AKIL, İMAN ve HAYA: BİRBİRİNDEN KOPARSA İNSAN EKSİLİR
Günümüzde sıkça karşılaştığımız bir durum var: Akıl ile iman karşı karşıya getiriliyor, ahlak ise bu ikisinden bağımsız bir alanmış gibi ele alınıyor. Oysa İslam düşüncesi, insanı böyle parçalı bir varlık olarak görmez. Akıl, iman ve haya; birbirini tamamlayan, biri olmadan diğerinin eksik kaldığı bir bütündür.
İslam’a göre iman, aklı devre dışı bırakan bir inanış değildir. Aksine iman, düşünerek, sorgulayarak ve anlayarak yönelmeyi esas alır. Kur’an’da defalarca “düşünmez misiniz?” diye sorulması bunun en açık göstergesidir. Akıl, insanı insan yapan en temel özelliktir. Bu özelliği yok sayan bir iman anlayışı, zamanla alışkanlığa ve şekilciliğe dönüşür. Düşünmeyen, derinleşmeyen bir inanç ise insanı geliştirmek yerine onu zayıflatır.
İman, yalnızca kalpte kalan bir kabul değildir; insanın hayatına yön veren bir bilinçtir. Kişi, Allah’ın her an kendisini gördüğünü ve yaptıklarından sorumlu olduğunu idrak ettiğinde, davranışlarına da çeki düzen verir. İşte haya tam olarak burada ortaya çıkar. Haya, başkaları gördüğü için değil; doğru olanı yapmak gerektiği için yanlışlardan uzak durmaktır. Kimsenin olmadığı yerde bile ölçüyü koruyabilme hassasiyetidir.
Haya, imanın hayata yansıyan yüzüdür. Bir insanın imanının güçlü olup olmadığı, yalnızca söyledikleriyle değil; davranışlarıyla, üslubuyla ve başkalarına karşı tutumuyla anlaşılır. Merhamet, adalet, ölçülülük ve edep gibi değerler, hayanın farklı görünümleridir. Hayanın zayıfladığı bir ortamda, inanç iddiaları da anlamını yitirir. Çünkü utanma duygusunu kaybeden bir kalpte, ahlaki sorumluluk da giderek silikleşir.
Bugün toplumda yaşanan birçok ahlaki problemin temelinde, bu bağın kopması yatıyor. Akıl, değerlerden uzaklaştığında sadece bir araç hâline geliyor; iman, akıldan koparıldığında katı ve sorgulamaya kapalı bir anlayışa dönüşüyor; haya ise imandan ayrıldığında ya baskıcı bir kurala indirgeniyor ya da tamamen gereksiz görülüyor. Oysa sağlıklı bir toplum; düşünen, inanan ve ahlaklı bireylerle ayakta durur.
Sonuç olarak akıl, iman ve haya; birbirinden ayrı düşünülemez. Akıl, imanın kapısını açar; iman, hayayı besler; haya ise imanın ahlaki ölçüsünü ortaya koyar. Bu denge bozulduğunda insan da toplum da eksilir. Bu denge korunduğunda ise inanç, hayatı güzelleştiren; ahlak, insanı yücelten bir değere dönüşür.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.