Mehmet Kotan
ÇÖLDE SÖYLENEN BİR CÜMLE; TARİHİN UNUTULAN MESAJI
1969 yılında insanlık tarihe geçti.
Apollo 11 ile insan ilk kez Ay’a ayak bastı.
Astronotlardan Neil Armstrong Ay yüzeyine inerken bütün dünya ekran başındaydı.
Ama bu büyük yolculukla ilgili anlatılan küçük bir hikâye vardır.
Astronotlar çölde eğitim yaparken yaşlı bir Kızılderili onları izler.
Sessiz.
Dikkatli.
Kuşkulu.
Astronotlar onun yanına gider ve Ay’a gideceklerini anlatırlar.
Yaşlı adam bir süre düşünür.
Sonra onlara kısa bir cümle öğretmek istediğini söyler.
Ay’daki ruhlara iletilmek üzere.
Astronotlar bu cümleyi ezberler.
Görev tamamlanır.
İnsan Ay’a gider ve geri döner.
Ama dönüşten sonra o cümlenin anlamı sorulduğunda ortaya çıkan mesaj oldukça çarpıcıdır:
“Bu adamların söylediklerine sakın inanmayın.
Topraklarınızı çalmaya geldiler.”
Bu hikâyenin gerçek olup olmaması aslında çok önemli değildir.
Çünkü bu cümle bir halkın tarihidir.
Kuzey Amerika’nın yerli halkları bir zamanlar o kıtanın gerçek sahipleriydi.
Sonra gemiler geldi.
Ardından anlaşmalar geldi.
Vaatler geldi.
Büyük sözler geldi.
“Medeniyet getireceğiz.”
“Düzen kuracağız.”
“Güvenlik sağlayacağız.”
Ama sonunda olan şey çok basitti.
Topraklar el değiştirdi.
Bu yüzden o yaşlı adamın kuşkusu tesadüf değildir.
Çünkü bazı toplumlar için tarih sözlerle değil, sonuçlarla yazılır.
Bugün dünyanın başka bir coğrafyasına baktığımızda aynı cümleleri tekrar duymak zor değildir.
Ortadoğu.
Yıllardır bölgeye yapılan müdahalelerin gerekçeleri hep tanıdık:
Güvenlik.
Özgürlük.
Demokrasi.
2003 yılında Irak Savaşı başladığında dünyaya şu söylendi:
Irak’ta kitle imha silahları vardı.
Tehdit büyüktü.
Müdahale kaçınılmazdı.
Yıllar geçti.
O silahların hiçbiri bulunamadı.
Ama Bağdat yıkılmıştı.
Bir ülke parçalanmıştı.
Milyonlarca insan yerinden edilmişti.
2011’de 1. Libya İç Savaşı sırasında aynı sözler tekrarlandı.
“Demokrasi gelecek.”
Bugün Libya hâlâ parçalanmış bir ülke.
Afganistan Savaşı yirmi yıl sürdü.
Yirmi yıl boyunca aynı sözler duyuldu.
Özgürlük.
Güvenlik.
Terörle mücadele.
Sonunda geriye harap şehirler kaldı.
Ve yorgun toplumlar.
Bugün ise yeni bir gerilim büyüyor.
İran ile Israil arasındaki kriz ve ABD’nin bölgedeki askeri varlığı yeni bir savaşı gündeme getirirdi.
Ve yine aynı sözler duyuluyor:
“Nükleer tehdit var.”
“Bölgeyi koruyoruz.”
“Demokrasi için buradayız.”
“Rejimi değiştireceğiz, halkı kurtaracağız.”
Bu sözlerin her biri kulağa doğru gelebilir (!)
Ama Ortadoğu halkları artık başka bir soru soruyor:
Gerçekten neden?
Çünkü haritalara dikkatle bakıldığında Ortadoğu’nun yalnızca bir coğrafya olmadığı görülür.
Bu toprakların altında petrol vardır.
Üzerinden ise dünyanın enerji yolları geçer.
Boru hatları.
Limanlar.
Boğazlar.
Ticaret yolları.
Haritada çizilen ince bir çizgi bazen milyonlarca insanın kaderini belirler.
Ve tarihte birçok savaşın görünmeyen nedeni tam da bu çizgilerdir.
Bu yüzden çölde anlatılan o küçük hikâye aslında sadece bir hikâye değildir.
O hikâye tarihin kısa bir özetidir.
Bazen keşif denilen şey yeni bir başlangıç değildir.
Yeni bir hâkimiyetin başlangıcıdır.
Bazen özgürlük söylemleri başka çıkarları korur.
Ve bazen dünyayı anlamak için yüzlerce sayfalık raporlara değil…
Çölde söylenen tek bir cümleye ihtiyaç vardır.
O yaşlı Kızılderili bunu biliyordu.
Çünkü onun halkı bunu yaşamıştı.
Ve belki de bu yüzden Ay’daki ruhlara şu mesajı göndermek istedi:
“Bu adamların söylediklerine sakın inanmayın.
Topraklarınızı çalmaya geldiler.”


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.