Selman Soğukpınar

Selman Soğukpınar

BİZ MUSA DEĞİLİZ, BU DENİZ BİZİ YUTAR.

Ülkemizde garip bir alışkanlık var: Asıl meseleye dokunmamak için etrafında dolaşmak, faili görmezden gelip sonucu kutsamak. Göz göre göre ve gözümüzün içine bakıla bakıla yapılan hatayı yok sayıp, doğurduğu bir başka neticeyi överek meşrulaştırmak.
Hâlbuki bir yanlış var ortada. Büyük, bariz, inkâr edilemez bir yanlış. Ama nedense kimse o yanlışla ve yanlışın failiyle yüzleşmiyor. Bunun yerine, o yanlışın kırıntıları cilalanıyor, parlatılıyor, “bak bundan da bir hayır çıktı” denilerek sunuluyor ve alkışlanıyor.
Hâlbuki mesele, bir şerrin neticesinde hayır çıkması değil; o hayrın neden bu kadar pahalıya mal olduğu ve bu noktaya gelen yolu teşkil eden umursamazlık taşlarının neden ve nasıl döşendiğidir.

Şu bir gerçek ki, herkesin bir başkasını sorumlu tuttuğu bu büyük meseleyi bertaraf etmek için, önce toplum ve birey olarak herkes üzerine düşeni yapmalı kendi kapısının önünü temizlemelidir.
Çünkü sağlıklı bir toplumun temelini teşkil eden sağlıklı bireyler ancak ve ancak Allah’a boyun eğip emirlerine göre yaşamaya çalışan ve evlatlarını da bu doğrultuda yetiştiren ailelerle mümkündür.
Peygamber efendimiz (s.a.v) "Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyurmuş, bu da ahlakın ne denli önemli ve öncelikli olduğunu tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Rabbimiz, “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” Ayeti kerimesiyle evlat yetiştirme konusunda ailenin sorumluluğunu net bir şekilde insanoğluna bildirmiştir.
Dolayısıyla, ahlak merdiveninin ilk basamağı aileden başlar.
Bir anne baba, evladının düzgün yetişmesi konusunda başarısız olmuşsa, bunun sorumlusu ve suçlusu, ne öğretmendir, ne okuldur, ne de toplumdur.
Hatayı yok sayıp, doğurduğu bir başka neticeyi överek meşrulaştırmak demiştik ya, bir proje düşünün: Plansız, hesapsız, kibirle başlatılmış. Neticesinde doğa tahrip edilmiş, kaynaklar israf edilmiş, insanlar mağdur edilmiş. Sonunda çıkılıp algıyı yönetmek için “ama istihdam sağlandı” denmesi ile ehil olmayan birinin bir makama getirilmesi neticesinde sistemin zarar görmüş, adalet duygusunun incinmiş olması ve yine çıkılarak “ama iyi niyetli” denilerek üstü örtülmesi aynı yanlışın farklı tezahürüdür. Çünkü niyet konuşmak, ehliyeti ve sorumluluğu konuşmaktan daha konforludur.
Bu yaklaşım siyasette, medyada, iş hayatında, gündelik ilişkilerimizde, kısacası hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor. Yanlış yapan “bizdense”, hatası törpülenir, mazeret üretilir. Ama o hatanın doğurduğu küçük bir fayda varsa, işte orada davullar zurnalar çalar. Eleştiri, kaynağına değil; sonucu yeterince alkışlamayana yönelir.
Oysa bir toplum, yanlışın üzerini örterek değil; onunla yüzleşerek güçlenir. Hatalar görmezden gelinerek değil, hatalardan ders çıkarılarak ilerler. Sonucu yüceltmek, sebebi aklamaz. Hatta çoğu zaman daha büyük yanlışların önünü açar. Çünkü mesaj nettir: “Hatan ne olursa olsun, illaki bir mazeretin olsun.”
Toplumumuzun bu noktaya gelmesindeki yola döşeli taşları ele alalım. Günümüzde dizi filmlerde sigara ve içkinin buzlanmasına karşılık silahların alabildiğince özendiriliyor, yetmiyor kumarı, şiddeti ve ahlaksızlığı özendiren bu dizilere ödüller veriliyor şaşalı törenlerle.
Bütün ahlaki değerlerin ayaklar altına alındığı, aile, mahremiyet, sadakat ve ahlakın adeta lime lime edildiği gündüz kuşağı kadın programları, ailenin ve dolayısıyla toplumun dibine döşenmiş dinamitten farksızdır.
Dizlerde ki mafya babaları, allanıp pullanıp, bir kahraman, bir hayırsever, adalet savaşçısı gibi servis ediliyor çocuklarımıza.
Öğrencisine “yavrum saçlarını biraz düzelt burası okul” diyen öğretmen ertesi günü CİMER'e şikayet edilmiş ve savunma yazarken buluyor kendini. Bununla da yetinilmiyor, veli okula kadar gelip öğretmene yumruk savuruyor, gün geliyor tehdit, gün geliyor kurşun yağdırıyor.
Sağlık çalışanlarımızın, “biraz bekleyin” dediği hasta yakınları tarafından bazen itibarı, bazen sağlığı ve hatta maalesef canı alınıyor elinden.
Aileler, çocukların ve gençlerin istikbalini sınavlardan ve akademik başarılardan ibaret sandıkları için, bütün gayretlerini, imkanlarını ve evlatlarının vaktini bu doğrultuda harcıyor, harcattırıyor. Dolayısıyla çocuklarının başını okşamaya, sarılmaya, hatırlarını sormaya ne vakitleri kalıyor ne de mecalleri. Tüm bunların sonucunda kağıt üstünde başarılı, ama manevi yönden aç bırakılmasıyla insani değerlerden yoksun, saldırgan ve duygusuz bir nesille, kötülük iyiliğe açık ara galip geliyor. Bir kötü yetiyor, onlarca iyiyi yok etmeye, tıpkı Kahramanmaraş ve Urfa’daki saldırılarla bizlere hatırlatılan bu acı gerçek gibi: “Şehri imâr ederken nesli ihyâ etmeyi ihmal ederseniz, ihmâl ettiğiniz nesil imâr ettiğiniz şehri tahrip eder.”
Şimdi millet olarak gelin daha aydınlık bir gelecek için, cesur olup, her birimiz elimizi taşın altına koyalım. Gözümüzü kaçırmadan bakalım acı gerçeklere, ders çıkaralım, adım atalım, sorumluluk alalım.
Evlatlarımızı sosyal medya, sanal medya ya da her ne adla anılıyorsa bu tehditten korumak için gerekli tedbirleri almaya önce ailemizden başlayalım. Sonra yetkililerin gerekli tedbirleri almalarını sağlayalım.
Çünkü hakikat, eninde sonunda kutsanan sonuçların arasından değil; cesaretle söylenen sözlerin içinden çıkar.
Unutmayalım Biz bir Musa değiliz, tedbir alınmaz ise inanın bu deniz bizi yutar, bu su hepimizi boğar.
SON SÖZ: HAKİKAT; CESARETLE ALINAN TEDBİRLERDE VE SÖYLENEN SÖZLERDE GİZLİDİR.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Selman Soğukpınar Arşivi

GAZETECİ-YAZAR SOĞUKPINAR’dan

19 Nisan 2025 Cumartesi 00:17

BAŞIMIZIN TACI ANNELER

12 Mayıs 2024 Pazar 10:15

MUHSİN’CE BİR DURUŞ

29 Mart 2024 Cuma 10:05

ÖZLEDİK KOCA REİS

24 Mart 2024 Pazar 22:11

SİYASİ FIRILDAKLAR

24 Ocak 2024 Çarşamba 11:04

EY İNSANOĞLU! KENDİNE GEL.

11 Ağustos 2021 Çarşamba 11:44