Vahdet Nafiz Aksu

Vahdet Nafiz Aksu

YOLSUZLUĞU ÖNLEMEK İÇİN İŞİ BAŞTAN SIKI TUTMAK GEREK

Yıllar önce, çok kıymet verdiğim bir dostumun davetine icabet ederek villasına akşam yemeğine gitmiştim. Villa dediysem, gerçekten zevkle döşenmiş, ihtişamlı bir bahçenin içinde, mimarisiyle dikkat çeken bir keşaneydi. Kapıyı açar açmaz çiçeklerin, güllerin güzelliği göz kamaştırıyor, deniz manzarası insanı büyülüyordu.

Fakat bahçede dolaşırken burnuma çok rahatsız edici, keskin bir lağım kokusu geldi. Bu görkemli manzarayı gölgeleyen kokunun sebebini sordum. Dostum mahcup bir edayla, "Sorma birader" dedi, "Yakınlardaki kanalizasyon borusunda arıza oluşmuş. Lağım patlayıp etrafa yayılmış. Her ne kadar ortadaki pislikleri kaldırdılarsa da geriye bu rahatsız edici koku kaldı."

Bugünlerde yolsuzluk haberleriyle yatıp kalkıyoruz. Ortaya çıkan hırsızlıkların, gizli kalanların yanında cüzi kaldığına dair yaygın bir kannat var. Devletin kör kuruşu nerede ve kimler tarafından ziyan edilmişse hesabının sorulması devlet olmanın gereğidir. İşin ucu nereye, kime varırsa varsın. Elbette kesin karar verilmeden, masumiyet karinesini çiğneyerek kimseyi peşinen suçlayacak değiliz. Kurunun yanında yaş da yanmasın, elbette masumların ahı alınmasın. Ama bazı vakalar ve birinci ağızdan itiraflar var ki; süslü püslü belediye binalarında, görkemli koltuklarında şehirleri idare eden kişilerin nasıl pisliklere bulaştıklarını hayret ve ibretle izliyoruz. İşte bunları gördükçe, yıllar önce yaşadığım o olayı hatırlıyorum. Dışarıdan bakılınca mükemmel görünen birçok yapının içinde ne kadar kirli işlerin döndüğünü hayretle müşahede ediyor ve üzülüyoruz.

Göze azametli, şanlı şöhretli görünen, önemli görevlerde yetki kullanan bazı yöneticilerin aslında bu güzel kıyafetlerin ardında ne kadar cahil, kifayetsiz, hak hukuk çiğnemeye meyyal, kul hakkına tecavüze eğilimli kişiler olduğunu gördüğümde, tarihi bir latife aklıma geliyor. Size de anlatayım:

Nüktedanlığıyla ünlü devlet adamımız Fuat Paşa, resmi bir görevle Rusya’ya gittiğinde onu çok güzel bir prensesle tanıştırırlar. Yabancı dile de hakim olan Paşa, prensesle kısa bir sohbetten sonra, bu güzel görünüşün arkasında ne kadar cahil bir kişiliğin gizlendiğini sezer ama belli etmez. Davetten sonra Paşa’ya, "Prensesi nasıl buldunuz?" diye sorarlar. O da hiçbir diplomatik sakıncaya veya nezakete tenezzül etmeden, dobra dobra şu cevabı verir: "İçi sirke dolu, billurdan bir vazo!"

Ben de üst görevlere gelmiş; kılığına, kıyafetine, azametli yürüyüşüne bakıp adam sandığımız nice kişilerin, aslında bu güzel kıyafetlerinin ardında gizli cehaletlerine ve karakter aşınmalarına çok tanık oldum.

Tam da bu noktada, kadim medeniyetimizin satır aralarından not ettiğim ve bir yazımda sizinle paylaştığım çok güçlü bir kavramı hatırladım: Fasık-ı mahrum... Birçok insanın içinde günah ve suç işlemeye dair güçlü eğilimler mevcut olabiliyor. Ancak bu insanlar o suçu işleyecek makama, mevkiye, bütçeye ve güce sahip olmadıkları için zorunlu bir dürüstlük hali içinde yaşayıp gidiyorlar. Çevresindekiler de onları halim selim, doğru düzgün insanlar sanıyor. Ama gün gelip fırsat buldular mı, altlarına bir koltuk, ellerine bir mühür verilince o zorunlu dürüstlük zırhı sıyrılıyor ve birdenbire birer hırsızlık, yolsuzluk canavarına dönüşüveriyorlar. Bizim "doğru düzgün" sandığımız kişilerin devlet yetkilerini ellerine geçirdiklerinde, nasıl bir iki yılda sihirli zenginleşme mucizeleri yarattığını gördükçe bu kavramın ne kadar büyük bir hakikat barındırdığını daha iyi anlıyorum. İşte tam da bu yüzden, siyasetçi ve yönetici adaylarını elekten geçirirken Fuat Paşa dikkatiyle ve Müslüman ferasetiyle, derinlerde gizlenmiş bu potansiyel arızaları ortaya çıkarma becerikliliğini gösterebilmeliyiz.

Öte yandan; belediyelerde ve kamu kuruluşlarında ortaya çıkan bu çirkin keyfiliklerin, hırsızlıkların ve yolsuzlukların faillerine, o dirayetsiz ve gevşek yöneticilere bakıp tüm Türk siyasetinin ve kamu yönetiminin temelden arızalı olduğu fikrine kapılmamak gerekir. Ben, %80 hatta %90 oranında dürüst, liyakatli ve becerikli insanların bu devleti ayakta tuttuğuna olan inancımı ve iyimserliğimi muhafaza ediyorum. İşte o %20'lik çürük elmalar, bütün sistemi çürütme tehdidi yaratıyorlar.

O nedenle, daha işin başında; yani kamuya yönetici tayin ederken, siyasi makamlara kişileri seçerken çok titiz davranılması gerektiği üzerinde ısrarla duruyorum. Siyasi parti yönetimlerinin; belediye başkanlığı, milletvekilliği gibi önemli makamlara seçim yapan heyetlerin çok dikkatli olmaları gerektiğine vurgu yapıyorum. Bu bir sistem meselesidir. Seçicilerin dirayetli, becerikli ve kararlı olmaları gerekiyor ki seçecekleri kişileri güzel seçsinler.

Maalesef çok partili hayatın ilk günlerinden bu yana Türk siyaseti negatif bir seleksiyon (tersine seçilim) sarmalı içindedir. Siyasetin ve bürokrasinin eleği, zaman zaman kötüleri iyilerden ayıklamak yerine, iyileri eleyerek kötüleri eleğin üstünde tutuyor. Kamudaki çürümüşlüğün büyük ölçüde sebebi budur. Yoksa Türk milletinin mayası hâlâ sağlamdır; dürüstlük bireylerde tek tek hakimdir. Vicdanı pâk, alnı ak, iyi yetişmiş, iyi eğitim görmüş yüz binlerce insanımız vardır. Bürokrasimizin ve siyasetimizin insan kaynaklarının %80'i iyi vasıflarla donatılmış temiz insanlardır.

Fakat altını çizdiğim gibi bu zengin insan kaynağı yapısından en iyileri seçme becerimizde bir eksiklik, kökten bir başıboşluk ve nemelazımcılık mevcuttur. Şimdiden gerekli düzenlemeleri yapıp sistemsel ayarlamaları bitirerek, önümüzdeki seçimlerde o koltuklara oturtacağımız insanları seçerken işi sıkı tutmalı, kılı kırk yarmalıyız.

Unutmayalım ki; billur vazoların ihtişamına aldanıp içindeki sirkeyi, sirke ne kelime necaseti görmezden gelirsek, fasık-ı mahrumların elinde güç bir silaha dönüşür ve gün gelir o ekşimiş koku bütün ülkeyi sarar. İşi baştan sıkı tutalım ki, ne vazo kırılsın ne de memleket bu ağır kokuya mahkum kalsın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Vahdet Nafiz Aksu Arşivi

BEN BU ÇOCUĞU NASIL OKUTACAĞIM?

26 Nisan 2026 Pazar 15:33

YALNIZ ÇOCUKLAR ORDUSU

19 Nisan 2026 Pazar 10:32

TARLADAN RAFA ERZURUM İMZASI

29 Mart 2026 Pazar 16:24