
Sonsuzluğa açılan sırlı kapı,
Kimi zaman bilmeden karşılaşırız bir cami avlusunda
Kimi zaman da bile isteye.
Eş-dost, yaren yahut akraba göçünde..
Ölümü bilen hiçbir fani kayıtsız kalamaz onu görünce,
Kişi ateist olsa bile.
Bir hüzün, bir dram, yerine göre elem.
Acı ve keder…
Her fani bu kapıdan geçer,
En son yatağı olmuş bir tabut içinde.
Aslında mesele, mesele içinde.
Ölmeden önce ölmüşler,
Ne fark eder ha bir ceset ha bir tabut içinde.
Hakikatten uzak nefsiyle baş başa yaşamış,
Hakk’ı unutmuş bir vücut içinde.
Heyhat hesap derin, yolculuk başladı kabre.
İster kalabalık, ister üç-beş,
Ne fark eder ki musallada yatan için.
Amel amel dökülecek sualler az sonra,
Akıbet belli; sonsuz bir kurtuluş ve serin,
Yahut sonsuz azap ve derin.
O artık akıbetini bekler musallada
Ne bir fırsat ne bir nefes, bitti ve gitti.
Er kişi yahut hatun kişi niyetine
Ya meyyit ya meyyite.
Sonra bir kabir, alelacele önünde,
Çarçabuk indirirler
O artık bir derinde.
İşgüzar diriler bir de çevirirler
Yüzünü ve yönünü kıbleye.
Bilmem ki niye?
Fayda nedir ki ölüye.
Diri iken çevirmeliydi yönünü yüzünü kıbleye.
Ölmeden ölenler, ölünce ölenler.
Ölünce dirilenler, hep gelirler o musallaya.
Ölenler öldü, uyanın diriler Sur'dan önce.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.