ERZURUMLU BALI SEVİYOR, BALCILIĞI SEVMİYOR

Başlığa aldığım bu cümleyi yıllar önce, selvi kavaklar ve yemyeşil çimenlerle çevrili şahane köy evine misafir olduğum bir dostumdan işitmiştim.

Asil milletimizin yüksek hasletleriyle bezenmiş Erzurum köylüsünün dillere destan konukseverliğini burada tekrar tekrar anlatmaya kalkmam, malumu ilam olur!

Bırakın sofrası yerden kalkmayan hanedan beylerini, en yoksul kapıyı çalıp Tanrı Misafiri olanların önüne anında kilerde ne var ne yok yığıverir evin direği Anadolu kadını.

Gerçi şimdilerde “çalkama” dediğimiz ayran market raflarından, kaygana için yumurta dükkandan, kavurma kombinalardan, peynir büyük mandıralardan tedarik ediliyor. Olsun! Eğer göç kervanına katılıp köyü terk etmemişse, ev sahibinin güleç yüzündeki asalet ikram için kâfi bize!

Sözünü başlığa çektiğim dostumla bunları da içine alan birçok meseleyi konuştuğumuzu hatırlıyorum.

Bana üzüntüyle artık köylerin üretim vasfını kaybettiğinden, hane sayılarının gittikçe azaldığından, ekilmeye ekilmeye toprakların meralaştığından, hayvancılığın, özellikle koyunculuğun, adeta tarihe karıştığından söz etmişti.

Rahmetli dedesinin ve onun yaşadığı tarihlerdeki birçok köylünün kendilerine yetecek kadar zığı dedikleri karakovanları olduğunu anlatırken gözleri nemlenmişti.

Daha sonra bazı köylüler fenni kovana geçmişler, ama muvaffak olamamışlar. Nedenini sorduğumda şöyle demişti: “Tarım teşkilatları modern arıcılığın yaygınlaşması için epey çaba gösterdiler, eğitimler verdiler; ancak nedense istenen netice alınamadı. Birçok köyümüz arıcılık için elverişli. Bu fırsatı Erzurum köylüsünden çok, civar illerden gelen profesyonel arıcılar değerlendiriyorlar. Ne yazık ki Erzurum köylüsünün ekonomik gücü, çok sayıda fenni kovanı temin etmeye ve bunları kış aylarında iklimi uygun yerlere taşıyıp sonra tekrar kendi köyüne getirmeye yetmiyor; bu önemli bir faktör. Ben sana ‘Erzurumlu balı seviyor, balcılığı sevmiyor’ derken biraz da işi mizaha döküyorum. Gerekli koşullar sağlansa, kooperatifleşmeye gidilse ve de ürünün pazarlanması aşamasında üreticiye öncülük edilse, köylümüz bal kadar balcılığı da sever elbet.”

Şimdi diyeceksiniz ki, durup dururken bu konuya girmen nereden icap etti? Hemen söyleyeyim. Son yıllarda arıcılığın teşviki noktasında önemli adımlar atıldı, üretici desteklenmeye çalışıldı. Buna rağmen birçok köy arazisinde faaliyet gösteren profesyonel arıcılar içinde o köy ahalisinin bulunmayışının sebebini merak ediyorum. Memleketin ağzını tatlandıran ve ekonomisine katkı sağlayan tüm arıcılarımıza çok teşekkür ediyorum. Meşakkatli bir üretim alanında gece gündüz demeden çalışıyorlar, helalinden rızıklarını temin ediyorlar ve iyi de para kazanıyorlar.

Bir yandan onları destekleyelim, diğer yandan da Erzurum köylüsünü bu işe heveslendirelim diye düşünüyorum.

Yazının burasında aklıma geliverdi.

ERZURUM BAL BORSASI VE BAL MERKEZİ

Bingöl'e yaptığım bir ziyarette, kahvaltıda organik olduğunu söyledikleri petek balı ikram etmişlerdi. Onlara, “Erzurum balı hariç, şimdiye kadar yediğim en güzel bal” diye latife etmiştim. Diğer bal merkezleriyle birlikte Bingöl'deki balcılık faaliyetleriyle ilgili yaptığım araştırmada, 2017 yılında Bingöl için akademik olarak “Bingöl Bal Borsası” modelinin çalışıldığını öğrenmiştim. “Aklın yolu bir” demiştim. Bu model, arıcılıkta çok daha büyük bir potansiyele sahip olan Erzurum'da neden uygulanmasın?

Erzurum Bal Borsası ve Bal Merkezi derken aklımdaki şey de aslında yalnızca balın alınıp satıldığı bir borsa değil.

Balın analizlerinin yapıldığı (Erzurum Ticaret Borsası’nın TS EN ISO 17025 belgeli laboratuvarının bulunduğunu okumuştum, AÜ’den de yararlanılabilir), kalitesinin sınıflandırıldığı, üreticinin kayıt altına alınıp ürünün izlenebilirliğinin sağlandığı; açık artırma veya spot satış yöntemiyle gerçek değerini bulduğu bir merkezden söz ediyorum.

Burada kooperatiflerin ürünlerini pazara sunmaları sağlanabilir, bal Erzurum markası altında ambalajlanıp markalaştırılabilir.

Üretici, ürününü yalnızca tüccara mahkûm olmadan pazarlayabilir; Halk Pazarları üzerinden şehir insanına ulaştırılabilir, e-ticaret ve kargo imkânlarıyla Türkiye'nin her tarafına gönderilebilir.

Uzun vadede ise Erzurum'un farklı yörelerinde üretilen, kendine özgü özellikleri bulunan bal çeşitlerinin coğrafi işaret veya yöresel marka değeri kazanmasının önü açılabilir.

Böyle bir yapılanma, yalnızca balcının kazancını artırmakla kalmaz; kaliteli üretimi teşvik eder, tüketiciye güven verir, Erzurum balının gerçek değerini bulmasına ve bir şehir markasına dönüşmesine katkı sağlar.

Acaba sayıları gittikçe artan ve üretici ile tüketici arasında aracısız köprü kuran Erzurum Büyükşehir'in halk pazarları, Erzurum'da üretilen balların hem yerel tüketiciye ulaşmasında hem de Türkiye çapında pazarlanmasında bir rol ve pay sahibi olabilir mi?

Mesela arıcılık yapan köylümüz için kooperatif destekli satış noktaları oluşturulsa; ürünün ambalajlanması, markalaştırılması ve şehir dışına gönderilmesi konusunda da öncülük edilse...

Üzerinde bir düşünsek diyorum. Erzurum'un köylüsüne arıcılığı ve balcılığı sevdirsek, üreten ekonomiye epey bir gaz vermiş oluruz diye de ekliyorum.

whatsapp-image-2026-09-06-at-10-59-46-002.jpeg

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Köşe Yazıları