Erzurum’un Beton Tuzağı:

Sermaye Dönüyor, Şehir Üretemiyor

Arsa al, bina yap, daireleri sat, altına dükkân aç ve yeniden arsa al… Erzurum’da yıllardır işleyen bu döngü, artık şehrin ekonomik geleceğini sorgulamamızı gerektiriyor. Para kazanılıyor, binalar yükseliyor, işletmeler açılıyor. Ancak bütün bu hareketlilik, aynı ölçüde üretime ve kalıcı refaha dönüşmüyor.

Erzurum’da güçlü sermaye sahipleri, yatırımcılar ve ticaret tecrübesi olan iş insanları var. Sorunumuz sermayesizlik değil, bu sermayenin sürekli aynı alanlarda değerlendirilmesi. Arsa alınıyor, bina yapılıyor, daireler satılıyor; alt katlarda dükkânlar açılıyor. O dükkânlarda çoğunlukla başka şehirlerde üretilen ürünler satılıyor ve döngü yeniden başlıyor.

Peki bütün bu kazancın sonunda Erzurum ne üretiyor? Kaç yeni marka doğuyor, kaç üretim tesisi kuruluyor, kaç gencimiz nitelikli bir iş buluyor?

Erzurum’da para dönüyor ama üretim aynı hızla büyümüyor.

Üstelik bu döngü birbirini besliyor. Bina yapan yatırımcı iş yerleri oluşturuyor, perakendeci bu iş yerlerinde tüketiciye satış yapıyor, çalışanlar istihdam ediliyor ve tüketim ekonomisi genişliyor. Ticaretin elbette ekonomik değeri var. Ancak satılan ürün başka şehirlerde üretiliyorsa, Erzurum çoğu zaman üretimin değil, satışın ve tüketimin kazancından pay alıyor.

Başkasının ürettiğini satmak ticarettir; kendi ürettiğini satmak ise ticarete üretim gücünü, marka değerini ve kalıcı istihdamı eklemektir.

İşte sermaye sahiplerimizin artık bu farkı görmesi gerekiyor.

Yıllardır bina yatırımlarına yönelen sermayenin bir bölümü, o binalardaki iş yerlerinde satılan ürünleri üretecek tesislere aktarılmalıdır. Her işletmenin tek başına fabrika kurması gerekmiyor. Güçlü yatırımcılar ortaklıklar kurabilir, yerel üreticileri destekleyebilir ve ticari ağlarını Erzurum’da üretilen ürünlerin pazarlanması için kullanabilir.

Asıl girişimcilik, yalnızca tüketimin gerçekleşeceği mekânı yapmak değil, o tüketimin arkasındaki üretimi de kurmaktır.

Konkordatolar, ekonomik tıkanmanın ağır faturasını gösteriyor

Talebin ve kazanç ekonomisini yoğunlaştığı alan, devamlı fiyatların yukarı yukarı gittiği bir sektör oluşturdu.

İnşaat ve taahhüt sektöründe yoğunlaştığı belirtilen konkordato süreçleri, bu ekonomik modelin taşıdığı riskleri daha görünür hâle getiriyor. İnşaat sektöründeki mali sıkıntılar yalnızca müteahhitleri etkilemiyor; taşeronlara, tedarikçilere ve küçük esnafa kadar uzanıyor.

Müteahhit borcunu ödeyemediğinde taşeron alacağını tahsil edemiyor. Tedarikçi sattığı malın parasını alamıyor, kendi borçlarını çeviremiyor. Bir şirketin yaşadığı kriz, başka işletmelerin sermayesini eritiyor, istihdamı tehdit ediyor ve yeni yatırımların önünü kesiyor.

Bir müteahhidin ödeyemediği borç, başka bir işletmenin sermayesine; tahsil edilemeyen bir alacak, başka bir işletmenin kapanma riskine dönüşüyor.

Konkordato başvurusu tek başına iflas anlamına gelmez. Ancak bu dosyaların sektörel dağılımı ve alacaklı işletmeler üzerindeki etkisi, Erzurum ekonomisinin dikkatle incelemesi gereken ciddi bir meseledir. İnşaatta yaşanan mali tıkanma, o sektöre bağlı işletmelerin tamamını sarsarken sermayenin üretim dışındaki belirli alanlarda yoğunlaşmasının risklerini de ortaya koyuyor.

Yıllarca kolay ve öngörülebilir kazanç kapısı olarak görülen bir alana aşırı bağımlılık, işler tersine döndüğünde bütün ticari zinciri kırılgan hâle getiriyor. Erzurum’un ihtiyacı, sermayesini daha geniş bir üretim tabanına yaymak ve ekonomik geleceğini tek bir yatırım anlayışına bağlamamaktır.

Sermayenin yönü değişmeli

Erzurum’un hayvancılık, tarım ve ticarette önemli bir birikimi var. Bu birikim, işlenmiş et ve süt ürünlerine, yerel markalara, gıda sanayisine ve katma değerli üretime dönüştürülmelidir. Bugün satış ağları kuran işletmeler, yarın o ağlarda satılan ürünlerin üretimine de ortak olmalıdır.

Devlet de üretim yatırımlarının finansmana erişimini kolaylaştırmalı, ortak girişimleri desteklemeli ve teşvikleri kalıcı istihdam ile katma değer üretimine yönlendirmelidir. Ancak sermaye sahiplerinin sorumluluğu da açıktır: Kazandıkları parayı yeniden arsaya yatırmakla yetinmeyip şehrin üretim gücünü büyütecek yatırımlara yönelmek.

Artık Erzurum’da yalnızca kaç daire satıldığını, kaç dükkân açıldığını değil; kaç ürünün burada üretildiğini, kaç yerel markanın büyüdüğünü ve kaç gence kalıcı iş sağlandığını konuşmalıyız.

Çünkü sermaye sahibinin kazancı ile şehrin zenginleşmesi aynı şey değildir. Gerçek kalkınma, bu kazancın üretime, istihdama ve ekonomik dayanıklılığa dönüşmesiyle gerçekleşir.

Erzurum’un betonla bir sorunu yok. Sorun, ekonomik geleceğin betona sıkışmasıdır. Yeni binalar yapılırken yeni üretim tesislerinin de kurulması, ticaret büyürken yerel üretimin de güçlenmesi gerekiyor.

Arsa alıp bina yapmak kazanç sağlayabilir. Ama bir şehri geleceğe taşıyan, o kazancı üretime dönüştürmektir.

Erzurum’un parası da var, yatırımcısı da. Artık ihtiyaç duyulan, bu gücü aynı döngüde tekrar tekrar kullanmak yerine üretime yönlendirmektir.

Çünkü mesele yalnızca para kazanmak değil; kazanılan parayla Erzurum’un geleceğini kurmaktır.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Köşe Yazıları