KÖYE KIZ VERMEYİZ
Erzurum’un ekonomisini konuşurken herkesin diline dolanan başlıklar var.
Sanayi,
Turizm,
Ulaşım…
Elbette bunlar önemli.
Olmazsa olmaz.
Ama bir gerçeği ne kadar süslersek süsleyelim, değiştiremeyiz.
Erzurum’un ana damarı hayvancılıktır.
*
Bu şehir, yüzyıllardır toprağın ve hayvanın omzunda yükselmiş bir şehir.
Bugün de öyle.
Yarın da öyle olacak.
*
Evet, sanayiye yönelmek gerekir.
Evet, turizmi büyütmek gerekir.
Ama bunları konuşurken elimizdeki en güçlü kozu ihmal edersek, kalkınma dediğimiz şey sadece kağıt üzerinde kalır.
Bugün Erzurum’da hayvancılık hala köylünün sırtında yürüyor.
Büyük işletmelerden çok, küçük üreticinin emeğiyle dönüyor çark.
Ama o çarkın dişlileri artık eskisi kadar güçlü değil.
Çünkü hayvancılık masa başında yazılan teşviklerle gelişmez.
Dosyalarla,
Sunumlarla,
Tabelalarla bu iş yürümez.
Bu iş sahada olur.
Ahırda olur.
Merada olur.
*
İşte tam bu noktada, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’in ortaya koyduğu yaklaşım dikkat çekiyor.
Belediyeciliği sadece yol, kaldırım, bina olarak görmeyen bir anlayış…
Şehrin ekonomik damarlarına dokunmaya çalışan bir bakış…
Ortaya konulan proje, klasik destek mantığının dışında. Lafla değil, doğrudan temasla ilerleyen bir model.
*
Boş ahırlar tespit ediliyor.
Kapasitesine göre hayvan veriliyor.
Yemi, otu karşılanıyor.
Bakan kişiye asgari ücret desteği sağlanıyor.
Veteriner hizmeti organize ediliyor.
Üretim takip altına alınıyor.
Dahası var…
Süt kaliteliyse daha yüksek fiyattan alınıyor.
Beslenen hayvan satılamazsa, belediye devreye giriyor.
Yani üretici yalnız bırakılmıyor.
*
Bu, klasik bir teşvik değil.
Bu, üreticinin elinden tutulmasıdır.
Eğer bu proje sahada doğru uygulanırsa, Erzurum hayvancılığı için bir dönüm noktası olabilir.
Hatta abartı sayılmaz; bir milat olabilir.
*
Ama bir gerçeği daha görmeden bu tabloyu tamamlayamayız.
Bugün köyler sadece ekonomik olarak değil, sosyal olarak da kan kaybediyor.
Geçtiğimiz günlerde bir köylü vatandaşın söylediği söz, aslında her şeyi özetliyor:
“Şehirden kız istedik, ‘köye kız vermeyiz’ dediler…”
Bu cümle, sadece bir evlilik meselesi değil.
Bu, köyün cazibesini kaybettiğinin açık bir göstergesi.
*
Gençler köyde kalmak istemiyor.
Kalanlar da yalnızlaşıyor.
Sonra üretim düşüyor.
Ardından göç başlıyor.
Bir süre sonra ahırlar boş kalıyor.
Demek ki mesele sadece hayvan vermek değil.
Mesele, köyü yeniden yaşanabilir kılmak.
Burada da başka bir başlık karşımıza çıkıyor: altyapı ve yaşam standartları.
*
Şehirlerde modern konutlar yapan TOKİ, artık köylere de yönelmeli.
Modern köy evleri yapılmalı.
Çağdaş ahırlar inşa edilmeli.
Köy meydanları çamurdan, pislikten kurtarılmalı.
Kısacası köy, sadece üretim yapılan bir yer değil, yaşanacak bir yer haline gelmeli.
Çünkü siz köyde hayatı güzelleştirmezseniz, kimseyi orada tutamazsınız.
Bugün Erzurum’un önünde net bir yol haritası var:
Sanayi olacak,
Turizm gelişecek,
Ulaşım güçlenecek…
Ama bunların hepsi olurken, hayvancılık geri planda kalmayacak.
Çünkü bu coğrafyada kalkınmanın anahtarı hala ahırın kapısında asılı duruyor.
Ve o kapıyı açmadan, bu şehrin gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak mümkün değil.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.