Aşure Kazanından Taşan Mana

Bazı aylar vardır ki takvime yazılır; bazı aylar da kalbe yazılır. Muharrem işte böyledir. Hicrî yılın ilk ayı olmasının ötesinde, insana yeniden başlamayı, yeniden düşünmeyi ve yeniden kendine dönmeyi hatırlatan manevi bir duraktır.

İnsan bazen hayatın telaşında unutur; nereden geldiğini, nereye yürüdüğünü, neyin peşinde olduğunu... Muharrem ayı ise gönlün kapısını usulca çalan bir misafir gibi gelir ve der ki: "Biraz yavaşla. Kendine bak. Kalbine bak. Neyi çoğalttın, neyi eksilttin?"

Aşure Günü de bu muhasebenin sembollerinden biridir.

Bir kazanda buluşan onlarca farklı nimet... Ayrı ayrı bakıldığında birbirine benzemeyen, hatta bir araya gelmesi düşünülmeyen malzemeler, aynı ateşte pişerek tek bir lezzete dönüşür. Belki de aşurenin asıl hikmeti burada saklıdır. Hayat da böyledir. Sevinçlerimiz, hüzünlerimiz, kayıplarımız, umutlarımız, dualarımız ve bekleyişlerimiz ilahi takdirin kazanında pişerek bizi olgunlaştırır.

Tasavvuf ehli, kâinata ibret nazarıyla bakmayı öğütler. Bir buğday tanesinde rahmeti, bir damla suda hikmeti, bir lokma ekmekte şükrü görmeyi... Aşure de böyle bir nazarla bakıldığında yalnızca bir tatlı değil, sessiz bir irşattır.

Çünkü aşure, çokluğun birlik içinde anlam bulmasının remzidir.

Aynı sofrada oturan insanlar gibi...

Aynı şehirde yaşayan komşular gibi...

Aynı kıbleye yönelen müminler gibi...

Farklı renklerin, farklı seslerin ve farklı hikâyelerin bir araya gelerek rahmet iklimi oluşturmasının sembolüdür.

Belki bu yüzden büyüklerimiz aşureyi sadece pişirmemiş, paylaşmıştır. Çünkü bereket, elde tutulan değil; elden çıkarılan nimette gizlidir. Gönülden verilen bir kâse aşure, bazen uzun bir sohbetin, bazen bir duanın, bazen de unutulmaya yüz tutmuş bir muhabbetin vesilesi olmuştur.

Muharrem ayı aynı zamanda bizlere sabrı da hatırlatır. İnsanlık tarihinin nice imtihanları, nice teslimiyetleri ve nice hakikat yolculukları bu ayın hatıralarında yankılanır. Özellikle Kerbelâ'nın hüznü, asırlar geçse de vicdanlarda yaşamaya devam eder. Çünkü Kerbelâ yalnızca tarihte yaşanmış bir hadise değil; hak ile batıl, adalet ile zulüm, sadakat ile menfaat arasındaki tercihin insanlığa bıraktığı derin bir derstir.

Bu sebeple Muharrem'e sadece bir ay, Aşure Günü'ne sadece bir gelenek olarak bakmak eksik kalır. Her ikisi de insana kendi iç âlemine doğru açılan bir kapıdır.

Kim bilir...

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, aşure kazanında kaynayan malzemelerin sayısını değil; kalbimizde kaynayan niyetleri çoğaltmaktır.

Belki daha çok şükretmek...

Daha çok paylaşmak...

Daha çok hatırlamak...

Ve biraz daha gönül sahibi olmak...

Niyazımız odur ki;

Ey kalpleri evirip çeviren Rabbimiz, Muharrem'in bereketinden bizleri mahrum bırakma. Kalplerimizi kin ve kırgınlıktan arındır. Bizlere şükreden bir dil, paylaşan bir el, merhametle bakan bir göz nasip eyle.

Aşure kazanlarında kaynayan bereketi hanelerimize, hanelerimizden gönüllerimize taşı. Birliğimizi, kardeşliğimizi ve muhabbetimizi daim eyle.

Kerbelâ'nın ibretini anlayabilmeyi, Hz. Hüseyin'in sadakatinden nasip alabilmeyi, hakkın yanında durabilmeyi bizlere lütfeyle.

Bu mübarek günleri, gönüllerimizin dirilişine vesile kıl.

Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Kotan Arşivi

Mezuniyet Değil, Tören Enflasyonu

21 Haziran 2026 Pazar 10:46

LİMENİL MÜLKÜ'L-YEVM?

14 Haziran 2026 Pazar 11:27

FUADNÂME..

17 Mayıs 2026 Pazar 12:05

KARIN ALTINDAKİ BAHAR

10 Mayıs 2026 Pazar 11:19

BATI DOLMADAN DOĞU DOYURULMALIDIR

26 Nisan 2026 Pazar 11:13