Vahdet Nafiz Aksu
BEN BU ÇOCUĞU NASIL OKUTACAĞIM?
Geçen gün, çocukları anaokuluna giden genç bir anne babayla sohbet ederken, tatlı bir heyecanla karışık derin bir kaygıya şahit oldum.
Önümüzdeki yıl ilkokula başlayacak olan yavrularının geleceğini planlamaya çalışıyorlardı. Anne, semtlerindeki köklü bir devlet okulunu ekonomik koşullarına daha uygun bulurken; baba, fiziksel imkânları geniş bir özel okul arayışı içindeydi. Babanın çaresizlik dolu şu sözleri aslında her şeyi özetliyordu: "Boğazımızdan kısalım, bütçemizi zorlayarak tek evladımızı daha iyi koşullarda okutalım."
Fikrimi sordular; böylesine mühim bir meselede kararlarını etkilemek istemedim. Ancak bu manzara, bugün Türkiye'deki milyonlarca ailenin ortak fotoğrafı olarak karşımızda duruyor. Tam da bu noktada, meselenin sadece bireysel bir konu değil, milli bir mesele olduğunu hatırlamak gerekiyor.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir konuşmasında Türkiye'de doğurganlık oranının 1,48’e gerilemesini "felaket" ve "alarm zilleri" olarak nitelendirmiş; bu durumu açıkça bir "milli beka sorunu" olarak tanımlamıştı. Nüfusun kendini yenileme eşiğinin altına düşmesini "intihar” olarak gören bu yaklaşımı ve aile yapısını koruma çağrısını yürekten alkışlıyorum.
Lakin bu noktada durup düşünmemiz gereken bir gerçek var: Nüfus artış hızındaki bu ürkütücü düşüşün en temel sebeplerinden biri, ailelerin çocuklarını en kaliteli şekilde ve en az maliyetle okutabilmelerinin giderek imkânsız hale gelmesidir.
Eğitim, bir milletin beka meselesidir. Devletimiz tüm imkânlarını seferber ederek yeni okullar inşa ediyor, eğitim ordusunu güçlendirmeye çalışıyor. Özellikle son yıllarda gerçekleştirilen okul öncesi eğitimdeki çalışmaları geleceğimiz adına umut verici buluyorum. Ancak ne yazık ki bu olumlu çabalar, genç anne babaların "haklı" kaygılarını gidermeye yetmiyor.
Çünkü bugün, yıllar önce atılmış yanlış bir adımla, devasa hale gelmiş sistemsel bir sorunla karşı karşıyayız. Her semtte bir özel okul tabelası görmek mümkün. Ancak az sayıdaki nitelikli örneği istisna tutarsak; bu kurumların eğitim kalitesi noktasında ne kadar yeterli oldukları büyük bir soru işareti. Devlet okullarındaki fiziksel yetersizlikler aileleri özel okullara itiyor, fakat astronomik düzeylere ulaşan özel okul ücretlerini karşılamak her iki ebeveynin çalıştığı hanelerde bile artık imkânsız hale geldi. Özellikle büyükşehirlerdeki ağır mutfak masrafları ve kontrolden çıkan kira bedelleriyle boğuşan vatandaşın, bir de temel eğitim masrafları altında ezilmesi ülkemizin en yakıcı sorunudur. “Ücretsiz devlet okulları ne güne duruyor” deyip geçemeyiz, anayasal fırsat eşitliği hakkını yok sayamayız!
Genç nüfusumuzu ağır özel okul maliyetlerine mahkûm etmek, aileleri yeni bir çocuk sahibi olma fikrinden uzaklaştıran en büyük engeldir.
Gönlümüzden geçen; üniversite öncesi eğitimin, yeterli kapasite ve kaliteli öğretmen kadrosuyla tamamen devlet kanalıyla, fırsat eşitliği gözetilerek ve tamamen ücretsiz sunulmasıdır. Temel eğitim, devletin en asli görevi ve vatandaşına en yüksek standartta vermesi gereken bir hizmettir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladığımız bu günlerde, çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük hediye onlara kaygısız bir gelecek, onun da ilk adımı fırsat eşitliği çerçevesinde en mükemmel eğitim koşullarını sunmaktır.
Hiçbir anne baba, evladının eğitimi için çaresizlik içinde kıvranmamalı. Türkiye, ana babaların "Ben bu çocuğu nasıl okutacağım?" sorusuyla bunaldığı ve bu yüzden çocuk sahibi olmaktan korktuğu bir ülke olmamalı.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.