Mehmet Kotan
Mezuniyet Değil, Tören Enflasyonu
Anaokulu diplomasını duvara asarken çivi yamuldu diye üzülen velilerimiz varsa, müjde! Önümüzde kutlanacak daha nice “mezuniyet” var: İlkokul, ortaokul, lise ve nihayet üniversite fırlatmaları…
Eğitim sistemimizde konuşulup tartışılıp düzeltilmesi gereken yığınla mesele olabilir ama mezuniyet törenlerindeki şatafat konusunda dünya liderliğine oynuyoruz. Henüz burnunu silmeyi yeni öğrenmiş, “büyük tuvalet” eğitimini geçen yaz tamamlamış 5 yaşındaki evladımıza cübbe giydirip başına kep oturtarak başlattığımız bu Hollywoodvari çılgınlık, artık trajikomik bir toplumsal histeriye dönüşmüş durumda.
Bu haftaki köşemizde; cüzdanları eriten, mantığı dumura uğratan ve çocukları erken yaşta lüks budalalığıyla tanıştıran “diploma sanayii”ni masaya yatırıyoruz.
5 Yaşında Akademik Kariyer Zirvesi
Eskiden mezuniyet; yıllar süren emeğin, uykusuz gecelerin ve nihayetinde bir meslek sahibi olmanın onurlu tesciliydi. Üniversite bitince o kep gururla havaya fırlatılırdı.
Şimdi kronoloji şöyle işliyor:
Anaokulu: El boyaması ve legolardan mezuniyet. Cübbe standart, kep zorunlu.
İlkokul: Okuma bayramı yetmiyor, artık “İlkokul Mezuniyet Balosu”.
Ortaokul: Liseye geçiş sınavının stresi dinmeden beş yıldızlı otelde gala gecesi.
Lise: Gelinlikten bozma abiyeler, kiralık smokinler ve Hollywood jönü edaları.
Henüz hayatın alfabesini yeni sökmüş bir çocuğa, bilimin ve emeğin ağır sembolü olan cübbeyi giydirdiğimizde, o giysinin temsil ettiği değeri daha baştan sıradanlaştırıyoruz. Beş yaşında cübbe giyen çocuk, üniversite mezuniyetinde kepini fırlatırken muhtemelen “Bunu ana sınıfında da yapmıştım” diye düşünecek.
Velilerin Gizli Yarışı ve Cüzdan Yangını
Asıl trajedi ise çocukların değil, velilerin içine düştüğü amansız rekabet.
Mezuniyet komiteleri kuruluyor, WhatsApp gruplarında diplomatik kriz havası esiyor:
“Otelde olsun…”
“DJ yetmez, canlı orkestra gelecek…”
“Çocuğum arkadaşlarından eksik kalmasın…”
Bu kompleksle bütçeler zorlanıyor.
Sırf o üç saniyelik kep fırlatma videosu Instagram’da “gururlu anne-baba” etiketiyle paylaşılsın diye aileler, haftalık mutfak masrafını organizasyon şirketlerine akıtıyor.
Sahnedeki çocuk ise çoğu zaman ne yaptığını bile bilmiyor. Sıcaktan bunalmış, kafasındaki karton kep gözüne batıyor ve tek derdi bir an önce eve gidip tabletine kavuşmak.
Neyi Kutluyoruz?
Asıl sorulması gereken soru şu:
Biz tam olarak neyin kutlamasını yapıyoruz?
Çocukların bir üst sınıfa geçmesinin mi, yoksa yetişkinlerin lüks ve gösteriş ihtiyacının mı?
Eğitimi şova, diplomayı da lüks tüketim malzemesine çevirdiğimizden beri çocuklara “başarıyı” değil, “başarılı görünmeyi” öğretiyoruz.
Gösterişin emeğin önüne geçtiği bu törenler, zihinlerde kalıcı bir başarı duygusu yerine geçici bir popülerlik illüzyonu yaratıyor.
Demem O Ki…
Evet, “Çok insafsız oldun, çocukların bir günü” diyecekler olacak.
Ama artık kabul etmemiz gerekiyor ki hayatın doğal akışını abartılı bir eğlence şovuna dönüştürmüş durumdayız. Cinsiyet partilerinden umre partilerine, her özel anı gözümüze sokarcasına paylaşma çılgınlığına kadar aynı zihniyet hüküm sürüyor.
Genelleme yapmadan söylüyorum: Kahir ekseriyetle hâlimiz bu.
Yine de bütün gençlerimize girdikleri sınavlarda başarılar diliyor, emeklerinin karşılığını almalarını temenni ediyorum.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.