Vahdet Nafiz Aksu
Kış Turizminin Şehir Ekonomisini Dönüştürme Gücü
Erzurum'u sağlık, eğitim, hayvancılık ve kış turizmi merkezi haline getirme hedefi, şehrin kalkınma vizyonunun dört temel direği olarak genel bir kabul görüyor. 90’lı yıllardan beri birçok siyasetçinin, kent yöneticisinin, sivil toplum liderinin ve gazetecinin dilinden bu konu hiç düşmedi.
Ben de bu unsurların şekillendirdiği "kalkınma paradigmasını" benimsemekle beraber, yirmi sene önce kaleme aldığım bir yazıda konuya daha bütünsel yaklaştım: Erzurum’a özgü unsurlar taşıyan "Kış Ekonomisi" kavramını geliştirdim. Kış turizmini de bu ekonominin başat aktörlerinden biri olarak gördüğümü ifade etmiştim. Halen de aynı fikirdeyim.
Övünerek ifade ediyorum ki; dünya çapında bir cevherin üzerinde oturuyoruz. Erzurum Palandöken; kar kalitesi, pist uzunluğu, harika tesisleri ve kaliteli işletmesiyle bugün devler liginde; dünyanın sayılı merkezlerinden biri olarak göz kamaştırıyor. Kış mevsimi geldiğinde oteller doluyor, teleferikler çalışıyor, zirvede bir hareketlilik başlıyor. Benim tabirimle; kış ekonomisinin bereketli çarkları dönüyor. Yıllardır bu keyif verici manzarayı gururla izlerken, aklıma takılan o soruyu sormadan edemiyorum:
Peki, bu parıltı şehrin sokaklarına, esnafın tezgâhına, Erzurumlu gencin cebine ne kadar yansıyor?
Başka bir ifadeyle; sektörel çapta gayet başarılı gözüken bu turizm faaliyeti, bütünsel kent ekonomisinin kasasını ne kadar besliyor? Elde edilen hasılat, il genelinde kişi başına düşen gelire somut olarak ne kadar katkı sağlıyor? Açık konuşalım: Palandöken bugün şehir ekonomisi için bir lokomotif mi, yoksa yüce dağ başında kendi içine kapalı bir "turizm adası" mı?
Turisti havaalanından alıp otele bırakan, pistten çıkarıp tekrar odasına hapseden bir sistemle "gerçek" bir yerel kalkınmadan bahsedilebilir mi? Yoksa yaz turizminin "her şey dahil" tuzağı, burada da mı tekrarlanıyor?
Dünyadaki başarılı örneklere bakıyorum; İsviçre’de Davos veya Fransa’da Chamonix sadece birer kayak merkezi değil, birer "şehir-marka"dır. Turist kayaktan indiği an kendini yerel üretimin, butik mağazaların ve kültürel etkinliklerin içinde bulur.
Eski yazılarımda bir öneri sunmuştum: "Karda üşüyen misafirlerimizi, dünyanın en kaliteli kaplıca sularıyla ısıtmanın; Palandöken’i Ilıca çermikleriyle buluşturmanın yolunu bulmalıyız." Kayak tesisleriyle Ilıca arasında bir teleferik hattından bahsetmiştim. Birçok vizyoner öneri gibi bunlar da dijital arşivlerde uyku halindeler.
Oysa turisti otel dışına çıkaracak tematik rotalar kurmak mümkündür ve şarttır. "Entegre Ulaşım ve Gastronomi" yaklaşımıyla şehir merkezi ile dağ arasında konforlu bir "gastronomi köprüsü" inşa edilmeli; cağ kebabından kadayıf dolmasına, dünyanın en harika tespihine, yerel zanaatlara kadar Erzurum’un ruhu pazarlanmalıdır. "Erzurum Pass" sistemi ile turistin tek bir dijital kartla ulaşımdan müzeye, esnaftan Tabyalar ve Narman Peri Bacaları’na kadar uzanan bir zincire dahil edilmesi gerekir.
Palandöken sadece kayakçıların değil, Erzurum ekonomisinin de zirvesi olmaya elverişlidir. Eğer dağın karı şehre bereket olarak yağmıyorsa, bir yerlerde yanlış yapıyoruz demektir. Sezon bittiğinde o mükemmel turizm altyapısını değerlendirmek, o güzelim otelleri yaz boyunca boş bekletmemek için yaz turizmini geliştirmeye ve çeşitlendirmeye yönelik kapsamlı uygulamalara ihtiyaç var. Bu yöndeki çabaları önemsiyor ve alkışlıyorum.
Takdirle takip ettiğim mevcut tanıtım faaliyetlerine ek olarak; küresel çapta yeni bir tanıtım ve kaliteli müşteri kazanma atağının da içinde bulunduğu "Palandöken Kış Turizmi 20 Yıllık Gelişim ve Tanıtım Seferberliği" planı, sektör uzmanları ve kamu yetkililerinden oluşan bir komisyonca hazırlanarak yürürlüğe konulmalıdır.
Artık kış turizminin şehir ekonomisini dönüştürme gücünden çok daha etkin yararlanma vaktidir.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.