KARIN ALTINDAKİ BAHAR

Erzurum’da bahar birden gelmez…
Bir takvim yaprağıyla da başlamaz.
Önce karın sesi değişir.
Çatılardan düşen buzların içi çözülür.
Sokak aralarında ayaz hâlâ dolaşır ama toprağın altından başka bir nefes yükselmeye başlar.
İşte o vakit, kadim Anadolu’nun en eski çağrılarından biri yaklaşır:
Hıdırellez.

Hıdırellez, yalnızca baharın gelişi değildir Erzurum’da.
Bu şehir için o; uzun bir sabrın ardından gelen iç çekiştir.
Aylarca karın altında bekleyen toprağın yeniden Allah’ın rahmetine uyanışıdır.
Kışın sertliğiyle yoğrulmuş insanların, yüzünde ilk kez ince bir tebessüm belirmesidir.

Palandöken hâlâ beyazdır belki…
Ama eteklerinde kar sularının sesi duyulur artık.
Çocuklar montlarının fermuarını biraz daha açık bırakır.
Sobanın başındaki uzun geceler yerini pencere önündeki serin akşamlara bırakır.
Kahvehanelerde çay aynı çaydır ama muhabbetin tonu değişir.
Çünkü insan da mevsim gibidir; içindeki buz çözülmeden bahar başlamaz.

Anadolu’da Hıdırellez; Hızır ile İlyas’ın buluştuğu gün diye anlatılır.
Biri karada, biri suda bereketin ve umudun sembolüdür.
Belki de bu yüzden insanlar dilek diler o gece.
Kimisi bir kâğıda ev çizer, kimisi bir yol…
Kimisi de sadece huzur ister.

Erzurum’un duasıysa çoğu zaman aynıdır:
Memlekete bereket gelsin.
Ocaklar tütsün.
Gidenler geri dönsün.
Ve bu şehir, soğuğuyla değil; yüreğiyle anılsın.

Çünkü Erzurum’da bahar, çiçekten önce karakter açtırır insana.
Bu topraklarda kardelenin bile bir vakarı vardır.
Karın altından aceleyle değil, mücadele ederek çıkar.
Tıpkı bu şehrin insanı gibi…

Ve belki de bu yüzden, Hıdırellez’in en güzel hikâyesi burada yazılır:
Kışa rağmen umut etmekte.

Yazımızı da, Palandöken’in eteklerinden süzülen o sessiz şiirle bitirelim:

Palandöken’in Beyaz Dervişi

Gökten inen gümüş bir mızrak gibi,
Saplanır bağrına kışın sızısı.
Palandöken saklar, bir sırdaş gibi,
Karın altında yatan o ak yazıyı.

Vakti gelince rüzgar bir türküye başlar,
Kayalar yumuşar, dile gelir taşlar.
Zemheri pusunu dağıtırken yavaşça,
Kaldırır başını o mağrur bakışlar.

Kardelendir bu; toprağın nazlı direnişi,
Ne güneşin vaadi, ne baharın işi...
Kendi buzunu kendi koruyla eritir,
Erzurum’un dadaş yürekli en beyaz dervişi.

Boynu büküktür ama sanma ki kederden,
Yükü ağırdır, geçer yedi kat yerlerden.
Fırtına dursa da, rüzgar fısıldar adını;
Zirvelerin sessiz yeminidir, süzülen göklerden.

Ne atlas isterdi, ne bahçenin övgüsünü,
Karla mühürlenmiş dağların görgüsünü…
Sessizliğinde saklar asırlık sabrı,
Ayaza öğretmiştir dik değil mağrur bakışı

Bir secde vakti gibi iner akşam dağlara,
Mor gölgeler vururken suskun kayalara.
Üşümeden zamana; Kardelen yine çıkar,
Çünkü kökü bağlıdır sabreden diyarlara.

Ne şöhret bilir o, ne alkışın sesini,
Tipinin ortasında bulur kendi nefesini.
Sessizce kaderini, kar üstünde açarken
Dağlara yazmaktadır toprağın çilesini.

Ve her bahar sanırlar güneş uyandırdı onu…
Oysa kardelen;
Kışı yenerek açtı yolunu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Kotan Arşivi

BATI DOLMADAN DOĞU DOYURULMALIDIR

26 Nisan 2026 Pazar 11:13

ZAMANIN MEZUNİYET TÖRENİ

15 Mart 2026 Pazar 10:50