Mehmet Kotan
ÇOCUKLAR NEDEN HAYAL KURMAYI BIRAKTI?
-Doğallıktan sanallığa bir geçiş-
Bir zamanlar çocukların hayalleri sokaklarda başlardı. Bir ağacın dalı mikrofona, kaldırım taşı kale direğine, karton kutu uzay gemisine dönüşebilirdi. Hayal, doğaldı; kendiliğinden, filtresiz ve sınırsızdı.
Bugün ise çocukların hayalleri, bir ekranın içine sığıyor.
Gelişmiş teknoloji ve internet, sadece hayatı kolaylaştırmadı; insanı da yeniden şekillendirdi. Artık karşımızda “prototip insan modeli” var. Ne izleyeceği, ne isteyeceği, neye özenip neyi hayal edeceği önceden belirlenmiş bir model. Sistem, kendi kurduğu hayallerin içinde çocukları ve gençleri yaşatıyor.
Eskiden çocuk hayal kurardı.
Şimdi hayal, ona sunuluyor.
Sosyal medya, dijital oyunlar ve algoritmalar çocuklara sadece içerik değil, hedef de veriyor. Nasıl görünmeleri gerektiğini, neye özenmeleri gerektiğini, neyin “başarı”, neyin “değerli” olduğunu fısıldıyor. Böyle bir dünyada hayal kurmak riskli bir eyleme dönüşüyor. Çünkü hayal, özgünlük ister; sistem ise benzerlikten beslenir.
Çocuklar artık hayal üretmiyor, hayal tüketiyor.
Oynuyorlar ama oyunu icat etmiyorlar.
İzliyorlar ama hikâyeyi yazmıyorlar.
Doğal olan; denemekti, yanılmaktı, sıkılmaktı. Sanal olan ise sürekli uyarılmak, eğlendirilmek ve yönlendirilmek. Bir çocuğun sıkılmasına bile tahammül edemeyen bir çağdayız. Oysa sıkıntı, hayalin kapısını aralayan en önemli duygudur. Sürekli ekrana bakan bir çocuk, iç dünyasına dönmeyi öğrenemez.
Eğitim sistemi de bu dijital düzenin dışında değil. Çocuklardan sorgulayan bireyler değil, sisteme uyum sağlayan kullanıcılar yetiştiriliyor. Yanlış yapmaktan korkan, hata almayan, performansla ölçülen çocuk; hayal kurmayı değil, onaylanmayı öğreniyor.
Aileler iyi niyetle “geleceği garanti altına alma” çabasında. Ama garanti arayışı, hayalin düşmanı. Çünkü hayal belirsizdir, plansızdır, risklidir. Sanat, düşünce ve yaratıcılık bu yüzden sistemin kenarında durur. Çocuklara güvenli ama dar bir dünya sunulurken, geniş hayal dünyaları sessizce ellerinden alınıyor.
Sonuçta ortaya şu soru çıkıyor:
Hayal kurmayı mı bıraktılar, yoksa hayal kuracak alan mı kalmadı?
Doğallıktan sanallığa geçerken çocukların iç sesi bastırıldı. Sistem onlar adına düşündü, seçti, hayal etti. Bugün gençlerin umutsuzluğundan, ruhsal yorgunluğundan söz ediyorsak; bunun sebebi sadece gelecek kaygısı değil, kendilerine ait bir hayalin kalmamış olmasıdır.
Belki de yapılması gereken, çocuklara yeni hayaller öğretmek değil.
Ekranı biraz geri çekip, sessizliği geri vermek.
Sıkılmalarına izin vermek.
Kendi hayallerini kurabilecekleri doğal alanları yeniden açmak.
Çünkü hayal, indirilemez.
Hayal, ancak özgür bırakılırsa filizlenir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.