SEN MİSİN AYNAYA BAKIP YAZI YAZAN

Selamımız dudak ucundadır bizim. Dilimizi yüreğimizin ritmine bağlayıp, şöyle zikrullah sedasıyla bir kere bile “Selamünaleyküm” dememişizdir!

Elimizi, vites değiştirir gibi mekanik bir şekilde uzatırız tokalaşmak istediğimizde. Şefkat, parmak ucumuzla bir türlü ünsiyet peyda edememiştir. Dokunuşumuz metal para soğukluğundadır.

Hâl hatır soruşumuz “tenezzülen”dir.

Ayda yılda bir dilenci avucuna para koyacak olsak, burun atığımızı lavaboya sümkürmekten farksızdır.

Ömrümüzde bir kez aç bir güvercine yem atmamış, susuz bir köpeğe su vermemiş, üşüyen bir kediyi ısıtmamışızdır.

Yağmurda ıslanan bir yaşlıyı, tipide üşüyen bir öğrenciyi otomobilimize buyur etmemişizdir. Otostop için işaret eden birini gördüğümüzde, ayağımızla frenin buluşması en doğal refleksimizdir. Amel defterimizde yoldan bir taş kaldırmak, yere atılan çöpleri toplamak gibi sevap kaydına rastlanmaz.

Bir yetim başı okşamak kısmet olmamıştır. Radyodan kan anonsu duymaya görelim, dalgayı değiştirmek saniye sürmez.

Ramazan soframızla fakir fukara arasına aşılmaz surlar örmekte mahirizdir. Özel yaptırdığımız çifte yumurtalı pideyi, yumurtalı kıymaya daldırdığımızda “Ah, kuru ekmek bulamayanlar” diye dertlenmek aklımızın ucundan bile geçmez.

Azametle ayak bastığımız şu fani dünya toprağı ile “öteki taraf” arasında iki santimlik mesafe olduğunu tefekkür gibi fantazilerimiz yoktur.

Omuzumuzda günah ve sevapları kaydeden meleklere inanmışızdır belki; ama kendi meleklerimizin “okuma yazma bilmeyenlerden” seçildiğine dair bir zanna sahibizdir!

“Ölüm elbette var ama benim dışımdakilere” şeklindedir fiilî fanilik kanaatimiz.

“Mahkeme-i Kübrâ” için “ceza-i ehliyetimiz yok” şeklinde rapor almış sanıkların rahatlığı vardır üzerimizde.

“Etme bulma dünyası” sözünü işittiğimizde, “Evet, ben ederim sen bulursun” diye pişkin pişkin sırıtır, rahatlarız!

Haram-helal bahsini hiç eksik etmeyiz dilimizden; lakin haramsız, hilesiz, hurdasız lokma ile doymuyor karnımız, neyleyelim.

Boğazımıza nanoteknolojik arıtma santralleri kurdurmuş gibiyiz. Haram olarak girer lokma ağza, mideye indiğinde kırklanmış durumdadır!

Harama uçkur çözmemiz söz konusu değildir; çünkü uçkurlu elbise giymeyerek aşıyoruz bu sorunu. Ulu dedelerimizin “kadı hüccet ile yiyor rüşveti” babından kolaylaştırıcı yöntemleri tevarüs ettiğimizden, bu konuda da müşkülatımız yoktur çok şükür. Gerçi haram lokma ile harami evlatlar büyütmek vebali altındayız; lakin bu kadar kusur kadı kızında da bulunur, değil mi?

Secdeye baş koyuşumuz şekilseldir; seccademiz yeşil dolar, tespihimiz sayması tarifsiz lezzetli çil çil altınlardır!

Sana kim dedi aynaya bak, yazı yaz diye! İşte böyle… Gördüğün kendin, yazdığın kendin!

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Köşe Yazıları