BUGÜN AĞLASIN, YARIN AĞLAMASIN
İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’nin, Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okulda yaşanan saldırının ardından yaptığı açıklamayı dinledim.
Bakan Çiftçi, anne ve babalara çok önemli bir çağrıda bulunuyor:
“Çocuklarınızı kontrolünüz altında tutun.
Nereye gittiğini, kimlerle arkadaşlık ettiğini, gün boyunca neler yaptığını bilin…”
Şimdi Allah aşkına soruyorum,
Sayın Bakan bu sözlerinde haksız mı?
Bence değil.
Hem de yerden göğe kadar haklı.
*
Elbette çocuklarının üzerine titreyen,
Arkadaş çevresini bilen,
Okuluyla sürekli irtibat halinde olan,
Akşam eve geldiğinde “Bugün okulda ne yaptın?” diye soran çok sayıda anne baba var.
*
Ama bir de bizim güzel bir sözümüz vardır ya:
“Attım bayıra, Mevla kayıra…”
Maalesef çocuk yetiştirme konusunda buna yakın davranan ailelerimizin bulunduğunu da kabul etmek zorundayız.
Çocuğu okula göndermekle anne babalık görevi bitmiyor.
Çocuğun kiminle arkadaşlık ettiğini,
Nerede vakit geçirdiğini,
Telefonunda ne izlediğini,
Sosyal medyada kimlerle görüştüğünü bilmek gerekiyor.
Çünkü çocuklarımızı artık yalnızca sokak değil, telefonlarının içindeki koskoca ve kontrolsüz bir dünya da büyütüyor.
*
Bir başka mesele ise çocuklarımıza karşı gösterdiğimiz aşırı korumacı tavır.
Elbette çocuklarımızı seveceğiz.
Elbette onları koruyacağız.
Ama sevgi başka şeydir, çocuğun yaptığı her davranışı doğru kabul etmek başka şey…
Son yıllarda özellikle okul, öğretmen ve aile arasındaki bağın giderek zayıfladığını üzülerek görüyoruz.
Halbuki çocuğun sağlıklı yetişmesinin en önemli şartlarından biri bu üçgenin sağlam olmasıdır:
Aile, okul ve öğretmen…
*
Bu üç ayaktan biri eksik kaldığında bedelini en fazla yine çocuğumuz ödüyor.
Bakıyoruz CİMER’e yapılan bazı şikâyetlere…
“Öğretmen çocuğuma sert baktı…”
“Öğretmen sınıfta yüksek sesle konuştu…”
“Öğretmen benim çocuğuma karışamaz…”
Allah aşkına!
Öğretmen öğrencisine karışmayacaksa kim karışacak?
Okul müdürü okulundaki çocuğun davranışından sorumlu olmayacaksa kim olacak?
O zaman çocuklarımızı niçin okula gönderiyoruz?
Yakın zamanda okuduğum bir haber beni gerçekten düşündürmüştü.
Bir okul müdürü, öğrenciyi uygun olmayan bir davranış içerisinde görüyor ve veliyi uyarıyor.
Velinin cevabı ise:
“Sen benim çocuğuma karışamazsın!”
İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta burası.
*
Eğer öğretmen çocuğumuza yanlışını söyleyemeyecekse,
Okul müdürü disiplin sağlayamayacaksa çocuklarımız doğruyla yanlışı nerede öğrenecek?
Bizim nesil öğretmenin sınıfa girdiği anda ayağa kalkardı.
Öğretmenimize karşı hem sevgimiz vardı hem saygımız.
Bir bakışı çoğu zaman yeterdi.
Bugün geçmişin her uygulamasını doğru kabul edelim demiyorum.
Ama öğretmene duyulan o saygıyı,
Okulun ağırlığını,
Ve disiplin duygusunu da tamamen kaybetmeyelim.
Çünkü şımarıklıkla özgüven aynı şey değildir.
Çocuğun her istediğini yapmak onu güçlü yetiştirmez.
Tam tersine, hayat karşısında daha kırılgan hale getirir.
*
Çocuklarımız büyüyor…
Yarın hayatın içine girecekler.
İş sahibi olacaklar.
Aile kuracaklar.
Toplum içerisinde sorumluluk taşıyacaklar.
Onun için ayakları yere basan, sorumluluk alan, “hayır” kelimesini bilen, büyüğüne saygılı, küçüğüne merhametli evlatlar yetiştirmek zorundayız.
*
Çocuk ilk terbiyeyi ailede alır.
Okul ve öğretmen ise o terbiyenin üzerine bilgi, kültür ve karakter inşa etmeye çalışır.
Bir başka önemli konu da evlerimizde bulunan silah, tüfek ve kesici aletler…
Bunları çocuklarımızın ulaşamayacağı, kesinlikle erişemeyeceği yerlerde muhafaza etmek anne ve babaların en temel sorumluluklarından biri olmalı.
Ve gelelim çağımızın en büyük meselelerinden birine…
Sosyal medya…
*
Çocuklarımızın ellerinden telefonlar, tabletler düşmüyor.
Saatlerce ne izlediklerini, kimlerle konuştuklarını çoğu zaman bilmiyoruz.
Sonra da;
“Çocuğum ağlıyor, telefonu vermeyince dayanamıyorum…”
diyoruz.
Bırakın bugün biraz ağlasın.
Bırakın bugün telefon verilmedi diye üzülsün.
Yarın Allah korusun, o telefonun içinde tanıştığı kötü alışkanlıklar,
Yanlış insanlar veya karanlık dünyalar yüzünden hem o hem siz ağlamayın.
*
Terör ve organize suç gibi meseleleri elbette ayrı tutuyorum.
Devlet gerekli güvenlik tedbirlerini almakla yükümlüdür.
Güvenlik güçlerimizin okullarımızın çevresindeki çalışmaları son derece önemlidir.
Ama devlet okulun kapısına kadar güvenlik sağlar.
Çocuğun yüreğine, karakterine ve hayatına konulacak ilk güvenlik kapısı ise ailedir.
Onun için biraz daha dikkat…
Biraz daha takip…
Biraz daha sorumluluk…
Ve en önemlisi biraz daha gerçek anne babalık…
*
Çocuklarımızı el bebek gül bebek büyütelim ama hayatın gerçeklerinden koparmayalım.
Yanlış yaptıklarında “yanlış yaptın” demekten korkmayalım.
Öğretmenlerimizin, okul müdürlerimizin ellerini sudan sebeplerle kırmayalım.
Onların çalışma azmini, eğitim verme hevesini tüketmeyelim.
Çünkü o öğretmene sabah teslim ettiğimiz çocuk bizim çocuğumuz.
Ama o öğretmen de yüzlerce çocuğu kendi evladı gibi yetiştirmeye çalışan bir insan.
İstisnalar elbette kaideyi bozmaz.
Yanlış yapan varsa hukuk vardır,
Devlet vardır,
Denetim vardır.
Ama birkaç olumsuz örnek yüzünden öğretmenlerimizi, okullarımızı ve eğitim camiamızı töhmet altında bırakmayalım.
Unutmayalım…
Çocuğumuz bugün bizim elimizi tutuyor.
Yarın kendi ayakları üzerinde duracak.
Bizim görevimiz onun elini ömür boyu tutmak değil;
Elini bıraktığımızda da doğru yolda yürüyebilecek bir evlat yetiştirmektir.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.