YALNIZ ÇOCUKLAR ORDUSU
Beş altı yıl önce bir alışveriş merkezinde eşimle dolaşıyorduk. Önündeki bebek arabasıyla karşıdan gelen genç bir anne dikkatimizi çekti. "Ne güzel, ne tatlı bir bebek" dedim eşime. Aman Allah’ım, bir de ne görelim! İki üç yaşlarındaki yavrucağın minik parmakları bir tableti sıkıca kavramış, bir şeyler izliyor. Annesinin küçük meleği ekran radyasyonundan kurtarma hamleleri, minik çığlıklar karşısında başarısızlıkla sonuçlandı.
Çok yadırgadığımız bu durumun, ilerleyen yıllarda eş dost ailelerde yaygın bir alışkanlık haline gelmesine tanıklık ettik. Sonra Mevlamız bizi dünya tatlısı bir torunla ödüllendirdi. O yadırgadığımız manzaraya maruz kalmamak için gösterdiğimiz çabalar, anne ve babanın da bilinçli duyarlılığı sayesinde başarıya ulaştı sayılır. Dört yaşındaki ciğerparemiz bazen yemekte huysuzlandığında "akıllı telefon" hapına sığındığı oluyormuş annesinin; kuşlar haber verdiğinde canım sıkılıyorsa da "buna da şükür" diyorum!
Bu girizgâh ile sözü nereye getireceğimi anladınız sanırım.
Geçtiğimiz günlerde Kahramanmaraş’ta yüreğimizi ağzımıza getiren o kanlı katliam üzerinde çok yazıldı çizildi. Sosyal, kültürel ve asayiş yönleri didik didik edilen bu müessif olayı aynı açılardan tekrar analiz edecek değilim. Eminim ki devlet gereğini yapacak, okulların güvenliğini tahkim edecektir. Ancak ben burada, milyonlarca gencimizi tehdit eden çok daha derin ve sinsi bir hastalıktan söz etmek istiyorum. Gelin; ağ dünyasının ağına düşmeye hazır, sayıları milyonları bulan öğrencilerimizin oluşturduğu o sessiz "Yalnız Çocuklar Ordusuna" dikkat kesilelim.
Parçalanan Çekirdek Aile
Giderek büyüyen şehirlerin bazıları devasa metropoller haline geldi. Şehirler büyüdükçe aile küçülüyor; yaygın deyimiyle "çekirdek" hale geliyor. Gelin görün ki, son yıllarda atomun parçalanması gibi o çekirdek aile bile parçalanmaya yüz tuttu. Ergen çocuklar arasında aileleriyle yaşamama eğilimi başladı; ya başka kentlerdeki okulları tercih ediyorlar ya da aynı şehir içinde "1+1" evler tutarak bilinçli bir yalnızlığa kaçıyorlar.
Tablo toplumun büyük bir kesiminde bu aşamaya gelmedi, aile yapımız tahripkâr etkenlere rağmen hâlâ çok güçlü şükür. İçimizi rahatlatan bu millî dayanıklılığa rağmen ultra çekirdek ailelerde günlük yaşamın yeterli ebeveyn iletişimine fırsat vermediği gerçeğini de hep göz önünde bulundurmak mecburiyetimiz var.
Ekonomik koşullar anne ve babanın çalışmasını zorunlu kılıyor; sabah erkenden ailenin tüm fertleri arılar ve karıncalar gibi işe veya okula koşuyor. Akşam buluşmaları ise o eski şefkatli muhabbet ortamını tesise yetmiyor. Ayaküstü atıştırmalarla karınlar doyuruluyor; çocuklar yakalarını bırakmayan ağır sınavlara hazırlık için odalarına, babalar spor programlarına, anneler dizilerine dalıyor. Ev içindeki iletişim bile çoğunlukla sosyal medya üzerinden sağlanır oldu. Hatta restorana giden aileler, bir elleriyle çatal sallarken diğer elleriyle telefon kurcalama "sihirbazlığını" edinmiş durumdalar.
Yalnızlık Allah’a Mahsus
Yalnız olmak ve insan olmak, aslında aynı cümlede yan yana gelmemesi gereken kavramlar. Büyüklerimizin her duvara asılması gereken şu muhteşem sözünü bilmeyenimiz yoktur: "Yalnızlık Allah’a mahsustur." Eyvah ki, şimdi her kula mahsus hale geldi!
Türkülerimiz hayatta başa gelecek en şedit ve dayanılmaz felaket zincirini; "Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm" diye sıralar; ben buna "kalabalık içinde yalnızlığı" da ekliyorum.
Sevdiğim yazarlardan Stefan Zweig’in, şu sözünün altını çizmişim:"Asıl yalnızlık, sizin için önemli olan şeyleri başkalarına ulaştıramamanızdır."
Cemil Meriç’in "Yalnızlık, her büyük ruhun kaderidir" dediği o asil duyguyu, biz çocuklarımıza daha oyun çağında bir mahkûmiyet olarak giydiriyoruz.
Şairin dediği gibi; o yaşlarda çekilen yalnızlık sızısı, bir ömür boyu o ruhun gökyüzü oluyor ve bir daha da kaybolmuyor.
Gönül Radarlarımız hep açık olmalı
Geniş toplum kesimlerinde kendini hissettiren “toplum içi, aile içi, okul içi yalnızlık, iletişimsizlik hali” sadece edebi bir hüzne değil, bilimsel bir alarma işaret ediyor. Kendini yalnız hisseden bir çocuğun beyninde stres hormonu tavan yaparken, empati yeteneği zayıflıyor. Duygusal bir liman bulamayan çocuk, varlığını kanıtlamak için suça veya yasa dışı gruplara yönelebiliyor. Çünkü yalnızlık, sadece çocukları değil, yetişkinleri de savunmasız bırakıp tehlikeli bir "aidiyet" arayışına itiyor.
Kahramanmaraş’ta bir ölüm zombisine dönüşen İsa Aras’a ait olduğu şu not, bir alarm çığlığı gibi sarstı beni: "Herkesin içindeyim ama herkesten uzak. Kimse ne düşündüğümü sormuyor, sadece ne yapmam gerektiğini söylüyorlar."
Eyvah ki ne eyvah! Allah korkusu, anne-baba saygısı ile yoğrulmuş gençlerimizin bir bölümü ne ara ne hissettiği bilinmeyen "korunaksız yalnızlar", "izansız, insafsız, imansız katiller" haline geldi? Sokak çetelerine meyletti, mafya özentisi haylazlara özenir oldu.
"Silah namustur" izansızlığı, sevgisizliği, ilgisizliği ile babaları poligonlarda atış yaptırılan körpe katiller "Kalemi namus" belleyen ve geleceğe ilim irfan yolundan yürüyen öğretmenlerini katleden canavarlara nasıl dönüştü?
Reçete: İlgi, Sevgi, Şefkat
Ben burada incinmiş ruhların röntgenini önünüze koyarak, çokluk içinde yalnızlığa itilen gençlerin nasıl birer tehlikeli ordu haline gelme potansili taşıdığına işaret etmeye çalışıyorum. Öğretmeninine, arkadaşlarına gözünü kırpmadan kurşun yağdıran bir caninin katliamını breysel bir hadise gibi algılamanın yanlışlığını vurguluyorum. Diyorum ki, korkuya, paniğe gerek yok, ama bu gibi hadiselerin alarm kabul edilip silkinişe, kapsamlı önlem seferberliğine vesile olması lazım.
Okullarımızı X-ray cihazlarıyla donatabiliriz ama ruhlardaki o derin izolasyonu aşacak bir teknoloji henüz icat edilmedi. Buna gerek de yok; çünkü sevgi ve şefkat, Allah’ın ruhları sarıp sarmalayan ilahi bir hediyesidir. Yeter ki bunu somut çabalarla toplumsal idrak haline getirelim.
Çocuklarımızın sessiz çığlığını işitecek "gönül radarımızın" kapsama alanını tüm yurdu kuşatacak kapasiteye çıkaralım. Lütfen evlatlarımızın "Beni sadece sanal dünya anlıyor" diyen birer yabancıya dönüşmesine müsaade etmeyelim. Onları kadim kültürümüzün şefkat kanatları altında korumaya alalım, çağın zarar ziyanından, ağ toplumunun fitnelerinden koruyacak zırhlarla techiz edelim.
Sağlıklı bir aile ve toplum için lütfen birbirinizle en az cep telefonlarınız kadar meşgul olun. Birbirinizle konuşun! Şüphesiz içimizi yakan katliamları tek bir sebebe indirgeyemeyiz; ama bir sıralama yapsak, bu "suskunluk orucu", "bu birbiriyle sohbet perhizi", “bu dökük çehreler zenginliği” kesinlikle en üst sıralarda yer alacaktır.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.