AYNI KIBLE, AYRI SAFLAR

Gazze yanıyor…
İran ile İsrail arasında tansiyon her geçen gün biraz daha yükseliyor…
Amerika ise bu tablonun tam ortasında ağırlığını hissettiriyor.

Ve insan ister istemez dönüp aynı soruyu soruyor:

Aynı kıbleye dönen yüzler, neden farklı cephelerde duruyor?

*

Bugün adına ‘İslam dünyası’ dediğimiz coğrafya, aslında yeryüzünün en zengin havzalarından biri.
Petrol var…
Doğalgaz var…
Stratejik madenler var…

Ama sokaktaki insanın cebine baktığınızda tablo bambaşka,
Toprak zengin, insan yoksul.

Bu çelişkiyi sadece dış güçlere bağlamak kolay bir kaçış olur.
Ama her şeyi içe yıkmak da eksik bir okuma.
Gerçek şu ki, bu dağınıklık hem dış müdahalelerin hem de içerideki zaafların ortak ürünüdür.

*

Önce haritaya bakmak gerekiyor.
Ortadoğu’nun sınırları tabii değil, tarihi değil…
Büyük ölçüde masa başında çizilmiş.

Bir asır önce cetvelle çekilen çizgiler,
Aynı dili konuşanları ayırdı,
Aynı inancı paylaşanları rakip devletlere dönüştürdü.

Böyle bir zeminde birlik kurmak zaten baştan zorlaştırıldı.

*

Ama mesele sadece sınırlar değil.
Asıl kırılma zihinlerde yaşandı.

Mezhepler…
Cemaatler…
Tarikatlar…

Aslında bir zenginlik olması gereken bu farklılıklar, zamanla ayrışmanın duvarlarına dönüştü.
İnanç ortak kaldı ama yorumlar kavga sebebi oldu.

Birbirini anlamak yerine yaftalayan,
Yakınlaşmak yerine mesafe koyan bir dil hakim oldu.

*

Kur’an açık söylüyor: ‘Müminler kardeştir’

Ama bugün o kardeşlik çoğu zaman siyasetin gölgesinde kalıyor.
Devletler güç hesabı yapıyor,
Mezhepler siyasal araç haline geliyor,
Cemaatler ise bazen dayanışma değil rekabet üretiyor.

Sonuç net:
İslam dünyası dışarıdan bölünmekten çok içeriden parçalanıyor.

*

Bir diğer mesele de kaynak yönetimi.
Zenginlik var ama adalet yok.

Petrol kuyuları dolu,
Ama toplumların cebinde bereket yok.

Çünkü mesele sadece üretmek değil,
Adil paylaşabilmek.

Hukukun zayıf olduğu, kurumların işlemediği yerde servet hep dar bir çevrede toplanır.
Geriye ise yoksulluk ve kırılgan toplumlar kalır.

*

Ve belki en acı gerçek:
Bu coğrafya bazen kendi kendini tüketiyor.

Bölgesel rekabetler,
Mezhep gerilimleri,
Bitmeyen siyasi ihtiraslar…

Ortak aklı zayıflatıyor, ortak zemini yok ediyor.
“Birbirinin kuyusunu kazmak” deyimi, tam da bugünü anlatıyor.

*

Oysa tarih başka bir şey söylüyor.
Müslümanlar birlikte hareket ettiğinde sadece savaş meydanlarında değil,
Bilimde, kültürde ve medeniyette de zirveye çıkmış.

Endülüs’ten Bağdat’a,
Semerkant’tan İstanbul’a uzanan o büyük yürüyüş,
farklılıkların çatışma değil zenginlik sayıldığı zamanların eseriydi.

*

Bugün ise dünya yeni bir denge kuruyor.
Ve şu gerçek değişmiyor:
Parçalı kalan hiçbir coğrafya güçlü kalamaz.

Gazze’de akan kan,
İran-İsrail hattında yükselen gerilim,
Bize tek bir gerçeği hatırlatıyor:

Birlik yoksa güç yok…
Güç yoksa adalet yok.

*

Belki artık soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı:

Aynı kıbleye dönen bir ümmet, neden hala aynı safta buluşamıyor?

Bu soruya samimi bir cevap verilmedikçe,
Bu coğrafyada barış hep ertelenen bir ihtimal olarak kalacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Esat Bindesen Arşivi

İNSANA ADANMIŞ BİR ÖMÜR

14 Mart 2026 Cumartesi 11:21

ÖĞRETMEN BAŞ TACIDIR, NOKTA.

08 Mart 2026 Pazar 12:25

ERZURUM’UN KAHVESİNDEN DÜNYAYA BAKMAK

02 Mart 2026 Pazartesi 21:42

BU HİZMETE YENİ BİR BİNA YAKIŞIR

22 Şubat 2026 Pazar 10:54

NEREYE GİDİYORUZ ALLAH AŞKINA?

25 Ocak 2026 Pazar 11:32

DOĞALGAZ CEP YAKIYOR

18 Ocak 2026 Pazar 12:04

VALİ MUSTAFA ÇİFTÇİ

13 Ocak 2026 Salı 10:50