İstiklal Marşımızın kabul ediliş gününde Arapça okunması

İstiklâl Marşının kabul edildiği günde hem de resmi bir törende; Kur'an dili Arapça'ya saygımız olsa da olmalı da; Marşımızın Arapça okunması hatalı olmuştur. Bu uygulamaya neden gerek duyulmuştur? Araplar kendi milli marşlarını Türkçe veya başka dillerde okuyorlar mı? Hayır! Bu Marş Türk milleti adına ve Türk milleti için yazılmış bir Marş. Kendi dilimizle yazılan Milli Marşımız ancak kendi dilimizle okunur. Araplar dahil isteyen her millet bu muhteşem marşı kendi dillerine çevirebilirler. Bunda bir beis yok. Ama Milli Marşımızın kabul edildiği bir günde Arapça okunması hangi ihtiyaçtan doğmuştur? Sorgulanan bu.

Türkçe'nin Başkenti olarak görülen Karaman ilinde resmi törende yapılan bir işgüzarlıktır bu ve bu işgüzârlık da hiç de hoş ve hiç de doğru olmamıştır. En güzel dil başka bir dil değil, rüyalarımızı gördüğümüz annelerimizin tatlı ninnileriye ve türküleriyle uyuduğumuz ve büyüdüğümüz kendi anadilimizdir. Şiir için şöyle denilir " Hiçbir dile çevrilemeyen hatta yazıldığı dile bile. Ama her dilde anlaşılan bir edebi anlatım türüdür" İstiklâl Marşı ve dilimizle yazılan bütün şiirler ses unsurları ve söyleyiş güzelliği ve ahengiyle olmasa da Arapça'ya ve başka dillere çevrilebilir. Konumuz bu değil.

Bugün dil bilinci yoksun bazı kesimlerde olduğu gibi dünümüz de özellikle okumuş aydın denilen kesimlerin Türk diline olumsuz bakışlarının tarihsel geçmişine özetle bakmakta bir fayda var.

İstiklal Marşı'nın Türk dilinin tarihsel yalnızlığı: İhmal ve hor görülme süreci

​Türk dili, binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olmasına rağmen, Türklerin tarih sahnesindeki büyük siyasi ve kültürel dönüşümleri sırasında zaman zaman kendi aydınları ve idarecileri tarafından "ikinci sınıf" bir dil muamelesi görmüştür. Bu durum genellikle Türkçenin yetersizliğinden değil, hakim kültürlerin "Arap, Fars ve Batı"prestij dili" olarak görülmesinden ve kabul edilmesinden kaynaklanmıştır.

​Selçuklu ve Osmanlı Dönemi: Saray ile halkın kopuşu: ​İslamiyet’in kabulüyle birlikte başlayan süreçte Türk dili, bilim ve sanatın dışında tutulmaya çalışılmıştır. Selçuklu Devleti’nde devlet işleri ve edebiyatın tamamen Farsça, din ve hukuk işlerinin ise Arapça yürütülmesi, Türkçeyi sadece "halkın konuştuğu basit bir dil" seviyesine indirgemiştir. Bu dönemde Türkçe konuşmak veya yazmak, elit tabaka tarafından bir eksiklik veya basit "taşralılık" işareti olarak görülmüştür.

​Osmanlı Devleti’nde ise bu durum "Osmanlıca" kavramıyla zirveye ulaşmıştır. Saray çevresi ve medrese, Türkçenin dil bilgisi yapısını bozarak içine yoğun miktarda Arapça ve Farsça terkip, kelime ve kural ilave etmiştir. Sonuçta ortaya çıkan yapay esperanto dil, sokaktaki Türk insanı tarafından anlaşılamaz hale gelmiş; sade Türkçe ile eser verenler ise "avam" (basit halk) kabul edilerek küçümsenmiştir. Şöyle ki yazılıp konuşulmayan; konuşulup da yazılmayan ikili bir garebetle karşı karşıya kalınmıştır.

​Tanzimat ve Batılılaşma: Fransızca Hayranlığı
​yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu yönünü Batı’ya çevirdiğinde, bu kez "hor görülme" cephesi değişmiştir. Dönemin aydınları arasında Fransızca bilmek ve konuşmak bir asalet ve entelektüel üstünlük göstergesi haline gelmiştir. Kendi dilini modern bilimi, felsefeyi ve sanatı anlatmakta aciz gören "alafranga" tipi, Türkçeyi kaba ve yetersiz bularak dışlamıştır. Bu dönemde Türkçe, Batı dillerinin terminolojisi karşısında ezilen bir konuma itilmiştir.

​Cumhuriyet ve Modern Dönem: Yeni Tehditler
​Cumhuriyet ile birlikte başlatılan "Dil Devrimi", Türkçeyi bu boyunduruktan kurtarmayı hedeflemiş olsa da bu sefer de ideolojik kutuplaşmaların hedefi olmuştur. Tasfiye edilen eski kelimelerin yerine konulan yeni Türkçe kelimeler, bazı kesimler tarafından "uydurukça" denilerek alaya alınmış; dilin özüne dönme çabası "kültürel kopuş" olarak nitelendirilmiştir.
​Günümüzde ise Türk dili, küreselleşmenin etkisiyle İngilizce karşısında yeni bir hor görülme süreci yaşamaktadır. Özellikle iş dünyasında, reklamcılıkta ve sosyal medyada Türkçe kelimelerin yerine İngilizce karşılıklarını kullanmak bir "statü" bir aydın olma göstergesi olarak algılanmaktadır. Bu durum, Türkçenin kendi kendini yenileme gücüne duyulan güvensizliğin modern bir dışavurumudur.

​Sonuç ;Türk dilinin tarih boyu yaşadığı bu "hor görülme" serüveni, aslında bir özgüven krizidir. Kaşgarlı Mahmud’dan Karamanoğlu Mehmet Bey’e, Ali Şir Nevâyi'den Yunus Emre’ye kadar, büyük Atatürk’e kadar pek çok büyük isim bu duruma direnmiş olsa da dilin üzerindeki yabancı hayranlığı baskısı dönem dönem şekil değiştirerek devam etmiştir. Atatürk Türk Dil Kurumu'nu kurarak bu işe ve olumsuz gidişe son vermiş ve her türlü duyarsızlığa kayıtsızlığa rağmen yaşayan dil yoluna devam etmektedir.

Sonuç; Türkçe'nin hor ve küçük görüldüğü bir dönemde Tükçe'nin ses bayrağını yükselten ve özetle "Bugünden sonra divanda, dergâhta ve bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçe'den gayrı bir dil kullanılmayacaktır.'' bilinci gösteren Karamanoğlu Mehmet Bey'n diyarında İstiiklal Marşı'nın kabul gününde yapılan resmi törende Türkçe'ye karşı yapılan muamele en azından bir aymazlıktır. Yetkililerin bu tür işgüzârlıklara müdahil olmaları bir görevi zorunluluktur. Eski köye yeni adet getirmenin bir gereği de anlamı da yoktur. Yahya Kemal'in o güzel ifadesiyle "Türkçe ağzımızdaki annemizin ak sütü gibidir"

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fevzi Budak Arşivi

Erzurumlu arif bir ozan Erbâbı

08 Mart 2026 Pazar 12:13

Eşkiya dünyaya hükümdâr olmuş

03 Mart 2026 Salı 18:40

Trump'tan İran'a yönelik algı oyunu

12 Ocak 2026 Pazartesi 17:58

Hayata veda ettiği günde Âşık Reyhani

10 Aralık 2025 Çarşamba 19:15

Seyyanen zam artışında emekliler yine yok.

04 Aralık 2025 Perşembe 21:21

Bir tatil gününde Erzurumlu Emrah

28 Eylül 2025 Pazar 16:07

Bugün Dil Bayramı

26 Eylül 2025 Cuma 14:57

Gazze'de yaşananlar bir insanlık sorunudur

25 Eylül 2025 Perşembe 17:58