Hepimiz Çok Meşgulüz, Hiçbir Şeyle
Ülkece yoğunuz. O kadar yoğunuz ki neye yetişemediğimizi bile hatırlayacak vaktimiz yok. Herkesin ağzında aynı cümle:
“Çok yoğunum.”
Ne yaptığımız sorulunca cevap net değil. Ama yoğunuz. Kesin.
Sabah uyanıyoruz, telefona bakıyoruz. Gündem yine dolu. Ekonomi konuşuluyor, siyaset tartışılıyor, bir yerde biri yine “çok sert açıklama” yapmış. Sert açıklamalar ülkesi olduk. Yumuşak olan tek şey vicdanımız; o da eriyip duruyor.
Herkes her konuda kesin emin. Sosyal medyada bir paylaşım görüp üç saniyede fikir sahibi oluyoruz. Uzmanlık süremiz: Bir story kadar. Ekonomi profesörü, dış politika analisti, ilişki terapisti… Hepsi içimizde. Ama konu kendimize gelince sus pus. “Ben ne istiyorum?” sorusu fazla kişisel, fazla derin. Gündeme uygun değil.
Bir de sürekli bir yerlere yetişme hâlimiz var. Hayata, zamana, başkalarına… Ama kendimize bir türlü yetişemiyoruz. Kendimiz hep geriden geliyor. “Sonra konuşuruz” dediğimiz duygular var mesela. Bir bakmışız, küsmüş gitmişler.
Tasarruf çağındayız ama en çok harcadığımız şey umut. Üstelik hiç düşünmeden. “Bir şey değişmez” diyoruz, atıyoruz çöpe. Oysa elektrikten, sudan kısmaya çalışırken geleceği açık bırakıyoruz muslukta. Sonra faturaya şaşırıyoruz.
İlişkiler desen, tam bir açık oturum. Herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor. Dinliyormuş gibi yapıyoruz, o ayrı. Karşımızdaki anlatırken kafadan cevap hazırlıyoruz. Çünkü haklı çıkmak, anlamaktan daha önemli. Haklıyız ama yalnızız. O da bir başarı.
Birbirimize sürekli “pozitif ol” diyoruz. Sanki negatif hissetmek yasaklanmış. Üzgünsen ayıp, yorgunsan şımarıklık. Oysa insan dediğin biraz da dağınıklık. Her gün motive olsak zaten robot olurduk. Üstelik çok sıkıcı robotlar.
En komiği de şu: Her şeyden şikâyet ediyoruz ama değişimden de korkuyoruz. Düzen bozulmasın istiyoruz, ama bu düzenden de memnun değiliz. Hem yağmur yağmasın istiyoruz hem de barajlar dolsun. Hayatla pazarlık ediyoruz ama şartları okumuyoruz.
Hayat arada bir durdurup soruyor aslında:
“Bu mu gerçekten?”
Biz hemen geçiştiriyoruz. “Şimdi sırası değil.” Hayat da not alıyor. Sonra daha yüksek sesle soruyor. Bazen hastalıkla, bazen kayıpla, bazen yalnızlıkla. Çünkü bazı dersler fısıltıyla öğretilmiyor.
Belki de bu kadar gürültünün içinde biraz susmak gerekiyor. Daha az konuşup biraz daha düşünmek. Daha az bilmişlik, biraz daha merak. Her şeye yorum yapmasak da olur. Bazen sadece hissetmek yeterli.
Çünkü hayat bize şunu öğretmeye çalışıyor ama biz kopya çekiyoruz:
Değişmeyen tek şey değişim.
Ve en zor değişen şey de insanın kendisi.
Ama imkânsız değil. Sadece cesaret istiyor. Biraz da dürüstlük. Kendimize karşı.
Geri kalan her şey zaten gündem.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.