ÖZGÜRLÜK MÜ, BAŞIBOŞLUK MU?

Bir gazeteci olarak yıllardır yazıp çiziyoruz.
“Televizyon kanallarını denetimde tutun, kontrol altında olsun” diyoruz.

Ama dönüp baktığımızda manzara ortada.
Televizyonu açıyorsunuz…

Ne ararsanız var.

Ahlaka mugayir diziler…
Mafyanın cilalanmış, adeta özendirilen hayatları…
Gündüz kuşağında akıl almaz ilişkilerin, mahremiyetin hiçe sayıldığı programlar…

Topluma ne veriyoruz diye soran yok.
Ama işin garip tarafı, bütün bunların adı “özgürlük”, “demokrasi” oluyor.

Şimdi durup sormak lazım:
Özgürlük dediğimiz şey gerçekten bu mu?

*

Aynı toplumda bir de eğitime bakalım.

Okulda öğretmen bir öğrenciye en ufak bir uyarıda bulunsa kıyamet kopuyor.
Veli kapıda…
“Benim çocuğuma böyle davranamazsınız!”

Sanki öğretmen keyfinden bağırıyor.
Sanki öğretmen, sebepsiz yere çocuğa kızıyor.

Hiçbir öğretmen durup dururken öğrencisine sert davranmaz.
Ama artık kimse bunu araştırmıyor, sorgulamıyor.
Çünkü herkesin çocuğu “melek”…

Ailelerin gözünde çocuklar hatasız, kusursuz.
Ama gerçek hayat öyle değil.

*

Eğitim dediğimiz şey sadece okulda başlamaz.
Asıl eğitim ailede başlar.

Ama ne hikmetse son yıllarda bu temel tamamen sarsıldı.

Çocuk ne isterse yapılıyor.
Ne söylerse kabul ediliyor.
Sınır yok… “Hayır” yok…

Sonra da ortaya çıkan tabloya şaşırıyoruz.

Şımarık, sorumluluk bilmeyen, sınır tanımayan bir nesil…

Aile, okul ve öğretmen üçgeni artık yok denecek kadar zayıf.

Eskiden öğretmen bir uyarı yapsa çocuk bunu eve götürmeye çekinirdi.
Çünkü evde de aynı disiplin anlayışı vardı.

Bugün ise durum tersine döndü.
Öğretmen kendini savunmak zorunda, veli ise sorgulamadan çocuğun yanında.

*

Bir de işin içine sosyal medya girdi.

Kontrolsüz, sınırsız, denetimsiz bir alan…

Her türlü içerik elinizin altında.
Ahlaki sınırların zorlandığı, hatta ortadan kalktığı bir dünya…

Çocuk da orada, genç de orada.

Kim yönlendiriyor?
Kim denetliyor?

Kimse…

Sonra dönüp yaşananlara bakıyoruz:
Okul baskınları…
Öğrenciler arasında şiddet…
Öğretmene el kaldırma…

Ve hep aynı soruyu soruyoruz:
“Bu hale nasıl geldik?”

*

Aslında cevap zor değil.
Ama görmek istemiyoruz.

Toplum olarak dengeyi kaybettik.
Özgürlük ile başıboşluğu birbirine karıştırdık.

Disiplini baskı zannettik.
Sınır koymayı sevgisizlik sandık.

Oysa gerçek tam tersidir.
Sınır, çocuğu korur.
Disiplin, insanı hayata hazırlar.

*

Bu bozulan düzen nasıl düzelir?

Kolay değil…
Ama bir yerden başlamak gerekiyor.

Televizyonlar denetlenmeden olmaz.
Sosyal medya kontrolsüz bırakılarak bu iş çözülmez.

Ve en önemlisi…
Aile yeniden sorumluluğunu hatırlamak zorunda.

Belki de işe gerçekten baştan başlamak gerekiyor.
Yani denetimden…

Yani Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndan.

Ama sadece kurumlarla da olmaz.
Toplumun kendisi değişmeden, hiçbir şey değişmez.

*

Bugün çocukları konuşuyoruz.
Ama aslında geleceğimizi konuşuyoruz.

Ve görünen o ki…
Eğer bu gidişata dur demezsek, yarın konuşacak çok daha ağır meselelerimiz olacak.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Köşe Yazıları