni olduğu gibi kabul eder; dost gerektiğinde seni olduğun hâlden çıkarıp olması gereken yere taşır.
Arkadaş yanlışını görmezden gelebilir; dost seni kaybetmek pahasına doğrunu söyler.
Gerçek dost, gönlümüzü hoş tutan değil, vicdanımızı diri tutandır.
Dostluğun en ağır sınavı, dostumuzun yanında değil, yokluğunda verilir. Bir insanın yüzüne karşı herkes güzel konuşabilir. Asıl mesele, o insan orada yokken hakkı, itibarı veya emeği söz konusu olduğunda ne yaptığımızdır.
Dostumuzun hakkı yenilirken “Ben karışmayayım” diyorsak, “Herkes kendi doğrusunda” deyip kenara çekiliyorsak, aslında neyi koruyoruz? Dostluğu mu, yoksa kendi rahatımızı mı?
İşte burada dostluk, sıradan bir ilişkiden çıkar; ahlaki bir duruşa dönüşür.
Dostluk, her şartta dostunun tarafını tutmak değildir. Dostluk, haklının tarafında durabilmektir.
Bazen bir grup dostun içinde yalnız kalan haklının yanında durabilmek; sırf “dostlarımız” diye çoğunluğa uymamak; Hak rızasını gözeterek o tek haklıdan yana olmaktır.
Çünkü hak, çoğunlukla belirlenmez. Hak, hak olduğu için haktır.
Dostluk, dostlarını kaybetme pahasına hakkı kaybetmemektir.
Bazen de en zor cümleyi kurabilmektir:
“Siz benim dostumdunuz; ama bu meselede haklı değilsiniz.”
İşte bu cümleyi söyleyebilen insan, dostluğun ağırlığını taşıyabilir.
Sadakat de çoğu zaman yanlış anlaşılır. Dostuna sadakat, onun her yaptığını doğru kabul etmek değildir. Gerçek sadakat, gerektiğinde dostunun yanlışına “yanlış” diyebilmektir. Çünkü dostunun hatasını savunmak onu korumak değil, hatasını büyütmektir.
Hakiki dost, dostunu insanlardan değil, yanlıştan korur. Onu pohpohlamaz; iyiliğe taşır. Düştüğünde “Ben sana söylemiştim” demez; elinden tutar. Ama elinden tutarken düştüğü yeri de unutturmaz. Çünkü dostluk, insanı rahatlatmak değil, olgunlaştırmaktır.
Belki de bu yüzden dostluk demirden leblebiye benzer.
Serttir. Kolay değildir. Çiğnemesi sabır, taşıması cesaret ister. İnsanın önce nefsini, sonra korkularını, ardından menfaatlerini törpülemesi gerekir.
Herkes “dostum” diyebilir. Ama herkes dostluğun yükünü taşıyamaz.
Asıl soru şudur:
Sen yokken de yanında mıyım?
Hakkın yenilirken yanında mıyım?
Emeğin küçümsenirken yanında mıyım?
Hakkında haksız söz söylenirken yanında mıyım?
Ve bunu yaparken başkalarının beni sevmemesini göze alabiliyor muyum?
İşte dostluk burada başlar.
Günün sonunda kalabalıklar dağılır, masalar boşalır, sözler unutulur, menfaatler biter. İnsan kendi vicdanıyla baş başa kalır. O zaman ne kadar insan tanıdığımızın değil, hangi hakikatin yanında durduğumuzun hesabı kalır.
Dostluk, dilde kullanılan güzel bir hitap değildir.
Dostluk; ahlaktır, vefadır, vicdandır.
Dostluk, kalabalığın içinde haklıyı bulup onun yanında durabilmektir.
Dostluk, kişiye değil Hakk’a sadakat göstermektir.
Bu yüzden hayatımızdaki insanların sayısını değil, hayatımızda taşıdığımız dostluğun ağırlığını ölçelim.
Arkadaş çok bulunur.
Ama insanın ruhuna dokunan; düştüğünde elinden tutan; yanlışında uyaran; yokluğunda hakkını koruyan; herkes bir yana savrulurken haklı olanın yanında, Hak rızası için dimdik durabilen dost…
İşte o, demirden leblebidir.
Kolay bulunmaz. Kolay yetişmez. Kolay çiğnenmez.
Ama bir kere gönülde yer etti mi, insanın hayatındaki en sağlam dayanaklardan biri olur.
Çünkü gerçek dost, yalnızca elini omzuna koyan değildir.
Gerçek dost; senin yokluğunda hakkını, haksızlığın karşısında da kendi vicdanını savunandır.
Ve belki dostluğun en kısa tarifi şudur:
Dostluk, birlikte gülmekten önce, hak karşısında birlikte durabilmektir.
Hele ki haklı olan yalnız kalmışsa…
İşte o zaman dostluk konuşur.
Kalabalık susar..


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.