TÜRKİYE’NİN ŞEKER BEYLERİ

Düzen Değişirken Aynı Kalanlar

Evet dostlar…

Bugünkü yazıma, rahmetli babamın yıllar önce anlattığı bir hadise ve her defasında sözü bağladığı o kısa, fakat ömrüm boyunca zihnimde taşıdığım cümleyle başlamak istiyorum.

Bu vesileyle başta rahmetli babam olmak üzere, geçmişlerimizin tamamına Rabbimden rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun.

Ben, Cumhuriyet’in ilk yıllarını çocuklukla, önemli bir bölümünü gençlikle, ahir ömrünü ise bizim yaşadığımız dönemlerle geçirmiş bir babanın evladıydım.

Dolayısıyla onun hafızasında yalnızca aile hikâyeleri değil, bir memleketin geçirdiği büyük değişimlerin izleri de vardı.

Anlatacak çok şeyi vardı elbette.

Kimi zaman bir köyden, kimi zaman bir kasabadan, kimi zaman devletle millet arasındaki o görünmez ilişkilerden söz ederdi. Fakat ne vakit ne de birkaç köşe yazısına sığacak kadar kısaydı o hikâyeler.

Ben bugün onların tamamını anlatmayacağım.

Sadece babamın, toplumsal bir hadisenin başında veya sonunda söylediği o cümleyi hatırlatacağım:

“Oğlum, çoğuna seferberlik, kimine de şeker beyliktir.”

Çocukken ne demek istediğini belki tam anlayamazdım.

Yıllar geçtikçe anladım ki bazı insanlar için hayat gerçekten zordur; bazıları içinse başkalarının yaşadığı zorluklar, fırsata dönüşebilir.

İşte benim bugün asıl değinmek istediğim mesele, öteden beri varlığını sürdüren o meşhur “Türkiye’nin Şeker Beyleri” meselesidir.

Kimdir bu Şeker Beyler?

Bunlar, her dönemin bir şekilde yolunu bulan insanlarıdır.

İktidar değişir, onlar değişmez.

Siyasi rüzgâr yön değiştirir, onlar yelkenlerini o tarafa çevirir.

Dün bir başka anlayışın yanında görünürler; bugün başka bir anlayışın en hararetli savunucusu olabilirler. Yarın şartlar yeniden değişirse, yeni dönemin kapısını çalmayı da bilirler.

Eskiden köylüyü, kasabalıyı gammazlayarak veya devşirerek güç merkezlerine yaklaşanlar vardı.

Sonra başka yöntemler çıktı.

Kimi zaman bürokrasi, kimi zaman siyaset, kimi zaman ticaret, kimi zaman da devletin imkânları üzerinden kendilerine yer açtılar.

Fakat yöntemler değişse de bir şey pek değişmedi:

Güce yakın olma arzusu.

Devletin imkânları; kredilerden arsalara, kamu görevlerinden büyük ihalelere kadar çeşitli dönemlerde belirli çevrelerin etrafında daha fazla dolaşabildi.

Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Neden bazıları hangi dönemde olursa olsun hep ayakta kalmayı, hatta çoğu zaman daha da büyümeyi başarıyor?

Şöyle bir etrafınıza bakın.

Muhakkak sizin de tanıdığınız, yüzünü hemen hatırlayacağınız birileri vardır.

Dönem değişir ama adresleri değişmez.

İktidarlar değişir ama sofradaki yerleri değişmez.

Söylemler değişir ama menfaat hesapları pek değişmez.

Bazen aynı ailenin içinde bile bunun örneklerini görmek mümkündür.

Bir kardeş iktidara yakın görünürken, diğeri en sert muhaliflerden biri olabilir. Bir başkası ise bambaşka bir siyasi görüşün bayraktarlığını yapabilir.

İlk bakışta birbirlerine tamamen zıt görünürler.

Fakat aile sofrasında hesaplar yapıldığında, siyasi farklılıkların bazı meselelerde ne kadar çabuk unutulabildiğini de hayat bize zaman zaman gösterir.

Buradaki mesele elbette bir ailenin farklı siyasi görüşlere sahip olması değildir.

Asıl mesele, siyasi görüşün bir inançtan ziyade bir menfaat aracına dönüşmesidir.

İşte Şeker Beylik biraz da budur.

Önce kendisi doyar.

Sonra başkalarına sıra gelirse ne âlâ…

Fakat mesele sadece doymak da değildir.

Bazıları için ne kadar imkân verilirse verilsin, daha fazlasını istemek hayatın değişmez kuralı hâline gelmiştir.

Düzen değişir, adres değişmez

Tarihe baktığımızda savaşların, darbelerin, ekonomik krizlerin, siyasi çalkantıların ve büyük toplumsal değişimlerin sıradan insanlara ağır bedeller ödettiğini görürüz.

Fakat her dönemde, bu tür kırılmalardan kendisine bir çıkış yolu bulabilenler de olmuştur.

Kaosun içinde fırsat arayanlar…

Devletin zayıfladığı yerde kendisine güç devşirenler…

Milletin sıkıntısını kendi kazancına çevirebilenler…

Ve düzen yeniden kurulduğunda, sanki hiçbir şey olmamış gibi yeni düzenin içinde yerini alanlar…

Babamın sözü belki de tam burada anlam kazanıyor:

“Çoğuna seferberlik, kimine de şeker beyliktir.”

Çünkü aynı hadiseye herkes aynı yerden bakmaz.

Birinin kaybı, diğerinin kazancı olabilir.

Birinin sıkıntısı, diğerinin fırsatına dönüşebilir.

Birinin yıllarca çalışarak elde edemediği imkân, bir başkasının önüne yalnızca doğru zamanda doğru yerde olduğu için gelebilir.

İşte son dönemde yaşanan hadiseler de bize, aslında çok eski olan bu gerçeği yeniden hatırlatıyor.

Düzen değişirken bazı insanların da değiştiğini zannediyoruz.

Oysa bazen değişen yalnızca isimler, makamlar ve söylemlerdir.

Değişmeyenler de vardır.

Devletin imkânlarını kendisine tabiî bir hak gibi görenler…

Her şart altında kendisine bir kapı açmayı bilenler…

Dünün hesabını yarının hesabıyla ustaca birbirine karıştıranlar…

Ve hangi dönemde olursa olsun, kendisini kazanan tarafta tutmayı başaranlar…

Belki bugün yaşadığımız sıkıntıların içinde, bu düzenin son kırıntıları da çırpınıyor.

Belki bazıları hâlâ eski alışkanlıkların devam edeceğini düşünüyor.

Fakat toplum değişiyor.

İnsanlar daha fazla soruyor.

Daha fazla sorguluyor.

Daha fazla hesap sorulmasını istiyor.

Dünün suskunluğu, bugünün suskunluğu değil artık.

Bir türkü, bir başka anlam

Çocukluğumuzda dinlediğimiz, Kastamonu’nun Tosya yöresine ait o meşhur türküyü hepimiz biliriz:

“Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu da sinek kapmış gördün mü…”

Çocukken bu sözleri biraz absürt, biraz da komik bulur; söyleyip geçerdik.

Meğer bazı türküler yalnızca türkü değilmiş.

Bazı sözler, söylendiği zamanın çok ötesine geçermiş.

Yıllar sonra aynı sözlere başka bir gözle bakınca, insanın aklına başka sorular geliyor:

O gölgede keyif çatanlar kim?

O sineklerin ısırdığı yavrular kim?

Ve daha önemlisi…

Birilerinin keyfi neden hep başkalarının sırtından çıkıyor?

Belki de kıssadan hisse tam burada saklı.

Mesele mandada da değil, sinekte de…

Mesele, milletin cefasını kimlerin çektiği ve o cefadan kimlerin kendisine “şeker beylik” çıkardığıdır.

Babamın o sözü şimdi zihnimde daha başka bir anlam taşıyor.

Çoğuna seferberlik, kimine de şeker beyliktir.

Dün olduğu gibi bugün de…

Düzenler değişir.

İktidarlar değişir.

Söylemler değişir.

Fakat insanın menfaatini her şeyin önüne koyduğu yerde, Şeker Beylik yeniden kendisine bir yol bulur.

Bizim meselemiz ise bu yolu artık daha iyi görebilmektir.

Kimin gerçekten milletin derdiyle dertlendiğini, kimin de milletin derdinden kendisine bir kazanç çıkardığını ayırt edebilmektir.

Çünkü bir memleketin geleceğini yalnızca büyük sözler değil, adalet duygusu ve hakkaniyet belirler.

Ve belki de bugün bize düşen en önemli vazife, kimsenin başkasının cefasını kendisine şeker beylik etmesine razı olmamaktır.

Bu vatanın yükünü omuzlayan, alın teri döken, yoklukta sabreden, zor zamanda birbirine sahip çıkan bütün cefakâr insanlara selam olsun.

Şeker Beylik onların değil;

Milletin hakkı olanı kendisine hak görenlerin değil, hakkı gözetenlerin yanında olsun.

Selametle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Kotan Arşivi

DOSTLUK, DEMİRDEN LEBLEBİ..

06 Eylül 2026 Pazar 10:45

Hilye-i Şerif’in Aynasında Efendimiz

23 Ağustos 2026 Pazar 11:04

Bir Araba Dolusu Sitemim Var

16 Ağustos 2026 Pazar 11:09

Altı Hafta Değil, Bir Ömür

09 Ağustos 2026 Pazar 11:27

Sorumlu Gazeteci mi, Sorunlu Gazeteci mi?

02 Ağustos 2026 Pazar 11:10

Kuru Hamâset Şehirleri Büyütmez

26 Temmuz 2026 Pazar 10:48