ŞEHRİN TOPLUMSAL TALEP OLUŞTURMA BECERİSİ
Raylı sistemlerin, çağdaş İpek Yolu’nun kavşak noktasında bulunan Erzurum için hayati bir ulaşım modeli olduğu kuşku götürmez bir gerçek.
Bu kanaatle Hafif Raylı Sistem ve YHT projelerini, defalarca köşeme taşıdığımı bilirsiniz. Başlangıçta hafif raylı sistem teklifimin yeterince taraftar bulduğunu söyleyemem. Hatta bazı çevrelerin "Yahu bu da nereden çıktı, şehrin nüfusu bu proje için yeterli değil." şeklindeki değerlendirmeleri kulağıma gelmişti. Bunun üzerine yazı ve açıklamalarımda sistemin bazı üniversite kampüslerinde bile hizmet verdiğini ve nüfusu yetmediği halde kimi şehirlerde hayata geçirildiğini dile getirmiştim.
O süreçte Palandöken Gazetesi’nin konuyu manşetine taşıması ve farklı mecraların ilgisiyle toplumsal bir talep bilinci filizlenmeye başladı. Milletvekillerimiz ve Büyükşehir Belediyemiz konuyu sahiplendi. Bir projenin kuvveden fiile çıkması için siyaset mekanizmasının harekete geçmesi olmazsa olmazdır. Özellikle ulaştırma alanında ülke çapında bir otorite olan dönemin milletvekili Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı konuyu yakından takip etti ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Mehmet Sekmen’in açık desteğiyle mesele Sayın Cumhurbaşkanımıza takdim edildi. Nihayetinde Resmi Gazete’de yayımlanan bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı projenin takip ve tahakkuku için görevlendirildi. Uzun süre konunun raflarda bekletilmesinden sonra Sayın Bakan projenin yakın takipte olduğunu ifade etti etmesine ama ben şehir cephesinde hâlâ bir takip yavaşlığı sezmiyor değilim.
Bu safahatı kendime pay çıkarmak için hatırlatmadım. Maksadım; büyük projelerin hayata geçirilmesinde toplumsal talebin gücünü ve ilk adım ile son aşama arasındaki o kritik süreçde "siyasi aksiyonun" ne kadar hayati olduğunu vurgulamaktan ibaret. Şehri ilgilendiren mühim konularda siyasi heyetin elini güçlendirmek ve üst karar mercilerini etkilemek istiyorsak; şehrin sivil toplum örgütleri, yazarları, medyadaki tüm sesleri el ele vermek zorundadır. Son dönemde STK’ların ve köşe yazarlarının sözünü ettiğim projelerle uçak seferlerinin artırılması, fahiş bilet fiyatlarının makule çekilmesi yönündeki kararlı duruşu, şehir kamuoyunun uyanışına işaret etmesi bakımından son derece kıymetlidir.
Yüksek Hızlı Tren projesini, sırf Ankara-Erzurum yolculuğunu kısaltacak olağan bir yatırım gibi görüp şehrin büyük kalkınma vizyonuyla ilişkilendirmemek, konuyu hafife almak olur. Bu tür yaklaşım ve yorumları işitip üzülmemek elde değil. Hızlanan ve kabuk değiştiren bir Türkiye'de, bu yavaş ve aksak düşünceleri öncelikle kendi kafamızdan atmamız gerekiyor! Yüksek Hızlı tren, geleceğe yürüyen büyük Erzurum'un vazgeçilmez adımlarından biridir. Hatta sadece yolcu taşımacılığının değil, yük trafiğinin de çağın hızını yakalaması zarurettir. YHT, hızına ve ilgili bakanlığın “Türkiye Hızlanıyor” mottosuna mütenasip şekilde ya gelecek, ya gelecek. Böyle biline ve böyle söylene!
Öteden beri mesafeli durduğum "Sahipsiz Şehir Erzurum" algısının yıkılması, kamuoyunun kendi meselelerine bizzat sahip çıkmasıyla mümkündür. Zira problemleri çözecek olan bizzat şehir ahalisinin “azim ve kararıdır!” Önümüzde duran hafif raylı sistem, hızlı tren, stadyum ihalesinin hızla sonuçlandırılması ve hava ulaşımında sefer sayılarının artırılarak makbul fiyatlandırma koşullarının sağlanması gibi acil projelerin kısa sürede hayata geçirileceğine inanıyorum. Ama asıl büyük hedefimiz; Erzurum’un üreten, markalaşan, ulusal ve uluslararası tedarik zincirine dâhil olan bir kent olmasıdır. Şehrin depreme karşı güçlendirme vizyonunu, kış turizminin küresel bir anlayışla yeniden yapılandırılmasını, şehrin uluslararası düzeyde termal turizm merkezi haline getirilmesini, teknokentin yapay zeka, yazılım, kodlama, robotik sistemleri geliştirme üssüne dönüştürülmesini ve daha onlarca başka büyük projeyi de Erzurum’un yeni kalkınma paradigmasına uygun büyük hedefler olarak sürekli gündemde tutmalıyız.
Etkililer ve yetkililerle fotoğraf paylaşma yarışını, "beyanat kalkınmacılığının" o dayanılmaz ama muvakkat cazibesini ve şahsi PR çabalarını artık bir kenara bırakmalıyız. Ses sese vermeli ve şehrin meselelerini, bizi dinlemeye hem hazır hem de mecbur olan kulaklara koro hâlinde haykırmalıyız. Ancak o zaman o kısık çığlığımız bir çığa dönüşür. Aksi hâlde, kalkınma hamamında tek başımıza solo şarkılar çığırmakla vakit kaybetmenin bu şehre ne yararı var?



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.