Mehmet Kotan
Rakamların Gürültüsü, Sanatın Sessizliği
Kültür ve sanat alanında bugün konuşulan dil, estetikten çok ekonomiye; anlamdan çok istatistiğe ait. Belediyelerden kültür merkezlerine kadar pek çok kurum için sanat artık kamusal bir değer değil, düşük maliyetli ve yüksek görünürlüklü bir faaliyettir.
Sorulan sorular değişmiştir:
Kaç etkinlik yapıldı?
Kaç kurs açıldı?
Kaç kişi katıldı?
Sanatın ne söylediği ise bu soruların gürültüsü içinde giderek sessizleşir.
Ölçülebilirliğin Egemenliği
Bu dönüşüm tesadüf değildir. Kültür alanı giderek ölçülebilir olanın egemenliğine giriyor. Kurumlar artık kendilerini sanatla değil, raporlarla savunuyor. Çünkü sanat tartışma doğurur; yorum ister, risk taşır. Rakamlar ise itiraz kabul etmez.
Bu yüzden derinlik yerine dolaşım, ustalık yerine katılım, süreklilik yerine etkinlik tercih edilir.
Sayıya dökülemeyen, tabloya sığmayan her şey yavaş yavaş alanın dışına itilir.
Kurs Mantığı
Bu düzenin en işlevsel aracı kurslardır.
Adı eğitimdir, amacı katılımı artırmaktır. Görünürde gençlere alan açılır, üretim teşvik edilir. Oysa çoğu zaman bu yapıların sessiz bir başka işlevi vardır: bedelsiz emeği kurumsallaştırmak.
Kursiyerler üretir.
Ürettikleri işler sergilenir.
Mekânlar bu üretimlerle doldurulur.
Açılışlar yapılır.
Fotoğraflar paylaşılır.
Ama bütün bu dolaşımın merkezinde karşılığı ödenmemiş bir emek vardır.
Eğitim süreci yavaş yavaş kurumsal çıktı üretmenin bahanesine dönüşür. Kursiyer farkında olmadan öğrenci olmaktan çıkar; kurumun ücretsiz üreticisine dönüşür.
Bu yalnızca ekonomik bir tercih değildir. Aynı zamanda ideolojik bir seçimdir.
Talep etmeyen, soru sormayan, karşılık istemeyen üretici sistem için idealdir.
Sanatçı ise tam bu noktada sorun hâline gelir.
Çünkü sanatçı yalnızca üretmez; anlam üretir. Kurumun diline eklemlenmek yerine o dili sorgular. Süre ister, emek ister karşılık talep eder.
Bu yüzden sanatçı çoğu zaman üç sıfatla anılır: zor, maliyetli ve gereksiz.
Oysa asıl sorun tam da buradadır. Sanatçının varlığı emeğin bir değeri olduğunu hatırlatır. Bu hatırlatma ise düşük maliyetli görünürlük üzerine kurulu düzenin konforunu bozar.
Katılımın Sınırı
Elbette katılım temelli kültür politikalarını bütünüyle değersiz saymak doğru olmaz. Sanatı geniş kesimlere açmak, üretme cesareti kazandırmak ve eğitimi kamusal bir hak olarak yaygınlaştırmak gerçek bir imkândır.
Sorun katılımın kendisi değildir.
Sorun, katılımın emeğin yerine geçirilmesidir.
Eğitim üretimin bahanesine, görünürlük derinliğin ikamesine dönüştüğünde kamusal fayda zedelenir. Kurs açmak başlı başına sorun değildir; asıl mesele kursiyerin emeğinin nasıl konumlandırıldığıdır.
Katılım üreticiyi güçlendirdiği ölçüde kamusaldır.
Onu ücretsiz çıktı kaynağına dönüştürdüğü anda ise başka bir düzene hizmet eder.
Bedelsiz Emeğin Prestiji
Bu düzenin en ironik tarafı, bedelsiz üretimin dolaşıma sokulma biçimidir.
Kursiyerlerin yaptığı işler zamanla kurumsal hediyelere dönüşür. Açılışlara gelen misafirlere, protokole, paydaşlara sunulur.
"El emeği."
"Özgün."
"Anlamlı."
Oysa bu nesnelerin ardında bedeli ödenmemiş bir emek vardır.
Kurum kendi bütçesinden çıkmayan bir üretimle prestij kazanır. Emeği veren ise bu dolaşımın dışında kalır.
Bu düzen yalnızca genç üreticileri değil, gerçek sanatçıları da köşeye sıkıştırır. Çünkü profesyonel sanatçı emeğinin karşılığını talep eder. Bu talep ise düşük maliyetli görünürlük ekonomisiyle uyuşmaz.
Kültürün Turizme Tercümesi
Bu tabloyu tamamlayan bir başka dönüşüm de kültürün turizmle kurduğu ilişkidir.
Bu ilişkide dil bütünüyle parasaldır.
Kültür marka değerine,
Sanat deneyime,
Gelenek dekora indirgenir.
Bu indirgeme kültürün zamanla kurduğu derin bağı koparır. Ustalık hızla, eleştiri gösteriyle, hafıza tüketimle yer değiştirir.
Büyük yatırımlar yapılır. Festivaller çoğalır. “Destinasyon” söylemleri büyür. Mekânlar dolar, takvimler kabarır, görünürlük artar.
Ama sıra ustaya, sanatçıya ve derin üretime geldiğinde aynı cümle tekrar edilir:
“Bütçe yok.”
Çünkü hak talep eden sanat bu modelin hızını yavaşlatır. Süre ister, sabır ister, karşılık ister. Oysa sistem hızlı tüketilecek, seri dolaşıma sokulacak ve mümkünse itiraz üretmeyecek işler ister.
Kadim Olanın Sessizliği
En ağır bedeli ise kadim gelenek sanatları öder.
Yüzyıllar boyunca usta–çırak ilişkisiyle aktarılan bu alanlar sabır, tekrar ve süreklilik ister. Bu yüzden hız, verimlilik ve düşük maliyet mantığıyla kolayca uyum sağlayamaz.
Sonuç çoğu zaman aynıdır:
- Ya “niş” denilerek vitrine sıkıştırılırlar
- Ya da sessizce sistemin dışına itilirler.
Bu dışlama çoğu zaman kaba değildir. Kimse açıkça “yeriniz yok” demez. Ama fonlar başka alanlara kayar, takvimler başka etkinliklerle dolar, mekânlar başka üretimlerle meşgul edilir.
Gürültülü etkinliklerin arasında derin üretim kaybolur.
Rakamların Gürültüsü
Faaliyet raporlarında, forumlarda, sunumlarda maddeler bir bir sıralanır:
"Yapıldı."
"Gerçekleştirildi."
"Tamamlandı."
Kaç kurs açıldı, kaç kursiyer katıldı, kaç sergi yapıldı…
Kutucuklar dolar. Grafikler yükselir. Başarı ilan edilir.
Ama bu tabloların sormadığı tek bir soru vardır:
Ne üretildi, hangi koşullarda ve kimin pahasına?
İstatistik burada içeriğin yerini alır. Sayılar konuşur, sanat susar. Kursiyer bir rakama, üretim bir veriye dönüşür. Usta, gelenek ve derinlik ise grafiklere sığmadığı için tablo dışında kalır.
Sonunda tuhaf bir çelişki doğar:
Rakamlar arttıkça sanatın ağırlığı azalır.
Etkinlik sayısı çoğaldıkça gerçek sanatçı geri çekilir.
Kurumlar kendilerini başarılı ilan ederken sanat yavaş yavaş sessizleşir.
Sanatın Kamusal Sorumluluğu
Belki de artık şu soruyu açıkça sormak gerekir:
Bir kurum sanatı gerçekten destekliyor mu, yoksa bedava üretimi estetik bir ambalajla dolaşıma mı sokuyor?
Çünkü sanat kamusal olabilir. Ama bedelsiz olmak zorunda değildir.
Aksine kamusal sorumluluk tam da burada başlar:
Emeği tanımakta, karşılığını ödemekte ve üreticiyi görünür kılmakta.
Kadim sanatların köşelerine çekildiği, gerçek sanatçıların sessizleştirildiği bir kültür ortamı canlı değildir.
Yalnızca meşguldür.
Meşguliyet, canlılığın taklididir.
Ve sanatın asıl bilançosu raporlarda değil, toplumun hafızasında tutulur.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.