Fevzi Budak
Erzurum Horasan'dan bir şair Refik Durbaş
1944 yılında Horasan'da doğan toplumcu gerçekçi şiirimizin usta kalemlerinden Refik Durbaş, her ne kadar resmi kayıtlarda doğum yeri olarak Pasinler görünse de, çocukluğunun ilk on yılını ve köklerini doğduğu tarihlerde Pasinlere bağlı Horasan Nahiyesi coğrafyasıyla harmanlamış bir şairdir. Şair Refik Durbaş’ın hayatında ve şiir dünyasında Horasan’ın, özellikle de eski adıyla Sanamer sonraki adıyla Kuşburnu, günümüzdeki adını ise Horasan erenlerinden Haci Ahmet Baba isminden alan Hacı Ahmet Baba köyünün çok derin bir izi vardır.
Refik Durbaş, ailesinin nüfusa bağlı olduğu yerin Pasinler Horasan Nahiyesine bağlı Sanamer köyü olduğunu anlatır. Çocukluğunun ilk yılları bu köyde ve buralarda; kerpiç evlerin, kışın sokaklarda oluşan kar tünellerinin, harman yerlerinin ve Aras Nehri'nin kıyısında geçmiştir. Çocukluk anlatırken Horasan'ı bir "kuşburnu cenneti" olarak anar ve oradaki yoksul ama vakur çocukluk günlerini edebi şiirsel bir dille hafızasına kazır.
"Beyaz Kehribar" Şiiri
Ruslardan kalma ray aralığı 40-60 santimetre olan ve bizlerin de 1963 yılına kadar Erzurum'a gidişte ve gelişte çocukluğumuzda bindiğimiz ve her Horasanlı ve Hasankaleli'den hatırlar taşıyan dekovil Tren Yolculuğu ie Erzurum'a uzanan Durbaş’ın Horasan’dan İzmir’e uzanan o meşhur göç hikâyesi, şiirlerinde Doğu Ekspresi ve kara tren imgesiyle sıkça karşımıza çıkar. Evlendikten sonra tek başına bir kara trene binip tekrar Erzurum yollarına düşmüş ve ünlü "Beyaz Kehribar" şiirini bu yolculukta yazmıştır. O şiirde Horasan ve o meşhur tren yolculuğu şöyle geçer:
"...kanat çırparak süzülüyor başımın üstünden akşam rüzgarı
Avucumun içinde tesbih daneleri, aklımda Horasan'dan
bindiğim tren
Yine daldın diyor usta, gün devrildi kim yontacak bunca
taşı
kuytu bir güz akşamı, kaç yıl önceydi
siperliği erimiş bir kasket, üçüncü mevki bir bavul: tahtadan
yeri yurdu belirsiz bir bilet
yeri yurdu belirsiz bir heyecan
ağır
dört gün dört gece
ağır ağır gidiyor tren, bacımın ağladığını görüyorum yaşmağının
altından
bir beyaz mendil anamın elinde
dört gün dört gece..."
"Ay, buluta girdiğinde ve Aras'ın İzi" Yıllar sonra 2000'li yılların başında çocukluğunun izini sürerek tekrar Horasan’a giden Durbaş, Aras Nehri’nin kenarında, yol üstündeki bir kahvehanede oturup çocukluğunun köylerini Sanamer'i, Kuşburnu'nu aramıştır. Kaleme aldığı yazılarında Horasan'ı adeta kişileştirerek şu duygusal ifadeleri kullanır: "Aras nehrinin izini sürerek Horasan'a yol almaktaydım. Horasan, çocukluğumun kırk yıl öncesinin Horasan'ı... Kırk yıl nasıl toprağın renginde ise şimdi de öyle duruyordu evleri, sokakları ve insanlarıyla... Oysa sen benim Horasan'ım ,çocukluğumdun benim. Horasan'dan ayrılırken bir küçük taş parçası almıştım, çayını içtiğim kahvenin önünden..."
Refik Durbaş, şiir serüvenine İkinci Yeni'nin imgesel diliyle başlamış, zamanla Nazım Hikmet'in etkisiyle toplumcu gerçekçi bir çizgiye kaymıştır. Günlük yaşamı, sıradan insanların gerçeklerini, ezilenleri ve emekçileri yalın, lirik ve çarpıcı bir duyarlıkla işleyen önemli bir Türk şairidir. Şiirlerinde hayatı şairaneliğe kurban etmemiş, aksine şiiri doğrudan hayatın ve sokağın içinde bulmuştur. İlk dönemlerindeki kapalı ve imgeli anlatımı bırakarak, günlük konuşma dilini eski şiir geleneğiyle ustaca harmanlayan duru bir üslup benimsemiştir. Refik Durbaş "isimsizlerin" sesi olmuştur. İşlediği temalar çalışan kesim ve emekçiler: Çıraklar, işçi kızlar, fabrika işçileri. Kent hayatı ve mekanlar, çarşılar, pazar yerleri, çay evleri ve kenar mahalleler. Sosyal adalet ve yaşam mücadelesi.....
Çokça okunan " Çırak Aranıyor" şiiri
Elim sanata düşer usta
Dilim küfre, yüreğim acıya
Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta?
Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta?
Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
. Hasret hep bana
Bana mı düşer usta
© Refik Durbas


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.