20 YIL SONRA BETON MU YİYECEĞİZ?
Gezköy'de iş yerlerinin bulunduğu sitede bir dostun tamirhanesine misafir olup leziz ikram ve neşeli sohbetlerle güzel bir akşam geçirdik.
Dostlara, “Siz semaveri yaka durun; ben etrafı kolaçan edeyim, serin havanın tadını çıkarayım, yürüyüş limitini doldurayım.” dedim. Bazılarının boyaları dökülmüş, yolları bozulmuş, eskimiş tabelalarında muhtelif iş kollarına ait bilgiler bulunan dükkânların arasında epey dolaştım. Akşam saatleri olduğu için dükkânların çoğu kapanmıştı. Bir atölyenin önünden geçerken profil kesim makinesinin gürültüsüne karışan şen şakrak usta-çırak seslerini işitince durup birkaç dakika dinledim.
Çocukluğumda, akşam serinliğinde köyümüzdeki samanı taneden ayıran gürültülü makine sesini dinlemeye bayılırdım. Çuvallara doldurulup ambarlara taşınan buğdayları helal rızkı sembolize eden mübarek nimetler kabul edip olduğundan büyük anlamlar yüklerdim.
İlerleyen yaşlarımda da bu anlayışım devam etti. Nerede üretime yönelik faaliyet görsem şapka çıkardım, emekçilere selam durdum. Üretim ekonomisinin dönüştürücü, zenginleştirici, refah tesis edici kudretine yürekten inandım.
Hatıralarımdan zihnime akan bu düşüncelerimi, dostların “Çay hazır!” seslenişi böldü. Gittikçe koyulaşan semaver başı sohbetinde şehrin gelişim ve büyüme hedeflerinde katedilen mesafeler de dile getirildi, aksayan yönler de.
Bana söz düştüğünde, yerel kalkınma alanında takdir ettiğim çalışmalara değindim. Vizyoner çabaları alkışlamakta, samimi gayret gösteren yöneticilere dua etmekte cömert davrandım. Dostlar; şehrin geleceğe yürüyüş rotasına işaret eden, mühim konularda toplumsal talep oluşmasını sağlayan yazılarımı methedince, Naim Hocamıza rahmet okuyup “Hele dalgayı değişin uşak!” ikazıyla meclisteki kıymetli bir profesöre sözü bıraktım.
Onun, sohbeti bitiren sözleriyle biz de yazımızı bağlayalım:
“Erzurum'un yeni bir kalkınma paradigmasına sahip olması gerektiğini belirttiğiniz bir yazınızı hatırlıyorum. Özellikle bol üretim, yerel markalaşma, adaletli gelir dağılımının tesisi hususundaki yaklaşımınızı ben de önemsiyorum. Bir de şehrimize tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgesi kurulmasına ilişkin ısrarlı talepleriniz hayati önem taşıyor. Bu konuda son zamanlarda hükümetin attığı adımlar çok değerli.
Bir ziraatçi, gıda uzmanı olarak yaygın bir yanlışa, ısrarla tekrarlanan hataya işaret etmek isterim. Erzurum'daki kamu yatırımlarının tarımsal alanlara inşasına artık bir son verilmeli. Gelecekte dünyanın en stratejik varlığı su ve gıda olacak. Mümbit topraklara lütfen beton ekmeyin! Güzelim ovamızı harap etmeyin. 20 yıl sonra beton mu yiyeceğiz?”
Hocamızdan bu altın değerindeki sözleri işitince, hayalî bir dronla şehri taradım. Mümbit toprakların çoğu beton yığını olmuş. Bostanlardan konut fışkırmış. Başka uygun alanlarda inşa edilecek binalar, fidan dikilir gibi sulak arazilere dikilmiş. Özellikle geçmişteki üniversite yönetimleri güzelim arazilerini hovardaca harcamışlar. Esef ettim. Gördüğüm manzaradan irkildim. Hocamın tarihi cümlesini birkaç gündür mırıldanmaya devam ediyorum: “Daha ne kadar bereketli tarlalara beton ekeceğiz 20 YIL SONRA BETON MU YİYECEĞİZ?”


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.