ERZURUM'UN RANTABİLİTE SINAVI:
YATIRIM MI BEKLİYORUZ, GELECEK Mİ KAYBEDİYORUZ?
Son zamanlarda Erzurum'a yapılmayan yatırımların gerekçesi olarak sıkça bir kavram öne çıkarılıyor: Rantabilite!
Yani yatırımın ekonomik getirisi, kendisini ne kadar sürede amorti edeceği ve ne ölçüde kazanç sağlayacağı...
Elbette kamu kaynakları hesapsız kullanılmamalı. Milletin vergileriyle yapılan her yatırımın ekonomik ve toplumsal karşılığı hesaplanmalıdır. Ancak burada önemli bir soru var: Devletin yatırım anlayışı yalnızca bugünün ekonomik getirisine mi dayanmalı, yoksa bölgelerin stratejik konumu, toplumsal ihtiyaçları ve gelecekteki potansiyeli de hesaba katılmalı mı?
Çünkü bazı yatırımlar ilk günden para kazandırmaz. Ancak göçü önler, üretimi artırır, ticareti geliştirir ve bir şehrin kaderini değiştirir.
Özel sektör yatırım yaparken kârlılığı düşünür. Bu doğaldır. Ancak devletin sorumluluğu bundan çok daha geniştir. Devlet yalnızca bugünün kazancını değil, yarının kalkınmasını da hesaplamak zorundadır.
Peki Erzurum'un coğrafyası yatırım için bir dezavantaj mı, yoksa devletin daha fazla sorumluluk üstlenmesini gerektiren bir gerçek mi?
Yüksek rakım, sert iklim, uzun kış mevsimi ve ulaşım maliyetleri özel sektör açısından önemli dezavantajlar olabilir. Fakat devlet de aynı bakış açısıyla hareket ederse gelişmiş şehirler daha fazla yatırım alırken gelişmekte olan şehirler kendi ekonomik yetersizlikleriyle baş başa kalır.
Pazar büyük olduğu için yatırım yapılır, yatırım yapıldığı için pazar büyür. Erzurum gibi şehirlerde ise yatırım gelmediği için pazar büyüyemez, pazar büyüyemediği için yeni yatırımcı çekilemez.
Böylece bir kısır döngü ortaya çıkar.
Asıl soru şudur: Yatırımın gerekçesi rantabiliteyse, rantabiliteyi oluşturacak yatırımı kim yapacak?
HIZLI TREN SADECE ULAŞIM DEĞİLDİR
Erzurum'un yıllardır beklediği hızlı tren projesi bu tartışmanın en somut örneklerinden biridir.
Erzincan-Erzurum-Kars demiryolu bağlantısı için 2028 yılı başlangıç hedefinin dile getirilmesi elbette önemlidir. Ancak bu hedefin finansman şartlarına bağlı olması, Erzurum'un hâlâ somut bir yatırım takvimini beklediğini gösteriyor.
Oysa hızlı tren Erzurum için yalnızca ulaşım süresini kısaltacak bir proje değildir. Turizmin, ticaretin, üniversitelerin, sanayinin ve lojistiğin gelişmesine katkı sağlayacak stratejik bir kalkınma aracıdır.
Üstelik mesele sadece yolcu taşımacılığı da değildir. Mevcut demiryolunun güçlendirilmesi, elektrikli ve sinyalli sisteme kavuşturulması, çift hat altyapısının geliştirilmesi ve yük taşımacılığının artırılması da aynı bütünün parçalarıdır.
Bir şehre tren götürmek önemlidir; ancak o trenin taşıdığı ekonomik fırsatları da şehre kazandırmak çok daha önemlidir.
ZENGEZUR KORİDORU'NDA ERZURUM NEREDE?
Bugün dünya ticaret yolları yeniden şekilleniyor. Orta Koridor, Kafkasya bağlantıları ve Zengezur Koridoru yalnızca ulaşım projeleri değil, geleceğin ekonomik ve jeopolitik dengelerini belirleyecek stratejik hamlelerdir.
Türkiye'nin 224 kilometrelik Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu Hattı için attığı adım da bu açıdan son derece önemlidir.
Peki bütün bu gelişmeler yaşanırken Erzurum bu büyük ticaret ağının neresinde olacak?
Erzurum'un önemi tam da burada ortaya çıkıyor. Şehrin Doğu Anadolu'yu Kafkasya'ya ve Anadolu'nun batısına bağlayan konumu, doğru yatırımlarla önemli bir lojistik avantaja dönüşebilir.
Ancak bunun için demiryolu bağlantılarının güçlendirilmesi, Palandöken Lojistik Merkezi'nin etkin çalıştırılması ve üretim altyapısının geliştirilmesi gerekiyor.
Çünkü ticaretin bir şehrin yanından geçmesi başka, o şehrin ticaretten kazanç sağlaması başkadır.
Erzurum yalnızca trenlerin içinden geçtiği bir güzergâh olmamalı; ürünlerin işlendiği, depolandığı, dağıtıldığı ve ekonomik değer kazandığı bir merkez hâline gelmelidir.
Aksi hâlde dünya ticaret yolları yeniden şekillenirken Erzurum bu büyük fırsatın seyircisi olabilir.
MESELE AYRICALIK DEĞİL, HAKKANİYET
Karadeniz'de gündeme gelen yatırımların hayata geçirilme hızıyla Erzurum'un yıllardır beklediği projelerin takvimlere ve finansman şartlarına bağlı kalması, ister istemez bölgesel yatırım önceliklerini sorgulatıyor.
Elbette Karadeniz'e yapılan yatırımlara karşı değiliz. Bir bölgenin gelişmesi bütün Türkiye'nin kazancıdır.
Ancak aynı hassasiyetin Doğu Anadolu için de gösterilmesini istiyoruz.
Biz Karadeniz'in yatırımını kıskanmıyoruz; Erzurum'un bekleyişini sorguluyoruz.
Çünkü Erzurum'un tarım ve hayvancılık potansiyeli, iki üniversitesinin akademik birikimi, sağlık altyapısı, kış turizmi ve lojistik konumu birlikte değerlendirildiğinde, şehrin gelecekte oluşturabileceği ekonomik değer bugünkü rakamlarla sınırlı değildir.
Et ve süt işleme tesisleri, soğuk zincir, depolama, sanayi, pazarlama ve ihracat yatırımlarıyla Erzurum çok daha güçlü bir üretim merkezi olabilir.
Bir şehrin potansiyeli yalnızca bugün ne ürettiğiyle değil, doğru yatırımlarla yarın ne üretebileceğiyle ölçülmelidir.
BAZI YATIRIMLARIN KÂRI ÜLKENİN BÜTÜNÜNE YAZILIR
Ben rantabilite kavramına karşı değilim. Kamu kaynaklarının verimli kullanılmasını elbette savunuyorum. Ancak rantabiliteyi yalnızca kısa vadeli ekonomik kazanç olarak değerlendirirsek gelişmiş şehirlerin daha da geliştiği, diğer şehirlerin ise geride kaldığı bir yatırım anlayışını normalleştirmiş oluruz.
Devlet olmanın anlamı biraz da burada başlar.
Piyasanın kârlı bulmadığı yerlere kamu yararı adına yatırım yapmak, özel sektörün gidemediği coğrafyalara devletin gitmesi ve yalnızca bugünün kazancını değil, yarının ülkesini de düşünmek...
Bir bölgede göçün azalması, gençlerin kendi şehirlerinde iş bulması, üreticinin pazara ulaşması ve ticaretin gelişmesi de ekonomik getiridir.
Bazen en pahalı yatırım, yapılmayan yatırımdır. Bugün maliyet olarak görülen bir proje, yarın ülkenin en büyük stratejik avantajına dönüşebilir.
Erzurum'un istediği ayrıcalık değil, potansiyelinin doğru okunmasıdır. İstediğimiz hesapsız yatırım değil, hesabın doğru yapılmasıdır.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Erzurum rantabil olmadığı için mi yatırım alamıyor, yoksa yeterince yatırım alamadığı için mi rantabil bir şehir olamıyor?
Unutmayalım; bir ülkenin batısında yapılan yatırımın getirisi bir bölgeye yazılabilir. Ancak doğusunda yapılmayan yatırımın bedelini zamanla bütün ülke öder.
Çünkü kalkınma yalnızca kazanan şehirlerin büyümesi değil, geride kalan şehirlerin de ayağa kaldırılmasıdır.
Biz Erzurum'a ayrıcalık istemiyoruz. Bu ülkenin doğusunun da batısı kadar değerli görülmesini istiyoruz.
Güneş doğudan doğar deriz. Peki kalkınmanın güneşi neden hep batıdan doğsun?


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.