O, BABA NASİHATİ TUTMUŞ BİR ERZURUMLU..
Bazı insanlar yabancı değildir.
İlk kez karşılaşsanız bile bilirsiniz; çünkü bir şehri, bir kültürü, bir ahlâkı sırtlarında taşırlar.
Nihat Kılıçoğulları da onlardan biri.
Onu sosyal medyada gördüğüm her karede Erzurum vardı. Ama bu, yalnızca bir şehir değildi. Taşında sabır, sokağında vakar, insanında edep taşıyan bir Erzurum’du bu. Onun objektifinden süzülen her fotoğraf, şehrin görsel hafızasına düşülmüş bir not gibiydi.
Bugün biri Erzurum’u merak etse, bir arşiv karıştırsak; mutlaka Nihat Kılıçoğulları’nın kadrajına uğrarız. Çünkü o, Erzurum’un sadece fotoğrafını çekmiyor; hafızasını tutuyor. Sisli sabahları, sert kışları, yorgun ama onurlu yüzleri… Kısacası bu şehrin susarak anlattıklarını kayda alıyor.
Mesleğine duyduğu sevda başlı başına saygı uyandırıcı. Ama asıl mesele, mesleğin arkasındaki duruş. Erzurum’a olan bağlılığı bir aidiyet meselesi değil; bir vefa hâli. İçinde Erzurum geçen her işte, her etkinlikte, Erzurumlu’nun yanında olmayı bir görev bilmesi de bundan.
Yüz yüze tanışmamız bir sergi vesilesiyle oldu. Acizane ebru sanatıyla meşgul olduğum, Erzurumlu Hattatlarla birlikte açtığımız, Oltu taşıyla yapılan ebru eserlerinin ilk kez görücüye çıktığı Çifte Minareli Medrese ‘de serginin ilk günü telefonum çaldı.
“Hocam, ben Nihat Kılıçoğulları. Sergide Oltu taşıyla yapılmış eserler dikkatimi çekti. Bir röportaj yapabilir miyiz?”
Bu cümlede hem meslek ahlâkı hem de ince bir dikkat vardı. Geldi, tanıştık, konuştuk. O günden sonra yollarımız zaman zaman kesişti. Kültür Yolu Festivali’nde çocuklara verdiğimiz eğitimi de yine objektifiyle Türkiye’ye duyurmuştu. Sessizce, gösterişsizce… Tıpkı Erzurum gibi.
Aslında bütün bu anlatının merkezinde bir insan duruyor. İçimizden çıkmış, bu toprakların terbiyesiyle yoğrulmuş bir adam. Kitap Fuarı’nda bir söyleşisi olduğunu gördüğümde, “Ne olursa olsun burada olmalıyım” dedim. Çünkü vefa da adamlığın bir parçasıdır.
Söyleşide anlattıkları tanıdıktı: Zorluklarla büyüyen, okuyarak yol açan, fedakârlıkla ayakta duran klasik bir Anadolu hikâyesi…
Ama bir cümle vardı ki, sanki Erzurum’un bacalarından tüten dumanla birlikte şehrin üstüne yayılıyordu. Babasının nasihatini aktardı:
“Çocuklar, çok büyük adam olmanıza gerek yok; adam olun yeter.”
Anadolu irfanı işte tam da budur. Büyük laflar etmez, nutuk atmaz. Ama bir cümleyle insanın omzuna ömürlük bir sorumluluk bırakır.
Adam olmak…
Makamdan, şöhretten, alkıştan önce gelen bir hâl. İşini hakkıyla yapmak, durduğun yeri bilmek, insan kalabilmek. Nihat Kılıçoğulları’ nın hayatında ve işinde bu cümlenin izini görmek mümkün.
Bugün çektiği her fotoğraf, aslında bu nasihatin sessiz bir tercümesi gibi. Abartısız, samimi, sahici… Erzurum’un görsel hafızasını tutarken, aynı zamanda bu şehrin ahlâkını da kayıt altına alıyor.
Buradan tanımaktan büyük onur duyduğum Nihat kardeşimize, daha nice Erzurum fotoğrafları çekebilmesini diliyorum. İyi ki varsın, Nihat Kılıçoğulları.
Ve duyduğuma göre, fotoğrafçılığa dair birikimini bu alana gönül vermiş gençlerle paylaşmak için de kolları sıvamış,
8 şubatta başlayacak bir eğitim süreci başlatıyormuş. Detayları kendi sayfasından öğrenebilirsiniz.
Anadolu irfanı böyle bir şeydir işte; bildiğini saklamaz, paylaşır.
Vakti ve fotoğrafçılığa merakı olanlar, bu hoş sedadan mutlaka nasiplensin derim.
Evet Baba nasihatinde dendiği gibi;
Çok büyük adam olmaya lüzum yok,
Adam olalım yeter..


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.